30 Ekim 2015 Cuma

Bambaşka keşifler, idraklar içinde bu dünyada olduğumuz aşikar. Bu sabah uyandığımda bir şeyden tekrar o kadar çok emin oldum ki,
Yıllarım geçmiş ve hala tangoya ilk andaki kadar aşığım, ilk adımlarımdaki kadar heyecanlı, ilk milonga hislerimdeki kadar kıpırtılıyım. Tangoda ilk yıllarımdan itibaren uçmayı öğrenmesem de, çünkü o zamanlar doğru adım atmaya, hareketleri doğru yapmaya odaklı oluyorsunuz ki dans edebilesiniz, bunun ötesine geçtikten sonra açıldığınız "abrazo"yla bütünlüğün uçusuz bucaksız yoğunluğuna ulaşıyorsunuz. Müziğe karşı gerçekten duyarlıysanız da gerçek manada bir trans ve uçuş yaşıyorsunuz. Gerçekten hayatımın belki de en büyük şansı bu. Çünkü bu uçuşu ne para, pul getirebilir, ne sonsuz zaferler, hedefler, istekler. Ruhun iç dinamiğinden, ansal merkezinden gelen bir büyü ve gerçeklik gibi.. Geçek manada bir ruhsal yolculuk ve aşkın merkezi gibi bunun hissi benim için. Sosyal dansın  içimdeki en büyük yankısı da bu!
En azından bu hayattan bir gün göçüp gittiğimde, her tangonun merkezinde, kalbinde uçtuğum anda sonsuzluğa ulaştığımı biliyorum,  çünkü sonuna kadar deneyimledim, tüm yoğunluklarıyla, duygularıyla... Bazı parçaları delice sevdim, bazı partnerlerimle en yüksek bulutlara eriştim, bazı dostlarımla sonsuzluklar içinde çok çok engin yolculuklar ettim, bazı milonga atmosferilerinde kalbimin ritmini ve sınırsızlığını dinledim. Yeri geldi hasta oldum ve tangoya gittim iyileştim; yeri geldi moralim bozuk oldu, tangoya gittim sevdiğim arkadaşlarımın enerjisi ve tüm danslarım beni mutlu etti; yeri geldi kafa dağıtmak, işten sıyrılmak istedim tangoya gittim özgürleştim, bazen keyifle flört ettim, yeri geldi tüm koşturmalardan yoruldum ve tangoda sadece dansa, müziğe ve üzüme kendimi teslim etmek istedim, ettim ve rahatladım. Tangoya her ruhumu hissettiğim, kalbimi, enerjimi ifade edebildiğim boyutuyla bir kez daha aşık oldum, sözcüklere yetmeyecek oranda tutku duydum ve delice,  tüm iliklerime kadar. sevdim tangoyu. Hatta sevmenin çok öte boyutlarına da uzun yıllar vasıtasıyla daha da net, yoğun ve bol idrakla ulaştım ve her adımımla daha da büyüdüm ve kendimi buldum bu dünyanın içinde, onu hissettim. 
Kuşkusuz herkesin her dünya içinde yaşadığı, hissettiği, algıladığı şeyler bambaşka. Sadece eğlence, iş, ya da hobi olarak görenler de olabilir tangoyu belki. Benim içinse tangoya asla sadece hobi denemez, çünkü insanın tüm yaşamını himayesine alır;  sadece iş kesinikle denemez çünkü kalp ruh sadece ticareti bilmez; sırf eğlence denemez çünkü binbir çeşit duyguyu tangoda yaşarsın, hüzün de duyarsın, delice coşku da, aşk da hissedersin, şefkat de, mutluluk da, adrenalin de yaşarsın. Sonsuz duygu hisseder ve duyumsarsın Yani aslında kendi kendime bu dünyada nasıl hafızalarda kalırdım diye sorduğumda, sosyal dünya içinde tango ve üzüm derdim. Elbette bireysel ya da çok yakın ilişkilerimde de bilenler denizin ve okyanusun hayatımda ne denli yoğun yer teşkil ettiğini bilirler. Her tür denizi yaşarım, yaşadım bu nedenle hayatın ne fırtınasından korkarım, ne dingin sularda sonsuza dek yaşamayı tercih ederim. Doğası olan, doğadan gelen, varolan şeyleri arzularım ve deneyimlerimle öğrenirim. Çünkü yaşam ve içindeki her şey benim için öğrenimdir. Tango da, çünkü ruhumun çıkmasına olanak sağlayan bir ifade, dil bu dans ve müzik.
