Yaşamlarımızda her şey doğuşumuz, ölüm, bilinç ve deneyimlerimiz çemberinde dönen bir akış içinde. Bu döngünün içinde ruhsal ve bütünsel bir dans haliyle haftaya başladık ve çok çok acı bir haberle sarsıldık. Dün akşam saatlerinde aynı ortamda, pistte soluk aldığımız, partnerlerimizle dans ettiğimiz Ponte milongasında yaşamın hepimize ait süresini bilmeden bu aşık olduğumuz, tutkuyla ve derin hislerle bağlandığımız müzikal alemde ruhumuzla buluştuğumuz danslara kavuşmuş ve yine en güzel mutluluklarla dolup taşmıştık. Sabah uyandığımda, bu tango dostumuzunun vefat haberini alınca, içimde bir süre hissizlik oluştu aslında. Çünkü çaresi bize ait olmayan ve çok yakın bir dostumuz olsa da, olmasa da, ailesine ve yakınlarına göre çok özel bir şahsıyetin kaybının yakın çevresine yaratacağı acıyı düşündüm. Bu da beni hissisleştirdi bir an. Çünkü yakınlarını kaybetmenin büyük acısının boyutunu gayet iyi biliyorum. Ölümün ve sevdiklerini kaybetmenin ne demek olduğunu çoğumuz da biliyoruz zaten ve şundan da eminim, Mustafa Arınkal'ın yakınları uzun süre bu acıyla mücadele edecek ve yaşamlarının asla eskisi gibi olmayacağını hissederek, zamanın bu acılarını bir nebze dindirmesini dileyecekler. Gerçekten çok acı bir gerçek, zorlu bir mücadele ve yaşamsal sınanma süreci. Bu değerli tango dostunun başta ailesi ve partneri Gizem ile tüm çok sevenlerine ve arkadaşlarına başsağlığı ve sabırlar diliyorum. Yaşamın bu denli özel, kısa ve çok değerli olduğunu bize bir kez daha hatırlattı bu arkadaşımız...Benim onun için mutluluğuma gelince, çok sevdiği bir aktivite olan tangoyu doyasıya yaşayıp bu dünyadan ayrılmış olması oldu. Çünkü dün gece pistte nonstop dans ettiklerini gözlemlemiştim. Bir de enteresan bir şey olmuştu;
geleneksel taleplerim için servis yapan arkadaşlara ulaşmaya çalışırken, bu tango dostumuz beni görmüş ve o servis yapan arkadaşı çağırmıştı. Bir de sıcacık bir gülümseme sunmuştu akabinde. Ben de gülümseyerek teşekkür etmiştim. Vefatı öğrenince de aklıma ilk gelen şey o bakış ve gülümseme oldu. Dedim ki, bir şekilde vedasını sunmuş bizlere... Nur içinde yatsın diliyorum.
Konu yaşama, ölüme, anların eşsizliğine gelince o kadar derin bir hal alıyor ki, sözcükler kısıtlı, hisler yoğun, deneyimler öğreten ve dönüştüren bir nitelik oluşturuyor.. Aslında en mühimi, şu kısıtlı bir zaman periyoduna sahip hayatlarımızı, gerçek manada aşk içinde bulunduğumuz aktivitelere, derinen sevdiğimiz insanlara ve en içsel yolculuklara yoğunluklu ayırmamız belki de. Zira geçenlerde bir sohbet ortamında, çok değer verdiğim doktor bir arkadaşım, kardiyolog bir meslektaşıyla ettiği bir sohbete
değinmişti. Çok ilgimi çekmişti bu konu çünkü, arkadaşımın kardiyolog arkadaşı, yaşam süresinin
özünde her insan için belli sayıda bir kalp atışı sayısına bağlı bir
periyod olduğundan bahsetmiş. Bu nedenle arkadaşım bu kısıtlı
zaman periyodunun asla ziyan edilmemesi gerektiğinden, çok değerli
insanlarla anların paylaşılmasının ve tutkuyla bağlı olunan aktiviteler tercih edilmesinin öneminden bahsetmişti. Elbette röletivite gibi derin
konular da bu kapsama alındığında, enteresan bir perspektifle aklımızda yüzlerce soru, keşif, merak ve bazen saptama oluşturabiliyor. O yüzden diyorum ya, zamanı esnettiğimiz, hatta unuttuğumuz anlarda her şey bambaşka bir renge bürünüyor, hislerimiz bizleri kanatlanan kuşlar misali uçurabiliyor diye...Tangoya kapıldığımız ve bu dünya üzerinde, sevdiğimiz dansların ve oluşturduğumuz yaşamlarımızın içinde buluştuğumuz değerli insanlarla, dostlarla, eşsiz güzellikteki ruhlarla, açık yürekli kalplerle inanılmaz paylaşımlar yakalarken, çevremizde gördüğümüz çoğu insanın hayatlarında bir kez bile deneyimlemediği "connection" ve müzikle oluşan o olağanüstü frekanstaki gerçek manadaki uçuşumuza ve tüm boyutsal zenginliklere tüm varlığımızla eriştiğimiz için hepimizi çok şanslı sayıyorum. Gerçekten bu özel dünyada, birbirimizle sevgiyle buluşarak, apayarı realitede ve boyutta bir evren yaratıyoruz. Ne savaş, ne yıkım, ne nefret var orada; sadece aşk, tutku, derinlik, müzik ve olağanüstü hislere akan müzikal bir yolculuk, tat ve dokunuş...
