31 Mart 2015 Salı

Sarfettiğimiz tüm emekler ve doğru kanalize edilmiş çabalar karşılığını, değerini buluyor aslında. Ya sevgiyle, hoşgörüyle, içinizdeki engin esneme potansiyeliyle, içsel gelişiminizle ve doyumunuzla ödüllendiriliyorsunuz, ya içinizdeki, etrafınızdaki enerjisel yükselmeyle, motivasyonlarınızla, tüm ilerlemelerinizle, hedeflerinize ulaşmadaki mutluluğunuzla, zihinsel, ruhsal, kalpsel uyanışlarınızla ya da manevi kazançlarınızın yanı sıra, maddi kazançlarınızla, parasal bolluklarla, potansiyelinizdeki genişlemelerle ve tüm yaşadığınız konforlu hislerle ve deneyimlerle.... 
Her gösterilen emek ve çaba, bunu sarfedene yönlü olarak akar ve onlarla dolan bir okyanusa açılır. Sonunda kutlanacak şeylerin sayısı da katlanarak  artar!
 Şu tüm eşsiz renklerle donanmış evrende hiçbir şey boşuna değildir ve boşuna gelişmez. Her şey bir tür yaşama, gerçekliğe ve ürüne dönüşür. Bizler de yaşamlarımızda bunların en güçlü izlerini hisseder ve an be an deneyimleriz...
Yeni haftamıza harika bir bahar esintisiyle başladım. Elbette bu güneş ışınlarının hakim olduğu gün  ve ılık hava içimdeki tüm kıpırtıları açığa çıkardı ve varlığımı biraz daha da fazla mutluluk rakslarıma odaklı kıldı...
Haftanın ilk milongasında, "333" yani bir diğer adıyla, "Kız Kuleli" semaları hakimdi. İlk kez dinlediğim Dj Burak'ın hoş tandalarıyla, geçen haftaya nazaran daha sakin bir milonga ortamı yakalasak da, bunun tadını dostlarla  ve Erdem'ciğimle de standart dışı - kim lead ediyor, kim follow ediyor belli olmayan durumlar -  danslara yönelerek çıkarttık.  Gecede diğer yabancı milonguerolardan - iyi ki onlar varlar, çünkü kentimdeki milongaların kalitesini ve enerjisini yükseltiyorlar, renkliliğini arttırıyorlar - Francesco'yla, Michael'le, Almanya'dan bir milongueroyla milonganın son tandasına kadar enerji yüklü bir şekilde, keyifle dans ettik. Bir de 333 semalarında kendisiyle ilk kez karşılaştığım  Sara'cığımla hem komik, hem felsefi sohbetlere daldık, Berkay'ın esprili hareketleri ile  gülüştük ve geceyi de bu tatlı hislerle tamamladık!
Perşembe Günü "Para Bailar" milongasına geçtim. Enerji yine muhteşemdi. Dj Alper'in çok güzel tandalarıyla, gayet kıvamında bir kalabalıkla ve kaliteli dansçılarla dolu ortamda Mehmet'le, Samet'le, Hüseyin'le, Onur'la, Utku'yla, Michael'le, Daniel'le, Zafer'le, Ali'yle, İzzet'le  uçarak, koparak, mutluluktan zirvelere tırmanarak, doyasıya dans ettik. Son tandada ise sağolsun Alper "Orquesta Tipica Fevor de Buenos Aires" 'ten bir Pugliese tandası çalınca Michael'le zihinsel ve ruhsal müziğin içinde tamamiyle biterek ve tüm enerji kırıntımızı dahi piste, zemine bırakarak dans ettik ve bu tandanın hakkını vermeye çalıştık. Sonunda da bu deli enerjinin etkisiyle, birbirimize çok içten teşekkür edip, coşku dolu "abrazo"larımızla enerji yönünden oldukça yükseldik!