Dün Cumhuriyetimizin 92. yılını büyük bir coşkuyla kutladık, çok çok sevdiğim, sıcacık bulduğum bir milongada. Son yıllarda almadığı kadar yara alan cumhuriyetimiz ve demokrasimiz adına kendi açımdan sayısız danslar ederek bu hürriyete borcumu ödemek istedim. Oldukça şanslı bir kişi olarak iyi bir aile içinde dünyaya gelebildiğim, Türkiye'de bir çok kadından farklı  ve Batılı normlarda yetiştirildiğim, yurdumda cumhuriyetin ve özgürlüklerin hepsinin vasıtasıyla kendi düşüncelerimi üretebildiğim, eğitim alabildiğim ve kendi memleketimde rahatça, özgürce tango yapabildiğim için ve Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'e her dansımla şükranlarımı ilettim. Ne büyük bir şey işte demokrasi, hürriyet, gelişim, gerçek medeni eğitim ve seçim özgürlüğümüz. Çünkü şu an tangoyu hayatımdan çıkarın, geriye belki yine çok şey kalır ama aynı ben olabilir miydim. Bu dünyaya bir anlamda ömrümü vermişim. Dolayısıyla Para Bailar'da muhteşem bir elektrik hissi, güzel süslemeler, bayraklar ve hoş bir kalabalık vardı. Dj Halil'in lezzetli tandalarıyla ettiğim tüm danslarımda translardan translara kapılırken,  Alper'in keyboard'ı ile operacı bir arkadaşın sesi eşliğinde canlı cortinalar dinlemek,  bale dansçısı bir kadının performansında sessel olarak yankısıyla özellikle Carmina Burana vurgusu ve Pelin ve Miguel çiftinin olağanüstü bulduğum üç parçalık performansı, inanılmaz  sıradışı, renkli ve bambaşka figürleri, oluşturdukları hisleri ile gece üçlere kadar muhteşem bir kutlama yaşadım. Yanımda beni gülmekten komaya sokan tatlı arkadaşlarım ve  ettiğim tüm çok güzel danslarım bugünümün ışıltısı oldu yine ve güne başlarken  böyle  coşkulu bir nefes alabildiğim için yine şükrettim, başta memleketime, çok sevdiğim şehrime ve sonra da cumhuriyetimize...
İlelebet sonsuza dek yaşasın, yaşatalım ve hep dansla, tangoyla, valsle, swingle, salsayla ve tüm dans çeşitleriyle, müzik eserleriyle, sanatla, bilimle, yaşamla ve bilgiyle, kültürle kutlayalım. Bizim nefesimiz 29 Ekim 1923 sayesinde var ve tüm damarlarımızda da bu bilgi net olaraka kalıcıdır. Ne mutlu bize ki, bunun değerini bilenlerdeniz ve bunu korumaya hayatımızı adamışız!
Aslında kutlamaların ilki de Portofino Larespark milongasında başlamıştı. Cumhuriyet Balosu niteliğindeki milongada son dakikada hangi milongaya gideceğim çelişkilerini içimde yaşasam da çok doğru bir tercih yapıp Larespark'a geçtim. İçeride ışıl ışıl, şahane bir atmosfer vardı ve Dj Mihran'ın Ata'mızın konuşmalarını kaydetmiş olduğu cortinaları ise beni derinden etkiledi. O kadar anlamlı, o kadar muhteşemdi ki...Bunu deneyimlediğim tüm olağanüstü danslarımla daha da güçlüce yaşamak ve güzel dostlarımla yine harika sohbetlere uzanmak, pistte Cumhuriyet Bayramı'na nezaketten şıklık yarışına girmiş tüm dansseverle aynı ortamı ve tangonun içimizde yarattığı olağanüstü coşkuyu yeniden doyasıya hissetmek nasıl mıydı....?
Tek kelimeyle muhteşem ve mana, coşku dolu bir geceydi!!