Geçen hafta enteresan bir yorgunluk haline bürünüp, dört gün boyunca evimde neredeyse bir "film festivali"ortamı yarattım ve birbirinden güzel filmlerle gerek paralel evrenleri, gerek insani boyutarımızı, gerek müziği, insan ilişkilerini ve en çok da sevme potansiyelimizi düşündüm. Elbette güzel bir bedensel arınma, ama bir o kadar da zihinsel ve duygu yönünden yoğun bir hareketlilik anlarının içindeydim. Cuma Günü gelince filmlerime ara verip, Milongahane milongasına katıldım ve Dj Maral'ın güzel seçkileriyle hoş danslarla dolu bir milonga deneyimine uzandım. Keyifli bir kalabalık, harika insanlarla dolu bir sinerji geceyi doldururken, taze tadını koruyan sıcacık çaylar kalplerimizi ısıtıp, geceyi en hoş tınısında tamamlamamızı sağladı.
Cumartesi Günü ise, Martı'da hem Oko Tango'nun harika parçalarıyla -çok hoş bir enerji vardı o gün, enstrümantist arkadaşlarım çalarken ruhlarını koydular ortaya adeta- çok keyifli danslara ulaştım, hoş dostlarımla sohbet ettim, peynir ve şarapla bütünleştim. Milonga sonunda da hoş bir yolculukla Silivri semalarına ve harika anlara yelken açtığım dostlarımla tüm Pazar gününü büyülü müzikal tınılara, birbirinden güzel lezzelere, harika üzümlere ve yıllanan paylaşımlara adayarak yine sıradışı bir haftasonu lezzetine eriştim.. Müziğin içinde hem kaybolmak, hem kendini bulmak tutkunun eseri. Bunu yaşama cesareti ise ruhun en büyük, rengarenk ve egzantrik yolculuğu sanırım. Özgür tınılar, yoğun translar yoğun okyanuslara ulaştırıyor insanı...
Akşamın son saatlerine yaklaştığımızda, harika tatlar içimizdeyken, Ponte milongasına geçerek, öncelikle genç milonguero dostumla tandalarca dans etme mutluluğuna erişirken, ardından hissel olarak çok derin algısal sıçramalara ulaştığım müzik ortağımla translardan trans beğendim. Dj İrem'in sakin hislerle yoğun tandalarıyla da tüm tango dostlarımızla bu güzel günü, hoş paylaşımlarla dolu bir milonga anısı haline dönüştürüp, hoş havasıyla içsel hafızalarımıza gönderdik.
Hepimiz bu sabah uyanarak yeni bir güne " Merhaba" dedik, yalnızca bir tek milonguero dostumuz bugünümüzde, bu bulunduğumuz, hissettiğimiz, duyumsadığımız ve yaşadığımız boyutla bize eşlik edemedi. Çünkü onun için yaşam dün gecenin ardından bir noktada ama çok sevdiği tangonun tüm hisleri içinde bitmişti. Bazı bilim insanlarının bulgularına göre yaşamla, ölüm aslında aynı yerde, ama farklı boyutsal dizilimde. Dolayısıyla böyle enteresan bir evren içinde bize sunulan tek gerçeklik de bilinçlerimizdeki ilerleme ve gelişme potansiyeli. Çünkü sahip olduğumuz tek ödül, ürün, realite, yaşam ve akış orada beliriyor, doğuyor, büyüyor ve olgunlaşıyor aslında...
Dün çok sevdiğim dostlarımla içtiğimiz "Unique" adlı şarapta da, şişenin ön kısmında yazan cümle çok hoşuma gitmişti. Şuydu;
"Wine for consciousness"
Ne kadar da manalı..Ben de şunu eklemek istiyorum;
"Wine & life for consciousnes, love & joy"
Bu güzel felsefe haftamızı daha da bilinçli, sevgi dolu ve haz yüklü kılsın ve hepimize muhteşem anlarla, insanlarla dopdolu, nefes kesici hisler, translar ve olağanüstü dans serüvenleri getirsin dostlarım. Kalbimiz attığı, ritmimiz tuttuğu sürece ve yaşama dair aşksal yolculuğumuzla buluştuğumuz anlarda, ortamlarda, yaşamlarda, pistlerde buluşmak dileğiyle... Sizleri hem bu boyutta, hem de evrenin içinde herhangi bir realitede ve zamanın içinde selamlıyorum. Sevgiyle, mutlulukla, aşkla kalınız ve coşkuyla yükseliniz...
24 Kasım 2014 Pazartesi
17 Kasım 2014 Pazartesi
Haftanın içinde, tüm milongalarında ne çok şey vardı; binlerce tat, çok sayıda dost, rengarenk performanslar, melodiler, an be an üzümsel, danssal nefesler, hoş müzikal akışlar...