Milonguera(o)lar dünyasında bu türden yoğun dans mutluluğu içeren anların hislerini tarif edecek sözcük bulmak zordur. Bizler bu müziğin ve müzikteki o olağanüstü uyumun duygusunu yakalabilmek ve birlikte bu inanılmaz yolculukta ilerlemek için sanırım aslında dans eder, hep dans etmek isteriz ve  tangonun içine de tüm benliğimizle,  varlığımızla yoğuşmuş bir şekilde akarız...
Daimi kopuşlarımızın cenneti, o eşsiz abrazolarımızın tınılarında gizlidir...;-)
Milongayı bu lezzetle bitirdiğimiz yetmedi, Nizam'a geçip - yaklaşık 10, 12 kişi - yurdumun lezzetlerine gömülme operasyonunu başarıyla gerçekleştirdik. Masada en uyanık ben çıktım - en azından bu kez- ; çayla yetinebildim çünkü zaten ful kapasite deli bir ziyafetten milongaya geçmiştim ama diğer milonguero(a)lar maşallah ne buldularsa yediler...Allah sizi inandırsın bu kadar nasıl yiyebiliyor, içebiliyor bizim cinsimiz - tanguera(o) cinsi -  şaşıyorum. Atomdan, dondurmalı muhallebiye, ezogelin çorbadan, kuru fasulye pilav, cacık ve tüm Türk mutfağına kadar hepsini Utku baş köşesinde konumlu, Erdal onun karşısında - evet hala Cevriye milongasına gidemedim ama mekana bir kez gitmiştim müthiş bir yer diye sohbetimiz esnasında ona açılıyordum - diğer tüm "Academia Del Tango" ekibi diğer sandalyelere yerleşmiş,  İsviçreli dostlarımız da yanımda tabaklarındaki yiyecekleri  silip süpürerek, harika bir sohbet eşliğinde de bunları kısmen sindirerek geceyi tamamladık!
Cuma Günü tüm milonga planları iptal oldu. Çünkü milongalardan çok daha manalı bir akşam programı yapıldı. Aylin'le ve Evrim'le buluşup, Latin Amerika lezzetlerine çok derin nüanslı bir  balıklama dalış yaptık. Lokasyon "Aylin Resort" olurken, buraya has  konforlu, sıcacık, rahat ve zarif  atmosferde, tatsal zenginliklerize eşlik eden hoş melodilerle daha da keyiflendik ve bu iki şahane yetenekteki milonguera,  somonlu, levrekli, avakadolu, püreli, muhteşem tattaki ve lezzetteki "Latin Amerika" yemeklerini - isimlerini şimdi tekrar söylesinler ya da sonsuza dek sussunlar - hazırladılar. Ben de üzümden ve gurmeliken sorumlu olan bir üye olarak seçildiğim için -kendim tarafından özellikle - tadımlama misyonumu tamamladım ve sanırım  tatsal anlamda en yüksek irtifalara ulaştım. İnsanın yetenekli arkadaşları olunca, sırtı yere gelmiyor.. Her an cennet, her an lezzet, her an keyif yolculuğu yaşayabiliyorsunuz. Aslında Aylin'den bir "Bossa Nova" parçası da söylesin diye bekledik ama bu talebimizi yakın gelecekteki bir konserinde gerçekleştireceğine söz verdi. "Susana Damas Quintet"in yeni konserini sabırsız beklemeye başladık şimdiden... Elbette yemek eşliğindeki hoş dokulardaki, sanat ve espri yüklü sohbetimizin tüm derinliklerinde - üç kadın bir araya gelince ruhsal, zihinsel devrimler olabiliyor-  bambaşka pırıltıdaki ufuklara kavuşurken, ilerleyen saatlerde Giusseppe'nin de bu keyfe katılımıyla harika bir akşamı hep birlikte paylaşmış olduk. Tüm sarımsak,soğan, üzüm, arpa kokuları eşliğinde gecenin ilerleyen saatlerine kadar yeme seremonisinin bitmemesi sonucu koltuklara gömülüp, hatta uyuklayıp,  "Tangolic" milongasını bir güzel ektik! ;-)
Cumartesi Günü, sabahın erken saatlerinde uyanarak, Anadolu yakasında harika bir bahar yürüyüşü sefasına uzandım. Bağdat Caddesi'ndeyken ve sahil yolundayken koşan, spor yapan, yürüyen bir çok insanı gördüğümde, içimde burada da yaşamalıyım sinyalleri şimşek çaktı ve Fenerbahçe'deki Midpoint'in önüne geldiğimde,  şaşırtıcı bir şekilde Dilek'ciğimle karşılaştık. İkimiz de hafif şok, gülümsedik, kucaklaştık ve hemen içeri geçerek kahve, çay ve kahvaltı ritüeline uzandık; yaşama dair hoş sohbetlerle bu karşılaşmamızı kutladık!