Salı Günü ise dolunay ritüeline mi gireyim milongaya mı gideyim derken yurdumun tüm nadide üzümleri bana enerji verdi ve soluğu La Cumparsita milongasında aldım. Yine hoş bir kalabalık içine süzülürken ve Dj İbrahim'in hoş tandalarıyla lezzetli danslara uzandık, Eşref'in minik doğumgünü dansında onun yeni yaş coşkusuna dahil olduk ve bolca dans ederek, çok iyi dans eden dansçıları zevkle izleyerek geceyi tamamladık. Orada da yine cumhuriyet alevi ve coşkusu doyasıya hissedildi. Hafta cumhuriyet haftasıydı malum! :-)
Ve sonra bugüne geldik. Birazdan Milongahane'ye geçip ne yaşadıklarımı bir kaç saate buraya aktaracağım ve dünü de tüm keyfiyle yaşadığım için şimdi aktarıyorum,
Benim için yine muhteşem bir geceydi, gece üçlere kadar doyasıya, çok kaliteli danslar ettim. Elbette beni uçuran son tanda Fulvio. Salamanca ve her zamanki gibi  ruhumu her daim yeniden canlandıran Pugliese tandası bir yana harika  dans hislerine ulaştım. Güzel hoş bir kalabalık içinde en başta huzur ve sevgi hissettim. Sonra iimdeki rahatlık tınıları eşliğinde  tandalar arası hoş geçişler...Sevdiğim dostlarımı gördüm, hoş sohbetlere ulaştım ve bir milongayı daha tüm coşkusunu hissederek anılarıma kazandırdım, ayaklarımı mahvettim ve bundan tuhaf bir  şekilde yine güçlü haz duydum. Hatta Bora'yla bir sohbetimize değinmek istiyorum. Dün tüm arkadaşlar sohbet ediyorduk dedi ki,
"Dansçılar dans ederken mutlular, etmezken mutsuz. Yani istedikleri şey çok basit aslında. Dans etmek ve güzel, kaliteli danslarla canlanmak...Oysa dünyada savaşlar var. Dansçılar savaşmaz işte..." vs
O kadar doğru buldum ki, evet bizler dans ederken ve uçarken mutluyuz arkadaşlar çünkü o zaman bütünlüğün ve aşkın, sevginin kalbindeyiz. O yüzden ne mutlu ki, mutluluklarımız bambaşka nedenler için...
Bu hafta ve geçen hafta o denli ritmli duygular hissettim ki, yaşamı gerçekten derin soluklarıyla hisseden insanlar için hem mucizeler çok güçlü, hem kayıplar çok yoğun hissediliyor. Daha önce de belirttiğim gibi hayatımda çok yakınlarımı erken yaşlarda kaybedip, bunun acılarıyla fazlaca mücadele etmek zorunda kaldım. Yaşamda sevdiğim birini ilk kaybettiğimde, ölümün ne olduğunu bilmiyormuşum bile, çünkü hep birilerinin bir yakını vefat ederdi bizler de başsağlığı belirtirdik, o da hissetmeden, çünkü yaşayıp, hissetmeyi bilmediğimizden olduğu içinmiş...
Ölümü insan ne zaman mı biliyor, öğreniyor derseniz,
önce bu yaşamda ölümü hissetmek mi derdim, yoksa evinizden birinin, en yakınınızdaki arkadaşınızın ya da akrabanızın alınmasını  ya da onları bu hayata elveda demesi mi bilmiyorum ama şunu biliyorum, yaşamı da her an öğrenerek biliyorum ve ölümün sarsıcı dokunuşunu da gayet net hissediyorum, onu da  kısmen biliyorum. İkisi içiçe zaten. Yaşam bir soluğa, ölümse bir anlık çizginin ötesine bağlı. İşte yaşadık demek için gerçekten tüm yoğunluğuyla yaşamak ve olgunlaşmak benim için mühim. Yoksa hiçbir şeyi yapmış olmak için yapmak ya da yaşamış olmak için yaşamak hevesinde değilim. İçte aşk olmadan ne yaşamak yaşamak, ne de yaşam gerçek bir yaşam. Önce gerçekten doğmak mühim ve sonrasında da her daim yenilenerek yeniden yeniden ileri versiyon idraklara doğarak yaşamak isterim. Bu da güzel yaptığınız doğrularınız kadar, yaptığınız hatalarla ve yanlışlarla da mümkün. Çünkü özünde yanlış yok, idrak var. Yani yıllar önce izlediğim "The scent of a woman " filminin sözünü yine  kendime uyarladım. O filmde bir cümlede Al Pacino danstan çekinen yeni tanıştığı partnerine der ki, (Bu arada kör bir adamı canlandırır aktör,  yani kadının endişe duyması çok doğaldır! :-) )
"No mistakes in tango, not like life."