Evet çok fazla pırıltı vardı, ama ne yoktu inanın hiç bilemiyorum...Geriye bir şey kaldı mı ki zaten... ;-)
Sonbahara dair beni en mutlu eden şeylerden biri, yerlere dökülen yaprakların oluşturduğu o doğal zemin kaplamasında yürürken, ayakkabımla bu rengarenk yapraklara bastığım anda çıkan haşırtının melodisi kulağımda bir şekilde huzurla, havayı derinen soluya soluya bu açıkhava yürüyüşüyle şenlenmek ve her bir ağaçta beliren yeşilin her tonuna sahip, sarı, sarımtrak, kızıl, kırmızı renkteki yaprakların oluşturduğu görsel ziyafetteki büyülü manzarayla dolup taşmaktır. Gerçekten beni farklı alemlere götüren bir histir bu. Bu nedenle yağışlı ve soğuk havalarından pek haz etmesem de, sonbaharı yine de çok seviyorum. İnsanın yenilenmesi için nelere veda edip, içinde neleri onaracağını hissettirir sanki bu mevsim ve içteki mevsimlerle, dıştakiler uyumlanınca da insanın bu dünyadaki, evrendeki hoş döngünün içinde yeniden oluşturup, geliştirip, daha bir var eder. Doğa insanın içindedir ve biz milonguera(o)ların doğasının içinde de tango dansıyla hissedilen bütünlük vardır. Milongasal hikayelere uzanınca, bu sonbahar havasıyla gelen hepsi birbirinden harika beş milonga deneyimi hemen hafızama geliverir. Zaten hepsinin içimde binlerce anısı olan bu milonga serüvenleri birbirinin ardı sıra başlar işte...
Çarşamba Günü katıldığım Kız Kuleli milongada, harika ve dinamik bir atmosferle karşılaştım diyebilirim. Yerli, yabancı bir çok dansçının varlığı bu İstanbul milongalarına has 'her an festivalde olma' tadını hissettirirken, Dj Okan'ın tandaları eşliğinde yine oradaki sevdiğim milonguerolardan Erdem'le, tandalarca duramadan dans ederek, Koray'la yine en güzel keyfiyle, eğlenerek, Almanya'dan ara sıra gelip İstanbul pistlerini şenlendiren sevdiğimiz arkadaşımız Jens' le, Kanada'dan geldiğini öğrendiğim ve bir an ruhumu oralara taşıyan hoş dans eden bir milongueroyla, Fatih'le ve bir çok milongueroyla en güzel danslarıma ulaştım Gecenin sonuda da -bu kısmı benim cep telefonumla- leziz bir Pasion Vega yorumuyla 'Te queiro tanto" parçası eşliğinde harika bir dans ve az biraz yaşamsal sohbet ritüeline uzanıp geceyi noktaladım.
Perşembe Günü Point'in 10.yılı kutlaması için yoğun bir kalabalıkla buluştuğumuz bu güzel manzaralı ve geniş pistli milongadaki, yuvarlak masamda tüm hoş dostlarımla konumlandık. Yerli, yabancı dansçıların oluşturduğu yoğun bir internasyonel kitleyle birlikte, Serçin'in leziz tandalarıyla her zamanki gibi olağanüstü bir gece daha yaşadık.
Düşündüm de oraya ilk gittiğimde, ambiyansı karşısında gerçekten büyülenmiştim. Harika dansçıların varlığı ile bu çok güzel manzaralı ortamın içinde adeta kopmuş ve her Perşembe günümü aksatmadan oradaki danssal, sohbetsel ve üzümsel uçuşlarıma ayırmıştım. Elbette yıllar geçti ve bugün de yine en güzal danslarım müzikal ortağım Hakkı'yla, Jens'le, Murat'la - harika bir salsa parçası da dahil, müthişti- oranın müdavimlerinden Torelli'ye benzerliğiyle dikkat çeken Ferhat'la, Uğur'la -pek dingin tınılarla- , Ogün'le -milongalarla şenlenerek-, Mehmet'le - konforla- ve daha bir çok dostumla daha gece boyunca sürdü. Çekilişte ise Jueves'ten bir yelek kazanıp, masamdaki şanslı milongueroya hediye ettim. İşin enteresanın masamızda üç kişi de bir şeyler kazandı bu çekilişte. Bu da hepimizi gülümsetti. Bir de oradaki çekilişlerde nedendir bilmiyorum, genelde şanslı olanlardan biri olmuşumdur. Masaj, konser bileti kazandım iki kez ve şimdi de yelek. Hep olsun bu şans diliyorum...
Gecenin ortalarında, 10. yıl kutlaması şerefine pastalar kesildi, hepimiz tarafından kuşkusuz keyifle yutuldu ve Alper'le Selen çiftinin 3, 4 parçalık keyifli, sade, konforlu ve rahat akışla gerçekleşen performanslarını izledik. Gerçekten muhteşem ve bir o kadar da huzurlu bir geceyi, tadı yine damağımda kalarak tamamladım.
Bu arada "Para Bailar" milongasındaki performanslarını orada bulunmadığım için youtube'da izlediğim Ahmet ve Nilay çiftinin, üç parçalık akıcı, dinamik, renkli ve yaratıcı danslarına gerçekten bayıldığımı söylemeliyim. Bu denli genç yaşlarına rağmen, böyle bir çalışma çıkardıkları için kendilerini gerçekten tebrik ediyorum.
Zımba gibi bir genç nesil geliyor ve bir çok yaratıcı ve hoş performansa doyacağız gibi geliyor bana. Bu da harika!