 Enteresan olan şey, hayatımda ilk kez o Midpoint'in önünde belirmiş olmam ve ilk kez orada Dilek'le ve tatlı Teoman'la kahvaltı etmiş olmamız oldu. Hayat sürprizlerden ve renkli karşılaşmalardan ibaret denir ya bazen, bir de hiçbir şey tesadüf değil denir.. İşte sanırım bizim durumuz hepsini kapsayan bir şeydi...Yani hoş bir şans eseri, ansal kesişimde ve lezzetli bir paylaşımda buluşmuş olduk!
Kahvaltı sonrasında tüm bahar çiçeklerini, marinanın eşsiz kokusunu soluyarak yürüyüşüme devam ettim ve ancak öğlen saatlerinde Avrupa yakasına geçebildim. 
Akşam Galata'daki "Noa" milongasından önce, Aylin'le -  bu güzel fikri sayesinde sağolsun-  ve Giuseppe'yle Sensus'ta - burası tartışmasız benim büyülü cennetim - birer kadeh roze ve kırmızı şarap kadehi atarak milongaya geçtik. Dj Sabri'nin hoş tandalarıyla, hoş kalabalıkla dolu olan gecede ful enerjiyle Giuseppe'yle, coşku dolu bir milonga tandasında, keyifle Tolga'yla, Michael'le yine duygu yoğunluklu bir şekilde ve konforla, Daniel'le lezzetle, Volkan'la Pugliese tandasındaki yoğun kopuşla  ve aslında ilk kez dans ettim bu arkadaşla, ismini bilemediğim bir milongueroyla sakinlikle ve son tandada da yine Michael'le coşkuyla dans ettim. Bir keyifli Noa gecesini daha bu hoş danslarımızın ve komik sohbetlerimizin lezzetiyle tamamlarken, dışarıda caddede Berkay'la taksi bekleme anlarımızda Galata'nın tatlı sarışın bir kedisiyle iletişime geçtik ve tam "Kahretsin! Taksi yok mu bu memlekette!!" dediğimiz bir anda, Ralph, Evrim, Mehmet Sinan ve Ezgi dostlarımızın - büyük ihtimal onlarınn şansıyla - etkisiyle geldiğini düşündüğüm  haylı komik ve trajik bir şöföre sahip taksiye atlayarak, gecemin milonga tınısını noktalamış oldum.
Pazar Günü yine çok geç uyandım. Bundan da tuhaf bir  mutluluk duydum!
 Akşam saatlerine geldiğimizde, Ponte'de her zamanki masama kuruldum ve tüm sevdiğim, beni ben yapan lezzetlerle buluştum. Gece önce Ayşe'ciğimizin ve ardından Suer Hoca'nın çok keyifli tandalarının etkisiyle,  muhteşem dans deneyimleriyle dolup taştığım, harika bir milongaya dönüştü. Sn Salsa hocam Ertuğrul'cuğumla, Mehmet Cemal dostumla, Kenan'la, Eray'la - Moda milongalarının mimarı - , yine bir kova arkadaşım Murat'la - hem "selfie"lerde çığır açtık kendisiyle kova çağını fırsat bilip - Satılmış dostumla ve Suer Hocayla keyifle dans ederek, haftanın danslarımdaki bu güzel akışı nedeniyle, en çok  keyif aldığım ikinci milongasını tamamlamış oldum.