Ve ben de kendime uyarladığım versiyonla derim ki,
"No mistakes in tango, just like life."
Yaşama sanatımız dansımıza ve karaketerimiz kurduğumuz bütünlüklere dair her iletişime yansır. Bu nedenle pistlerde özümüz müzik olduğu için daha da belirgindir. Müziğe kapılırsanız o öz daha belirgin yansır, kapılmazsanız da hazin bir şekilde silikleşir..
Dans içimizden fışkıran bir güçtür, ışıktır, ifadedir. Hepinizle bugünümüzde ve gittiğimiz tüm milongalarda görüşebilmek dileğiyle. dostlarım, sevgiyle kalınız!***

26 Ekim 2015 Pazartesi

Tangoda kadın erkek ilişkileri tüm kültürleri bir kaç nüansta nasıl da birleştirmiş. Dün çok sevdiğim bir milongada Uzakdoğulu iki milongueroyla dans ederken bunu düşündüm. Hatta bütün yabancı dansçılarla ettiğim dansları da düşündüm akabinde. Nasıl da ortak bir dil kurulmuş, sanki tüm kültürler arasında bir köprü gibi bu dans ve uyum dili. Bu nedenle sanatla, müzikle uğraşan insanlar uğraşmayalardan çok daha fazla dünya insanı oluyorlar aslında. Çünkü iletişimler buluşuyor ve köprüler hep inşa ediliyor müzik vasıtasıyla ve özel anlarımız da hep dostlarımızla sevgiyle, mutlulukla kutlanıyor. Böyle hoş anlarda coşkumuzu paylaştığımız için hep şanslıyız.Dans ederken farklı bir yoğunluğa ulaşıyor ve ruhumuzu bambaşka renkleriyle ve frekanslarıyla yansıttıyoruz. Dans insanları bu nedenle hem olgunlaştırıyor, hem güzelleştiriyor ve ışıl ışıl parlayan bir hale getiriyor. Zaman zaman her miloguera(o) bazen ortamlarda huzursuzluk hissedebilir. Bunu hepimizin içindeki derin hassasiyetlere bağlıyorum aslında. Çünkü müziğin ve bütünlüğün olduğu yerlerde insan kalbi daha kırılgan olabiliyor. En taş ve ego fatihi görünümlü dansçı bile içinde farklı dinamikler, hassasiyetler barındırabilir. Bu nedenle bazen kırılır, üzülebilir, öfke duyar ya da olumsuz  tepkiler sunabilir. Özünde hep farklı hisler ve ihtiyaçlar aradığından. Hepimiz de bu vesiliyle ve tüm enerjimizle birbirimizi etkiliyoruz. Anlık tepkilerimizin ötesinde, birbirimizle daha kapsamlı bir genişlikte ve derinlikte tanıştığımız, buluştuğumuz zaman gerçekten muhteşem dostluklara erişebiliyoruz çünkü hiçbirimiz sadece anda belirmiyoruz, yaşam boyu olgunlaşarak, büyüyerek ve yeni idraklara ulaşarak yeni günlere bizi daha da güçlü yansıtan kapsamlı adımlar atıyoruz. Birbirimize gıcık olduğumuz da oluyor, kanımızın kaynadığı da. Çünkü insan olarak her tür duyguyu ve düşünceyi içimizde barındırabiliyor, bazen minik ya da kocaman hatalar yapabiliyor ama bazen de olağanüstü paylaşımlara uzanabiliyoruz. Bu nedenle  tangoda çok eşsiz insanla tanıştım ve çoğu gerçekten çok yakın dostum oldu ve tanışmaya da devam ediyorum. Yakınlıklar insana inanılmaz keşifler sunuyor, çünkü insanlara dair en gizemli ve ışıltılı yanları farkediyorsunuz. Bazen daha mesafeli ilişkiler de farklı boyutlarını gösteriyor tüm insanların. Aşk ilişkilerine gelince, her kişiye bağlı bambaşka realiteler gerçekleşiyor. Çünkü dans eden insanlar aslında aynı zamanda çok özgürlüklerine düşkünler ve bazen ilişkileri uzun soluklu yürütemiyorlar ya da birbirinden fazla etkilenebiliyorlar.  