Cuma Günü muhteşem bir üzüm ziyafetinin ardından, Milongahane milongasına katıldım. Yine harika bir enerji ile karşılaşırken, çılgın bediş milongueralarımızdan Özden'ciğim, Elmira'cığım ve Müge'ciğimle, Dj'e en yakın masaya yerleştik. Sonrasında, gecenin "Charlie" lakabını kazanmaya hak kazanan Hakkı'cığımız da aramıza katılarak, masadaki tek milonguero olma şerefine nail olduğundan, kendini bir nevi "cennet milongası"nda hissetmiştir diye düşünüyorum. Bizler, yani milongueralar için melek demek biraz abartılı olur ama, "Çakma Melek" daha bir anlamlı ve yerine oturan bir ifade olabilir....;-)
Gecenin melekliğine aday insanlarından başka biri kim mi olabilir?
Elbette günün Dj'i Çağatay... Birbirinden güzel tandalarıyla -cortinalarında da kopardı, yaylı yaylı- yine muhteşem dans yolculuklarım hem kendisiyle, hem Hakkı'yla, hem Fatih dostumla, Didem'ciğimle lead keyfini tadarak, Utku dostumla pek keyifle, müzikal lezzette -üstelik son tandada da lead edeceğim diye tutturdum- sonlarda da Kanadalı milongueroyla minicik bir dans uzantısıyla, gece boyunca keyfiyle sürdü.
Gecenin ortalarında da yıllardır tanıdığımız ve harika milongalara ev sahipliği yapmış olan -Taksim Sanat milongalarının müdavimiydim ve Mekan milongasına da sıkça gittim- Aydın ve Pelin çiftinin 3,4 parçalık kendilerinin özgün enerjisini yansıttlıkları, hoş danslarını izledik. Aydın Hoca'nın performanslarından önce yaptığı o çok içten kalbini ifade ettiği konuşmasını da çok etkileyici bulduğumu söylemeliyim. Orada bulunmaktan gerçekten mutlu oldum. Bora, Didem çiftinin ve Sevkan'ın hoş misafirperverliği ile geceyi noktalayıp, yağışlı bir İstanbul gecesinden, Ortaköy semalarındaki sıcacık, ışıltılı evime ulaşıp tüm yorgunluğumu yatağıma gömdüm.
Cumartesi Günü Martı milongasında cam kenarındaki masamda, yanımızda Sergülen Abla ve Tuna ile birlikte leziz sohbetlerle şenlendiğimiz, yine en maksimum uçuşlu milonga seyrime başladım.
Dj Erdem'in hoş tandalarıyla, gece boyunca harika danslar ettim. Renkli bir kalabalık, huzurlu bir ambiyans ve içinde dans kokan her şey vardı bugün de... Burayı gerçekten çok seviyorum. İlk geldiğim andan itibaren kanım kaynadı diyebilirim. Dansçılar için gereken tüm konforun yanında, ortamın enerjisi ve ekibin güleryüzlü, sıcak yaklaşımları huzur ve rahatlık da sunuyor katılımcılara. İkisini -hem şıklık ve konfor, hem rahatlık, sıcaklık- bir arada bulmak ise gelişmiş coğrafyaların tadını hissettiriyor bana. Bunu İstanbul'da hissetmek de gerçekten sosyal bir tatmin sağlıyor!
Dolayısıyla en güzel danslarım Mehmet Cemal'ciğimle yine çok dinamik bir lezzette ve keyifle, Erdem'ciğimle yen yüksek semalara kapılarak, Aziz Abi'yle "The King of the Waltz Tandas" kıvamında, Aron'la keyifle, neşeyle, Hakkı'yla Pugliese tandasında zemine tüm enerjimi ve kırıntılarını dahi bırakarak, coşarak, ful enerjiyle ve bir çok dostumla daha süper ezgilerle dalga dalga mutluluktan uçarak gerçekleşti. Gecenin sonunda ise ani gelen bir yıldırım kararıyla, uzun bir yolculuğa uzanıp, Silivri semalarına eriştim ve tüm Pazar Günü'mü entellektüel ve müzikal sohbetlere ayırdığım bu muhteşem dostlarımla geçirdim.