 Milongada yeterli sayıda yerli, yabancı dansçıların oluşturduğu bir kalabalığın hakim oluşu, ortamdaki dans akışını hareketli kıldı; güzel sohbetler için zemin hazırladı.
 Peynirsel, üzümsel ziyafetlere ek olarak, gazete keyfiyle de bir Pazar sefası yaşadığım için, yeni haftaya enerji dolu, dinamik coşkulu başlamış oldum.
İşte bir haftam daha tangoyla dopdolu geçti. Bizim yaşam frekanslarımız artık tango ritminin, melodisinin ve enerjisinin içinde yeşeriyor, yükseliyor olmalı. Milonga ortamlarında  da bu kadar keyifli ve mutluluk dolu anları yakalayabilmemiz bunun eseridir mutlaka.... 
Bazılarımız tango sayesinde ruhumuzun içine, merkezine yolculuk ediyoruz. Ruhumuzun içine, derinliklerine yolculuk ettiğimizde ise, aklımızın merkezine kavuşuyor, duygularımızın ötelerine dokunuyor, bedenlerimizin coşkusuyla bu muamma evrenle ve tüm boyutlarıyla daimi bir raksla donanıyoruz sanıyorum. İçimizdeki aşka ulaştığımızda, hatta ona heyecanla dokunabildiğimizde, onu koklayabildiğimizde, tadımlayabildiğimizde ve ona ait eşsiz melodileri işittiğimizde, bir anlamda kendimize biraz daha yaklaşıyor, adım adım tüm geçekliğimize ulaşıyor, kendimizi daha derin soluklu tanıyor ve böylelikle de kısmen içten aydınlanıyoruz belki de...
Gerçekten olağanüstü bir etki bu ve biz milonguera(o) lar bu tür deneyimlerle taçlandığımız için, hep dediğim gibi, gerçekten şanslıyız...
Bu yeni haftamızda, hepimize yine en güzelinden, neşelisinden, lezzetlisinden pek süper milonga deneyimleri,  büyülü "abrazo"larda  tüm yüksek irtifa uçuşlar, yoğun "connection" frekanslarıyla içsel, hazsal süzülüşler, anların içindeki dopdulu zenginliklerde, tüm duygu yoğunluklu tadımlamalar, kalbe, ruha, akla en tatlı, dolu, manalı dokunuşlar, eşsiz, güçlü hissel kopuşlar, bedensel, zihinsel esnemeler,  paylaşımsal kopuşlar, huzurlu, derin, coşkulu, eğlenceli, ilginç sohbetler, harika kazançlar, renkli yolculuklar, lezzetli kıpırtılar, aşk dolu translar ve verimli çalışmalar diliyorum dostlarım. Yine o heyecanla ve mutlulukla dolduğumuz şahane milongalarda görüşmek, doyasıya dans etmek, rahat akan rondalarda kalben dönüşmek, enerji yüklü "cabeceo"larımızla birbirimize içtenlikle gülümsemek ve  harika tandalarda birbirimizle coşkuyla buluşmak dileğiyle...
En güzel rakslar hepimizin olsun!
Sizleri sevgiyle, saygıyla, neşeyle, mutlulukla, heyecanla ve tüm ışıltılarımızla selamlıyorum dostlarım! :-)

23 Mart 2015 Pazartesi

"Seni seviyorum demek bir kaç saniye sürer. Bunun nedenini, nasılını açıklamak bir kaç saat sürer. Kanıtlamak ise ömürlük bir yolculuktur...."