Elbette bu hep kişiye bağlı ve insanın olduğu her yer etkiyi de getirir. İnsanlar kendi yaşam algılarına göre deneyimler zincirine ulaşıyorlar. Tango dünyasında her insan kabul görüyor aslında. Tepeniz atık da olsanız, çok neşeli de olsanız, sevgi dolu ya da çok soğuk, mesafeli de, arıza da, gıcık da, pek tatlı da, marjinal de, pek bir normal de olsanız camiada kabul görüyorsunuz ve kendinize uygun bir ortam oluşturabiliyorsunuz. Bu gerçekten müthiş bir özgürlük ve tat. Bir de  tangonun ritminden mi, müziğinden mi bilmem ama her tanguera(o) nun hafif bir damar anı vardır. Biraz asabiyet ve keskin vurgular hepimizin artık genlerinde. Elbette yoğun aşk, tutku, coşku, merak, keşif güdüsü ve heyecan da. Kabul etsek de, etmesek de tüm duygularımızın içinde yüzüyoruz ve düşüncelerimizle de yol alıyoruz. Milongalar olmasa ne yapardım bilemiyorum, hepsinde bambaşka pırıltılar yakalıyorum. Dün Ponte olağanüstü bir tada ulaştı. Dj Serpil'in güzel tandalarıyla kendimizden geçerken Hakkı'nın doğumgününü kutladık ve tüm dostlarımızla muhteşem danslara, sohbetlere eriştik. Çok güzel anları yine doyasıya paylaştık.
Cumartesi Günü 333 milongasında daha farklı nüanslara açıldım. Dj Gogo'nun hoş seçkileriyle orada iyi ve yeni dansçı arkadaşlarla tango sohbetlerine ve adımlarına ulaştım. Uzun zamandır görmediğim bir iki milonguero ile uçuruken yeni tanıştığım ve onlarla dans ettiğimi için sonsuz teşekkürlerini sunan tangoya yeni dahil olmuş arkadaşlarla bu tango coşkularına ve pırıltılarına ortak oldum. Ne mutlu daha ilk adımdan itibaren bu coşkuyla bu dünyanın içine ilerlemek. Her zaman her seviyeden dansçıyla dans ederim hep dediğim gibi. Bunun başta bana kattığı derinlik çok başka ve gelişim de tartışılmaz. Zaten gece boyu oturmaktansa kaslarımın hareketine destek vermek de daha mantıklı. :)
Perşembe Günü Para Bailar milongası da çok keyifliydi. Dj arkadaşımızın beğendiğim tandaları eşliğinde Ezgi ve Derya çiftinin dört parçalık şahane danslarını izledik. Kadın leaderları kesinlikle hafife almayınız ve fikrimce Ezgi en iyilerinden biri. Mimikleri, adımları beni şoke etti. Çok şık ve zarif ve elbette partneri de çok başarılıydı, aralarındaki uyum da çok kayda değerdi . Tüm kadın leaderlara da ayrıca desteğim büyük. İki erkek dansçıyı çok izledik ama kadınları pek izlemedik bugüne kadar. Artık kadın ruhunun inceliklerini de farklı boyutlarıyla pistlere taşımakta fayda var. Her çalışma emektir, bu nedenle tüm leader milongueralara ve follower erkeklere de bol şanslar diliyorum. Farklı rolleri yaşamak dansta yetkinliği, empatiyi, boyutları, renkliliği ve gelişimi de getiriyor. Tanıdığım çok iyi dansçılar da var, ne mutlu ki ve her rolde eşsizler! :-)
Elbette "lead"de kadın kostümleri de fikrimce gayet hoş. Çünkü lead maskülen bir enerji değil benim için. Yani gayet feminen çizgiler de lead'e yakışır. Zaten bu konuda fikirlerimi bolca yazdım sosyal medyaya. Özünde dedim ki, biz lead'de erkeksilik mi görmek istiyoruz aslında. Yani feminen enerjiler yakıştırılmıyor mu...Ben şahsen çok yakıştırıyorum, özellikle de ilk leaderlarımız annelerimiz diye düşününce bu düşüncemden de yüzde yüz emin oluyorum. Üstelik istisnalar dışında iki erkeğin dansında, erkekleri follow yapsalar da kadını yansıtan kostümler içinde izlemiyoruz. Bir de erkekler kadınsılığı yansıtınca zayıf, kadınlar erkeksiliği yansıtınca güçlü mü oluyor?