Sabah kahvaltısında denizin yanı başında bulunan sempatik masamızda, binlerce lezzeti keyifle silip süpürüp, yavaş yavaş sindirirken, deniz kenarında yaptığım minicik yürüyüşümle tanıştığım ve adeta beni şoke eden hareketler sergileyen ve isimini anında "Free Spirit" taktığım tatlı köpekle olan dostluğumuz ve ardından bana yaptığı şovları, hatta denizin içine girerek yüzme stillerini gösterdiği performansıyla da çok beğenimi kazanıp günün deniz yansımalarından sonraki modelliğini tarafımdan hak etmiş ve kazanmış oldu. Bu yakışıklı delikanlı bir an bile beni yalnız bırakmazken, denizin kenarında topladığım rengarenk midyeler, yıllar öncesinin berrak, tertemiz Marmara Denizi'ni çok özlemle hatırlattı bana. Çocukluğumuzun pırıl pırıl sularına kapıldığımız Marmara Denizi'nin, şimdiki kirliliği gerçekten içimi burkuyor. Doğayı korumak değil ama katletmekte uzman bir ekip kurmuş insan cinsi. Paraya dönüştüreceği her şeyi katletme uğruna satarken, yok ederken, kendi ruhunu arayıp da hiçbir şekilde, hiçbir zamanda ve coğrafyada bulamaması çok doğaldır elbette. Çocukluk anılarımın Florya, Silivri sahilleri ile Ada sularının nefesi hala içimde aslında... Bu denizden çıkan midye renkliliği de hiçbir Türkiye denizinde yoktur. Bunları Ege ve Akdeniz kıyılarında bulamıyorum en azından. Karadeniz'de de pek bulamazsınız. Elbette orası da en kirli sularımızdan. Bu da hazin bir hikaye... "Çok Gelişmiş Ülkeler" in doğayla olan ritmsiz dansı olsa gerek bu belki de...İnsan doğayı yok ederek, kendisini bitiriyor. O yüzden diliyorum ki, şu ana kadar bir şans bulamadıysak da, bugünden itibaren doğa için yapacağımız güzel çalışmalar oluşturur ve bunların adımlarını hızla, birer birer atarız...
Yıllar önce Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde "Yeşil Öncü" ekibi olarak, 15 günlük ağaç dikim ekibine katıldığımda yaşadığım muhteşem hisleri ve o yoğun tatmini anlatamam. Doğada evinde hissetmemek mümkün mü...Ve ağaç, en güzel nefes işte...Bir de yok edilen Zeytinlikler var değil mi? Ne mi oluyor?? Nefesi tükenen bir doğa ve ziyan...Gerçekten acı çektiğim bir konu bu ve tüm dileğim her şeyin güzel akışına ve adil sürecine kavuşabilmesi, doğayla yaşadığımız birlikteliğin ve bütünlüğün devamı yönündedir...Tüm kalbimle bunu arzu ederken, gerçekleşmesi için elimden gelen her şeyi doğa adına yapacağım. Sözüm sözdür!
Günün asıl akışına gelince, kendimi tamamiyle bir tatil beldesinde hissettiğim bu bir günlük sürecin akşamında "İnci Resort" taki harika müzikal ve tatsal çalışmalarımızın ardından, Silivri sahilinde su ürünleriyle, bol balıkla, mezelerle, üzümle, arpayla ve etrafımızda boncuk boncuk gözleriyle bakan, birbirinden sevimli çok sayıda kedilerle dopdolu bir yemek ritüeline girdik. İçerdeki şöminenin ateşi gözlerimizden yansırken, bu şahane sohbetin tüm keyfi içimde, haftanın son gününün, son harika milongası olan Ponte'ye uzandım.
Yine muhteşem bir kalabalık ve büyülü bir ortam vardı gecede. Masamda Sergülen Abla'yla ve Ceren'ciğimizin annesi ile arkadaşlarıyla süregelen sohbetler dahilinde Dj Ayşe Hm'ın hoş ve güzel tandalarıyla muhteşem dans deneyimlerime açıldım. Ekvator'dan gelen çok sempatik bir milongueroyla pek keyifle, Satışmış Abi'yle huzurla, konforla, rahatlıkla, Yiğit'le harika bir enerjiyle, Alman bir milongueroyla hoş bir lezzetle, Ceren'le yine harika tınısal hislerle ve bir çok milongueoyla en güzel lezzetiyle aktı. Gecenin ortalarında ise Ahmet ve Ceren çiftinin üç parçalık keyifli, zarif, dingin ve hoş performanslarını izledik. Kostümlerine de bayıldığımı söylemeliyim. Çok çok zevklilerdi doğrusu.
Her zamanki gibi geceyi yine en yüksek uçuşlarla tamamlayıp, bu bir çok dansçının buluşma noktasında, yani milongalarda varolan harika birlikteliği noktalayarak, güzel bir meydan yürüyüşüyle ve ev yolculuğuyla haftayı tamamladım. Yine en güzel danslarla gelen mutluluktan uçuşlar, müziğin ve 'connection'un derin etkisiyle yakaladığımız olağanüstü frekanslar, translar, yolculuklar içinde, harika insanlarla, dostlarımla yaşadığımız tüm inanılmaz paylaşımlar....Evet bu hafta ana dair her şey vardı sanki. Çok sayıda muhteşem tınıyı ve mutluluğu, tüm varlığımda hissettim diyebilirim. Bu güzel enerjiyle de bu yepyeni güne uyandım
Haftamızın hepimize güzel mutluluklar, harika insanlar, süper kazançlar ve engin milongasal akışlar getirmesini diliyorum dostlarım. Yine dünyanın dönüşüne eşlik ettiğimiz her yönde beliren, rahat akan rondalarda ve pistlerde buluşmak dileğiyle. Hepinizi sevgiyle abrazo'luyorum...:-)
Evet çok fazla pırıltı vardı, ama ne yoktu inanın hiç bilemiyorum...Geriye bir şey kaldı mı ki zaten... ;-)
Sonbahara dair beni en mutlu eden şeylerden biri, yerlere dökülen yaprakların oluşturduğu o doğal zemin kaplamasında yürürken, ayakkabımla bu rengarenk yapraklara bastığım anda çıkan haşırtının melodisi kulağımda bir şekilde huzurla, havayı derinen soluya soluya bu açıkhava yürüyüşüyle şenlenmek ve her bir ağaçta beliren yeşilin her tonuna sahip, sarı, sarımtrak, kızıl, kırmızı renkteki yaprakların oluşturduğu görsel ziyafetteki büyülü manzarayla dolup taşmaktır. Gerçekten beni farklı alemlere götüren bir histir bu. Bu nedenle yağışlı ve soğuk havalarından pek haz etmesem de, sonbaharı yine de çok seviyorum. İnsanın yenilenmesi için nelere veda edip, içinde neleri onaracağını hissettirir sanki bu mevsim ve içteki mevsimlerle, dıştakiler uyumlanınca da insanın bu dünyadaki, evrendeki hoş döngünün içinde yeniden oluşturup, geliştirip, daha bir var eder. Doğa insanın içindedir ve biz milonguera(o)ların doğasının içinde de tango dansıyla hissedilen bütünlük vardır. Milongasal hikayelere uzanınca, bu sonbahar havasıyla gelen hepsi birbirinden harika beş milonga deneyimi hemen hafızama geliverir. Zaten hepsinin içimde binlerce anısı olan bu milonga serüvenleri birbirinin ardı sıra başlar işte...