İşte haftama bir güzel paylaşımdaki bu anlamlı alıntıyla başlamak istedim, çünkü çok içten katıldım bu cümlerin manasına...Bu yüzden olsa gerek, hemen hemen hepimizin yaşamlarımızda kurduğumuz cümlelerin çokluğu, azlığı bir yana, asıl içine yüklediğimiz anlamlar kadar o cümlelerin, sözlerin hakkını verebiliyoruz, kendimizi olduğumuz gibi ifade edebiliyoruz ve yaşadığımız çok şeyi bu sözcüklerin içine kısmen de olsa kendi ışıltımızla sığdırabiliyoruz. Kanıtlar, yaşamalarımıza dair izler daima davranışlarımızda, düşüncelerimizde ve hislerimizde beliriyor. Bu yüzden gözlerdeki ışıltılarda yalan olmuyor, hislerde yapaylıklar hakim olamıyor, ya da tango tutkunları için "abrazo"lardaki derinlikler mekanikleşemiyor. Hepsi gerçekliğe uzanıyor ve her şey yönünü tam bulduğunda özüyle akıyor, gerçek, öz varlığında gerçekten yankılanıyor!
Bu yankılar dahilinde kimbilir hayatlarımızda kaç insana "Seni seviyorum" demişizdir ve bunu gerçekten inanarak belirtmişizdir. Kuşkusuz karşı taraf bunu söylediği için söyleyenlerimiz de olmuştur ancak asıl bunu hissedenlerimiz için yaşam daima mucizevi  bir yolculuk sunmuş ve gerçekten dönüşümü hissetmişler ve daima dönüşmüşlerdir. Bu  içsel, zengin haz potansiyeli de insanın tüm enerjisiyle oluşan bambaşka renkliliklerdeki bir dünya hazırlamıştır sonuçta!
İnsanlar bir yana, sevdiğimizi söylediğimiz çok şey için  bir ömürlük ya da bu kadar uzun olmasa da anlamlı bir periyod -anlar sonsuzdur ya neticede, süreden bağımsız - kanıt veriyor muyuz diye düşündüm şimdi. Evde, bahçede beslediğimiz hayvanlarımızı sevdiğimizi söylüyor, belki gerçekten seviyor ama sonra sıkılıp atabiliyoruz; bir aktiviteye başlayıp, derinliğine ulaşmadan sonlandırabiliyor, diğer ilgimizi çeken  şeylere bir öncekini daha gerçek anlamda, derinen yaşamadan geçiş yapabiliyoruz ya da coğrafya, coğrafya  dolaşırken, tüm arzularımızın, hedeflerimizin peşinde koşup, içteki coşkunun merkezini durmadığımız, bunları sindirmediğimiz için yitirebiliyoruz...Yani seviyorsak,  sevdiklerimizin asıl kanıtı birebir yaşamlarımızda var oluyor, şekilleniyor ve beliriyor diye düşünüyorum. Benim kanalımda, sevdiğim dostlarımla paylaştığım anların çoğunda tango deneyimlerim hakim oluyor yaklaşık on beş, on altı yıldır. Bu demek oluyor ki, ben tangoyu gerçekten çok seviyorum, çünkü sevgimi daima besliyor, onun için emek veriyor, odağımı, enerjimi, ilgimi, alakamı, yoğun sevgimi yaşadığım bütün  eşsiz "connection", dans deneyimlerine aktarmaya çalışıyorum, çünkü "abrazo"sunu ve müziğini iliklerime kadar hissediyorum!
Diyorum ki, bu haftamız öncelikle sevdiğimizi söylediğimiz her şeyde, her insanda, her coğrafyada ya da yerde başta bunu kendi içimizde hissetmemiz, kendimize kanıtlamamız yönünde gelişsin. Bu vesileyle gelen tatminlerse insanı gerçek manada büyütüyor ve geliştiriyor çünkü....