 Bunu kültürel ve sosyolojik boyutta da irdeleyebiliriz diye de düşündüm durdum. Elbette Ezgi ile Derya'nın kostümleri şahaneydi. Benim buradaki vurgum "Feminen enerjiler de lead'e yakışır" dı sadece. Dilerim doğru ifade edebildim! :-)
Çarşamba Günü de harika bir milonguera toplantısı yaptık iki muhteşem kadınla, Zencefil'de yedik, içtik bolca sohbet ettik ve en mühim milonguera kuralını vurguladık. Bizim dünyamızda en mühim ve basit kural şudur,
"Milonguera(o) dünyasında masada konuşulanlar, daima masada kalır ve kalmalıdır."
Buna rağmen ne çok da dedikodunun döndüğü bir arenanın içindeyiz. Elbette dedikonuz yapılıyorsa, bunu yapanlardan daha şanslısınız. Çünkü siz yaşayan, dedikodunuzu yapanlar ise sizin yaşamınızı doğru yanlış konuşanlar olarak kalır. Yani nasıl zenginin parası züğürtün çenesini yorarsa, deneyimcinin farkındalığı da, yaşamayanın çocuksuluğuna dokunur. Minik değerlendirmeler ise kapsam dışı. O sağlıklıdır...:) Bizimki de böyle bir hikaye işte!
Ardından Portofino, Larespark milongası çok keyifliydi. Dj Gökhan'ın hoş tandalarıyla çok güzel danslara açıldım, yine uçtum, yine deli mutlu oldum ve ertesi gün Erman'ın güzel kareleriyle güne gülümseyerek başladım. Güzel bir tango fotoğrafı kadar o dansa dair hisleri insana bir kez daha yaşatacak başka ne vardır bilemiyorum. Tabii müziğin dışında...:)
Salı Günü de La Cumparsita milongasındaydım. Dj Burcu'nun çok güzel tandalarıyla muhteşem bir gece yaşadım. Çok kaliteli danslar ettim, Erdem'ciğimle bolca çay içtim ve haftalardır gerçekleştiremediğim Salı milongasını tadı damağımda kalarak yaşadım. Hayati ve Burcu'ya tüm evsahiplikleri ve güzel enerjileri için sonsuz teşekkürler!
Dolayısıyla dansla, tango aşkıyla dopdolu bir haftayı daha yoğun yaşayarak bitirdik ve ne mutlu ki nefes aldığımız anlar sadece öylesine yaşanan bir ömürden kesitler değil, aksine dibine kadar, tüm ritmlerine kadar yaşanan milonguera(o) yaşamlarından ibaret. Bazılarımız çok fırtınalı yaşıyoruz diye bazen yoruluyoruz belki ama, geçenlerde farkettim ki, yaşamlarında fırtına hissetmeyenler de mutsuz ya da tekdüzelikten şikayetçi. Fırtınalara dair her şeyi arzuluyorlar gibi bir izlenim veriyorlar bazen. İşte geçenlerde arkadaşlarla konuşuyorduk "o kadar da iyi mi yahu ritmler arasında çifte vuruşlara takılmak ya da havadayken yere çakılmak" vs dediğimde, bunu dinlediklerinde heyecanlanıp coşkuyla gülümseyenler gördüm ve şaşırdım kaldım ve anladım ki dans, sanat, müzik dünyasında fırtınasız hayat yok. Olmasa da itinayla yaşam sahibi tarafından yaratılıyor emin oldum!
O halde bazen fırtınalarımızın en şiddetli yerlerinde, bazen de tüm dinginlik dolu seslenişlerde birbirimiz farkedebilmek, anlayabilmek, sevebilmek ve her şeyden öte dansın, müziğin, evrenin kalbinde titreşebilmek dileğiyle...
Sizleri en çok dans ettiğinizde ve "connection"un, müziğin merkezinde hissettiğimde  daha çok seviyorum çünkü dans dediğim gibi insan ruhunun en güzel ışığını yansıtan en sihirli dünyalardan biri. Yine kalplerimizin buluştuğu ve gümbür gümbür attığı tüm merkezlerde buluşmak dileğiyle dostlarım!

 Doğayla buluşmayı çok severim. Yavaş adımlarda ağaçların arasından çiçeklenen toprağa, kuşların cıvıl cıvıl konuşmalarına, arıların güneşle...