Çarşamba Günü katıldığım Kız Kuleli milongada, harika ve dinamik bir atmosferle karşılaştım diyebilirim. Yerli, yabancı bir çok dansçının varlığı bu İstanbul milongalarına has 'her an festivalde olma' tadını hissettirirken, Dj Okan'ın tandaları eşliğinde yine oradaki sevdiğim milonguerolardan Erdem'le, tandalarca duramadan dans ederek, Koray'la yine en güzel keyfiyle, eğlenerek, Almanya'dan ara sıra gelip İstanbul pistlerini şenlendiren sevdiğimiz arkadaşımız Jens' le, Kanada'dan geldiğini öğrendiğim ve bir an ruhumu oralara taşıyan hoş dans eden bir milongueroyla, Fatih'le ve bir çok milongueroyla en güzel danslarıma ulaştım Gecenin sonuda da -bu kısmı benim cep telefonumla- leziz bir Pasion Vega yorumuyla 'Te queiro tanto" parçası eşliğinde harika bir dans ve az biraz yaşamsal sohbet ritüeline uzanıp geceyi noktaladım.
Perşembe Günü Point'in 10.yılı kutlaması için yoğun bir kalabalıkla buluştuğumuz bu güzel manzaralı ve geniş pistli milongadaki, yuvarlak masamda tüm hoş dostlarımla konumlandık. Yerli, yabancı dansçıların oluşturduğu yoğun bir internasyonel kitleyle birlikte, Serçin'in leziz tandalarıyla her zamanki gibi olağanüstü bir gece daha yaşadık.
Düşündüm de oraya ilk gittiğimde, ambiyansı karşısında gerçekten büyülenmiştim. Harika dansçıların varlığı ile bu çok güzel manzaralı ortamın içinde adeta kopmuş ve her Perşembe günümü aksatmadan oradaki danssal, sohbetsel ve üzümsel uçuşlarıma ayırmıştım. Elbette yıllar geçti ve bugün de yine en güzal danslarım müzikal ortağım Hakkı'yla, Jens'le, Murat'la - harika bir salsa parçası da dahil, müthişti- oranın müdavimlerinden Torelli'ye benzerliğiyle dikkat çeken Ferhat'la, Uğur'la -pek dingin tınılarla- , Ogün'le -milongalarla şenlenerek-, Mehmet'le - konforla- ve daha bir çok dostumla daha gece boyunca sürdü. Çekilişte ise Jueves'ten bir yelek kazanıp, masamdaki şanslı milongueroya hediye ettim. İşin enteresanın masamızda üç kişi de bir şeyler kazandı bu çekilişte. Bu da hepimizi gülümsetti. Bir de oradaki çekilişlerde nedendir bilmiyorum, genelde şanslı olanlardan biri olmuşumdur. Masaj, konser bileti kazandım iki kez ve şimdi de yelek. Hep olsun bu şans diliyorum...
Gecenin ortalarında, 10. yıl kutlaması şerefine pastalar kesildi, hepimiz tarafından kuşkusuz keyifle yutuldu ve Alper'le Selen çiftinin 3, 4 parçalık keyifli, sade, konforlu ve rahat akışla gerçekleşen performanslarını izledik. Gerçekten muhteşem ve bir o kadar da huzurlu bir geceyi, tadı yine damağımda kalarak tamamladım.
Bu arada "Para Bailar" milongasındaki performanslarını orada bulunmadığım için youtube'da izlediğim Ahmet ve Nilay çiftinin, üç parçalık akıcı, dinamik, renkli ve yaratıcı danslarına gerçekten bayıldığımı söylemeliyim. Bu denli genç yaşlarına rağmen, böyle bir çalışma çıkardıkları için kendilerini gerçekten tebrik ediyorum.
Zımba gibi bir genç nesil geliyor ve bir çok yaratıcı ve hoş performansa doyacağız gibi geliyor bana. Bu da harika!