Haftanın yoğun "abrazo" serüvenlerine getirirsem sözü, benim için yine hepsi çok enerji yüklü ve muhteşemdi.  Salı Günü Evrim'ciğimle aromasal zenginliklerde en hoş sohbetlere uzanarak başlayan gecemiz "La Cumparsita"  milongasıyla  ilerledi ve daha haftanın başında içimi tango aşkıyla yeniden ve çok güçlüce alevlendirdi. Dj Halil'in hoş tandalarıyla, kaliteli bir kalabalık eşliğinde başta Erdem'ciğimle -nonstop- , Francisco, Mehmet ve bir çok dostumla daha çok güzel tandalardaki tüm "abrazo"larımda ful kapasite kopuşlar yaşadım. Geceyi  de bu lezzetli tatla ve sonrasında da leziz dokularla tamamladım.
Çarşamba Günü geç de olsa 333 milongasına geçtim. Öncesinde ise değişik bir sohbetsel yolculukta anları farklı bir şekilde doldurmuş ve sonrasında milongaya geçerek ettiğim tüm danslara da bu enerjiyi farklı bir şekilde dalgalandırmıştım. Okuduğum bir iletide "Arkadaşlık" üzerine hoş anektodlar vardı ve tüm dostlarımı düşündüğümde aldığımız uzun yollardan ve aştığımız tüm pürüzlerden dolayı bir anlamda içsel mutluluk yaşadım ve tangoda tanıştığım tüm arkadaşlarımla da zenginleştiğimi tekrar duyumsadım. Bu anlamda tango hoş bir aşık, muhteşem bir dost, derin bir sırdaş, nazik bir sesleniş, tatlı bir dokunuş olduğu gibi, bazen de size yardımcı olan deneyimli bir terapist, hatta süper bir doktor olabiliyor. Hasta hasta milongaya gitseniz bile  bazen iyileşebilirsiniz. Bir kaç kez başıma gelmiştir, inanın!
 Milongada eski Ankara'lı, yeni İstanbul'lu Dj dostumuz Tümay' ın lezzetli tandalarıyla bu festival tadındaki coşkulu kalabalıkla dolu atmosferde hem kendisiyle, hem bir çok dostumla harika danslar ettim,  yine en yüksek bulutlarda gezindim ve  İsviçre'den, Şili'den, Arjantin'den süper dansçılarla ansal kopuşlarıma yenilerini kattım. Geceyi de bu mutlulukla noktaladım.
Perşembe Günü Aylin'ciğimle hoş bir Zencefil sefamızın ardından "Para Bailar" milongasına geçtik. Dj Pınar'ın tandalarıyla da gece boyu tüm güzel dostlarla, maestrolarla  - Hüseyin, Utku, Samet- Ayşegül 'le "lead", "follow" eğlencesiyle, yabancı milonguerolarla, Erdem'ciğimle, Pugliese'de ise son tat olarak Onur'la bu tandadaki notaların tüm varlığı içimde gezinerek keyifle dans ettim.Gecenin ortalarında da kadın tekniği yönünde Lucas'ın üç parçalık solo performansını izledik. Gerçekten ayakları bir kadınınınkinden farksız görünen bu dansçı yaptığı süslemelerle kadın dansçılara taş çıkardı ve bu vesileyle de bolca alkış aldı.
Cuma Günü uzun bir aradan sonra "Tangolic" milongasındaydım ve enerji muhteşemdi diyebilirim. Dj Ramo Gogo'nun güzel tandalarıyla - bir milonga tandası vardı ki paylaşacaklar yakında çünkü sözünü aldım - coşkulu kalabalıkla dolu atmosferde, yerli yabancı bir çok dansçıyla, maestrolarla, eski dostlarımla tüm keyifli danslarımızla gece boyunca şenlendim. Gökhan Abi'yle Pugliese tandamız, ve Quincy ile son tandadaki dansımız da "masterpiece" bir enerjide geceyi bitirmemi sağladı. 