Cuma Günü muhteşem bir üzüm ziyafetinin ardından, Milongahane milongasına katıldım. Yine harika bir enerji ile karşılaşırken, çılgın bediş milongueralarımızdan Özden'ciğim, Elmira'cığım ve Müge'ciğimle, Dj'e en yakın masaya yerleştik. Sonrasında, gecenin "Charlie" lakabını kazanmaya hak kazanan Hakkı'cığımız da aramıza katılarak, masadaki tek milonguero olma şerefine nail olduğundan, kendini bir nevi "cennet milongası"nda hissetmiştir diye düşünüyorum. Bizler, yani milongueralar için melek demek biraz abartılı olur ama, "Çakma Melek" daha bir anlamlı ve yerine oturan bir ifade olabilir....;-)
Gecenin melekliğine aday insanlarından başka biri kim mi olabilir?
Elbette günün Dj'i Çağatay... Birbirinden güzel tandalarıyla -cortinalarında da kopardı, yaylı yaylı- yine muhteşem dans yolculuklarım hem kendisiyle, hem Hakkı'yla, hem Fatih dostumla, Didem'ciğimle lead keyfini tadarak, Utku dostumla pek keyifle, müzikal lezzette -üstelik son tandada da lead edeceğim diye tutturdum- sonlarda da Kanadalı milongueroyla minicik bir dans uzantısıyla, gece boyunca keyfiyle sürdü.
Gecenin ortalarında da yıllardır tanıdığımız ve harika milongalara ev sahipliği yapmış olan -Taksim Sanat milongalarının müdavimiydim ve Mekan milongasına da sıkça gittim- Aydın ve Pelin çiftinin 3,4 parçalık kendilerinin özgün enerjisini yansıttlıkları, hoş danslarını izledik. Aydın Hoca'nın performanslarından önce yaptığı o çok içten kalbini ifade ettiği konuşmasını da çok etkileyici bulduğumu söylemeliyim. Orada bulunmaktan gerçekten mutlu oldum. Bora, Didem çiftinin ve Sevkan'ın hoş misafirperverliği ile geceyi noktalayıp, yağışlı bir İstanbul gecesinden, Ortaköy semalarındaki sıcacık, ışıltılı evime ulaşıp tüm yorgunluğumu yatağıma gömdüm.
Cumartesi Günü Martı milongasında cam kenarındaki masamda, yanımızda Sergülen Abla ve Tuna ile birlikte leziz sohbetlerle şenlendiğimiz, yine en maksimum uçuşlu milonga seyrime başladım.
Dj Erdem'in hoş tandalarıyla, gece boyunca harika danslar ettim. Renkli bir kalabalık, huzurlu bir ambiyans ve içinde dans kokan her şey vardı bugün de... Burayı gerçekten çok seviyorum. İlk geldiğim andan itibaren kanım kaynadı diyebilirim. Dansçılar için gereken tüm konforun yanında, ortamın enerjisi ve ekibin güleryüzlü, sıcak yaklaşımları huzur ve rahatlık da sunuyor katılımcılara. İkisini -hem şıklık ve konfor, hem rahatlık, sıcaklık- bir arada bulmak ise gelişmiş coğrafyaların tadını hissettiriyor bana. Bunu İstanbul'da hissetmek de gerçekten sosyal bir tatmin sağlıyor!
Dolayısıyla en güzel danslarım Mehmet Cemal'ciğimle yine çok dinamik bir lezzette ve keyifle, Erdem'ciğimle yen yüksek semalara kapılarak, Aziz Abi'yle "The King of the Waltz Tandas" kıvamında, Aron'la keyifle, neşeyle, Hakkı'yla Pugliese tandasında zemine tüm enerjimi ve kırıntılarını dahi bırakarak, coşarak, ful enerjiyle ve bir çok dostumla daha süper ezgilerle dalga dalga mutluluktan uçarak gerçekleşti. Gecenin sonunda ise ani gelen bir yıldırım kararıyla, uzun bir yolculuğa uzanıp, Silivri semalarına eriştim ve tüm Pazar Günü'mü entellektüel ve müzikal sohbetlere ayırdığım bu muhteşem dostlarımla geçirdim.
Sabah kahvaltısında denizin yanı başında bulunan sempatik masamızda, binlerce lezzeti keyifle silip süpürüp, yavaş yavaş sindirirken, deniz kenarında yaptığım minicik yürüyüşümle tanıştığım ve adeta beni şoke eden hareketler sergileyen ve isimini anında "Free Spirit" taktığım tatlı köpekle olan dostluğumuz ve ardından bana yaptığı şovları, hatta denizin içine girerek yüzme stillerini gösterdiği performansıyla da çok beğenimi kazanıp günün deniz yansımalarından sonraki modelliğini tarafımdan hak etmiş ve kazanmış oldu. Bu yakışıklı delikanlı bir an bile beni yalnız bırakmazken, denizin kenarında topladığım rengarenk midyeler, yıllar öncesinin berrak, tertemiz Marmara Denizi'ni çok özlemle hatırlattı bana. Çocukluğumuzun pırıl pırıl sularına kapıldığımız Marmara Denizi'nin, şimdiki kirliliği gerçekten içimi burkuyor. Doğayı korumak değil ama katletmekte uzman bir ekip kurmuş insan cinsi. Paraya dönüştüreceği her şeyi katletme uğruna satarken, yok ederken, kendi ruhunu arayıp da hiçbir şekilde, hiçbir zamanda ve coğrafyada bulamaması çok doğaldır elbette. Çocukluk anılarımın Florya, Silivri sahilleri ile Ada sularının nefesi hala içimde aslında... Bu denizden çıkan midye renkliliği de hiçbir Türkiye denizinde yoktur. Bunları Ege ve Akdeniz kıyılarında bulamıyorum en azından. Karadeniz'de de pek bulamazsınız. Elbette orası da en kirli sularımızdan. Bu da hazin bir hikaye... "Çok Gelişmiş Ülkeler" in doğayla olan ritmsiz dansı olsa gerek bu belki de...İnsan doğayı yok ederek, kendisini bitiriyor. O yüzden diliyorum ki, şu ana kadar bir şans bulamadıysak da, bugünden itibaren doğa için yapacağımız güzel çalışmalar oluşturur ve bunların adımlarını hızla, birer birer atarız...
Yıllar önce Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde "Yeşil Öncü" ekibi olarak, 15 günlük ağaç dikim ekibine katıldığımda yaşadığım muhteşem hisleri ve o yoğun tatmini anlatamam. Doğada evinde hissetmemek mümkün mü...Ve ağaç, en güzel nefes işte...Bir de yok edilen Zeytinlikler var değil mi? Ne mi oluyor?? Nefesi tükenen bir doğa ve ziyan...Gerçekten acı çektiğim bir konu bu ve tüm dileğim her şeyin güzel akışına ve adil sürecine kavuşabilmesi, doğayla yaşadığımız birlikteliğin ve bütünlüğün devamı yönündedir...Tüm kalbimle bunu arzu ederken, gerçekleşmesi için elimden gelen her şeyi doğa adına yapacağım. Sözüm sözdür!
Günün asıl akışına gelince, kendimi tamamiyle bir tatil beldesinde hissettiğim bu bir günlük sürecin akşamında "İnci Resort" taki harika müzikal ve tatsal çalışmalarımızın ardından, Silivri sahilinde su ürünleriyle, bol balıkla, mezelerle, üzümle, arpayla ve etrafımızda boncuk boncuk gözleriyle bakan, birbirinden sevimli çok sayıda kedilerle dopdolu bir yemek ritüeline girdik. İçerdeki şöminenin ateşi gözlerimizden yansırken, bu şahane sohbetin tüm keyfi içimde, haftanın son gününün, son harika milongası olan Ponte'ye uzandım.
Yine muhteşem bir kalabalık ve büyülü bir ortam vardı gecede. Masamda Sergülen Abla'yla ve Ceren'ciğimizin annesi ile arkadaşlarıyla süregelen sohbetler dahilinde Dj Ayşe Hm'ın hoş ve güzel tandalarıyla muhteşem dans deneyimlerime açıldım. Ekvator'dan gelen çok sempatik bir milongueroyla pek keyifle, Satışmış Abi'yle huzurla, konforla, rahatlıkla, Yiğit'le harika bir enerjiyle, Alman bir milongueroyla hoş bir lezzetle, Ceren'le yine harika tınısal hislerle ve bir çok milongueoyla en güzel lezzetiyle aktı. Gecenin ortalarında ise Ahmet ve Ceren çiftinin üç parçalık keyifli, zarif, dingin ve hoş performanslarını izledik. Kostümlerine de bayıldığımı söylemeliyim. Çok çok zevklilerdi doğrusu.
Her zamanki gibi geceyi yine en yüksek uçuşlarla tamamlayıp, bu bir çok dansçının buluşma noktasında, yani milongalarda varolan harika birlikteliği noktalayarak, güzel bir meydan yürüyüşüyle ve ev yolculuğuyla haftayı tamamladım. Yine en güzel danslarla gelen mutluluktan uçuşlar, müziğin ve 'connection'un derin etkisiyle yakaladığımız olağanüstü frekanslar, translar, yolculuklar içinde, harika insanlarla, dostlarımla yaşadığımız tüm inanılmaz paylaşımlar....Evet bu hafta ana dair her şey vardı sanki. Çok sayıda muhteşem tınıyı ve mutluluğu, tüm varlığımda hissettim diyebilirim. Bu güzel enerjiyle de bu yepyeni güne uyandım
Haftamızın hepimize güzel mutluluklar, harika insanlar, süper kazançlar ve engin milongasal akışlar getirmesini diliyorum dostlarım. Yine dünyanın dönüşüne eşlik ettiğimiz her yönde beliren, rahat akan rondalarda ve pistlerde buluşmak dileğiyle. Hepinizi sevgiyle abrazo'luyorum...:-)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Doğayla buluşmayı çok severim. Yavaş adımlarda ağaçların arasından çiçeklenen toprağa, kuşların cıvıl cıvıl konuşmalarına, arıların güneşle...
-
Tango yapmak ne kadar güzelse tangoya geri dönmek de bir o kadar güzel. Bambaşka enerjilerle duyduğun notaları adımlara dönüştürüyor, sarıld...
-
Herkes kabı kadar su taşır, kalbinin genişliği kadar sever. Hem kalbini mümkün olduğu kadar sevgiye açıp, genişletirken, hem de kabını yaşa...