Cumartesi Günü önce Doğa'cığımla muhteşem bir Zencefil sefası yaptık, sonra da bu dopingle ve hoş enerjiyle Galata'ya  geçtik. "El Huracan" milongasında - Noa -  çok hoş bir atmosfer vardı. Gecenin Dj'i genç yetenek Ali  - hem süper bir dansçı, hem de olgun bir Dj' miş ilk kez dinledim- "Golden Age" yoğunluklu tandalarıyla durmaksızın dans etmemizi sağladı. Biz o yaşlardayken nasıl dans ediyorduk bilseniz, gülerdiniz ve o kadar usülüne uygun bir şekilde müzik listesi ölsek çalamazdık. İlla bir muziplik yapardık ama şimdiki gençler aşmış. Hem danslarıyla, hem  de müzikleriyle kalitelerini yansıtıyorlar. Onlardan öğreneceğimiz ne çok şey var ve öğrendiğimiz oranda da gelişiyoruz sanıyorum...
Gece yerli, yabancı kaliteli dansçılarla doluydu. Quincy - Hong Kong'lu ileri seviye tam bir maraton milonguerosu -  Michael - İsviçre'den renkli bir milonguero- , Ongun - hem Noa'nın ikinci süper genç yetenek dansçısı, hem de doğumgünü çocuğu - Ali - gecenin yakışıklı Dj'i - ve bir çok dostla daha çok güzel dans deneyimleri yaşadım ve benim için bir harika geceyi daha bitirdim.
Pazar Günü baharın geldiğini sandım ve erkenden uyanıp, güneş ışınları tenime değerken muhteşem zengin ve abartılı bir kahvaltı ettim. Yenmedik bir şey kamadı diyebilirim. Sonra biraz uyukladım ve akşam değerli dostum  bandoneonist Gustavo'yla Ponte'de buluşup en hoş sohbetlere, üzüm ve peynir lezzetine daldık Gecenin Dj'i Faysal'ın hoş tandalarıyla da hem kendisiyle ve diğer tüm dostlarım Satılmış'la, Kenan'la, Çağatay'la, Mr Ufo Hakkı'yla, Hollandalı bir milongueroyla, Michael'la keyifle dans ettim ve bu güzel geceyi bu keyifli  tınılarda noktaladım. Sonra Ayşe'ciğim ve oranın tüm güzel insanlarıyla vedalaşıp Taksim sokaklarından yaşamın tüm farklı nüanslı izlerine doğru yol aldım ve bir haftayı daha tango büyüsüyle yaşamanın neşesine kapıldım.
 Hepimize dilediğimiz şekilde geçecek, büyülü, iyiliklerle dolu bir hafta diliyorum öncelikle ve izninizle benim için iyilik demişken bunun ve zıttının manasına da son söz olarak değinmek istiyorum.
İyilik, bir insanın ona ait en güzel enerjiye ve ışıtlıya ulaşmasında,  bunu ortaya çıkarmasında ona yardımcı olabilmek, zorlandığı anlarda destek çıkabilmek ve koşulsuz sevme yetisini kazanarak bu ışığı bulunduğun her ana ve çevreye yayabilmektir. Kötülük ise bir insanı kendi çıkarların uğruna sömürmek ve onu gerekirse kendi hedeflerin uğrunda harcayabilmektir. Dolayısıyla insanları iyi ve kötü olarak tanımlamak yerine, iyilik ve kötülük yapanlar olarak nitelendirebiliriz diye düşünüyorum.
 Dileğim hepimizin çevresine kötülükler yerine, manalı iyilikler sunması yönünde ilk başta.... Çünkü kötülüklerden kimseye bir fayda gelmiyor. Aksine yıkım ve yokoluş bu kötülüklerle anlamsız bir yaşam buluyor.
Yani değerli dostlarım diyorum ki, .
İyi kalın, iyi olun, iyilikle dopdolu yaşayın. Sizleri sevgiyle, saygıyla, neşeyle  selamlıyorum. Bir de bu hafta da bol bol dans edelim, olur mu...;-)

 Doğayla buluşmayı çok severim. Yavaş adımlarda ağaçların arasından çiçeklenen toprağa, kuşların cıvıl cıvıl konuşmalarına, arıların güneşle...