Yedi renk, yedi milonga ve bambaşka frekanslara, pırıltılara hoş yolculuklar...
Haftaya rengarenk bir ruh haliyle başladım. Pazartesi festival yorgunu olmama rağmen, yine de Armada'ya koştum. Oranın sıcak atmosferiyle tüm yorgunluğumu atıp, 19 Mayıs'ı tüm harika dostlarla ve dansçı arkadaşlarla hakkını vere vere kutladık. Aylin, Tuncay, Aziz Abi ve Ruşen'le dalgalandırdığımız Türk bayrağımızla birlikte bayramımızı coşkulu bir seremoniyle kutlarken, gece boyunca süren harika sohbetler, Serdar Hoca'nın tandaları eşliğinde gelen güzel danslarımız, cumhuriyetimizin hepimize sağladığı özgürlükleri daha bir manayla yaşattı sanki hepimize. Tüm adımlarımızda, dönüşlerimizde, o içimizden yükselen ve müziğe akan özgürlüklerimizin coşkusunu da çok daha yoğun duyumsadık sanıyorum.
19 Mayıs Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı'nı hoş bir sefa ile kutlamak ve gece boyunca akış halindeki harika danslarımdaki baş kahramanlardan, Tuncay, Deniz, Aziz Abi, Ralph, Hakkı ve bir çok milonguero ile yine en hoş "connection"lu, derin "abrazo"lu dans yolculuklarına ulaştım. Dolayısıyla milongayı, tüm tadıyla, neşesiyle, rengiyle yaşadık, paylaştık bu sefer de...
Salı Günü Mekan milongasına gittim. Stilistim ve moda danışmanım ilan ettiğim Evrim'ciğimi yanımda götürdüm, çünkü artık olmadan adım atamıyorum. Yahu Chique markası olmadan önce, ne giyiniyormuşum diye düşünüyorum zaman zaman. Reklamlara ise asla son veremiyorum sevdiğim insanlarla ve kaliteli bulduğu ürünlerle, tatlarla, lezzetlerle ilgili, mazur görünüz...Her dostumun, reklamcısıyım ben! ;-)
Milonga öncesinde de biraz üzümle yıkanmış ve en derin ve güzel sohbetlere dalmıştık yine tabii ki....
Dj koltuğundaki Utku arkadaşımızın da çaldığı harika tandalar eşliğinde yiyip, içip, yaşadıklarımızı, tüm dansımızın ve müziğin akışına aktarma deneyiminin doruklarına vardık kuşkusuz...Elbette, kahraman milonguerolardan-bu haftanın milonguerolarına "kahraman"demek istiyorum ve nedenini ben bile bilmiyorum-Mehmet Sinan, Metin, Utku, İzzet harika danslarla yine güzel kopuşlara ulaşmamı sağladılar sağolsunlar. Cunda Ada'sındaki tatilleri dolayısıyla Mekan milongasının müdavimlerinden gelemeyen çok kişi vardı. Bu yüzden gece pek kalabalık değildi ama yine de milonga hoş bir seyirle başladı, ilerledi ve sonlandı.
Çarşamba Günü, 333 milongasına geçtim ve harika bir kalabalıkla karşılaştım. Dj Tina'nın tandaları eşliğinde birbirinden süper milonguerolarla, yine oraya has uçuşlarıma yenilerini ekledim. Sanırım her milongada farklı bir kanaldan uçuşa geçiyorum. Kız Kuleli milongada da, katıldığım gecelerinde, çoğu kez harika bir enerjiye ulaşırım ve nonstop dans ederim. Nitekim böyle bir gece daha yaşadım, tattım..
En güzel danssal süzülüşlerimi, Erdem'le-tandalarca durmaksızın-, Koray'la-Pugliese tandasında da beni yalnız bırakmadı sağolsun-, Bülent'le-yumuşacık bir tınıda- ve bir çok milongueroyla gecenin ilerleyen saatlerine kadar doyasıya yaşadım. Gecenin ortalarında ise, Gökhan ve Mehtap çiftinin üç parçalık keyifli danslarını izledik. Bolca alkış da aldılar...
Gecenin sonunu ise biraz uzatıp-uzatmadan olmuyor genelde- yorgunluk had safhadayken ancak ayrılabildim. Ful mesai veriyorum bu tangoya gerçekten. Mesai hediyesi talep edebilirim evrenden artık, değil mi...
Perşembe Günü, geç başlayan Point Otel milongasına geçtim. Uykulu olmama rağmen Aziz Abi'yle, Mehmet Sinan'la, Aykut'la süregelen danslarım sonucu biraz da olsa uyanıp, açıldım neyse ki... Elbette oraya has nezih ve şık havayı soluyup, Point'in çok kalabalık olmayan atmosferiyle huzur bulurken, güzel danslarla, leziz sohbetlerle geceyi yine hoş keyfiyle yaşadım. Milonganın ortalarında ise, Serçin'le Berkay'ın chakarera danslarını büyük bir merakla ve ilgiyle izledim. Zaten Serçin, bence bu dansta muhteşem ve camiamıza chakarera dersi bile verebilir diye düşünüyorum. Onun üstüne bir kadın "Chakarerist" görmedim zira... Gören, duyan var mı? ;-)
Gece bitminde, hiçbir çorba muhabbetine katılmadan Ortaköy'üme ulaştım. Arada kafam çalışıyor Allahtan!
Cuma Günü, haftanın dört gözle, sekiz kulakla beklediğim en özel günlerinden biriydi benim için çünkü, Banu'yla İş Sanat'taki Pink Martini konserini izleyecektik. Kıpır kıpırdım ve o gün geldi, çattı... O kadar heyecanlıydım ki, neşem tavan bir halde, gurme Banu'muzun yemeklerine ve atmosferine bayıldığı o şahane Japon Restaurant'ı Itsumi'de, önce sushi yemek için buluştuk; muhteşem lezzetleri, harika blush şaraplarımızla yuvarladık. Konsere geçtiğimizde, ikimizin de enerjisi ve hazzı en büyük bir coşkuda, Pink Martini'nin en güzel parçalarını dinlemeye ve harika performanslarını izlemeye başladık. Konserin ortalarına doğru, Pink Martini ile sahne bile aldık, çünkü seyircileri sahneye çıkarttılar ve biz de kendimizi sahneye fırlatıp, bir kaç parça da olsa doyayısa dans ettik. Harikaydı!!
O kadar eğlendik ki konser boyunca, bitiminde de bunu dansla kutlamak istedik. Dolayısıyla, civara en yakın milonga olan Tahtasaray'a gitmeyi planlamıştık önce, ama sonradan karar değiştirip, Bora ve Didem Erdem çiftinin Beşiktaş'ta yeni düzenlemeye başladıkları Dans Spor milongasına geçtik. İlk kez gittiğim Dans Spor salonunu gerçekten çok beğendiğimi söylemeliyim. Havadar, geniş, rahat ve hoş bir atmosfer sunuyor katılımcılara. Zemini güzel, insanları keyifli, huzurlu ve sıcak bir ambiyans olunca da, keyifli bir gece yaşatıyor dansçılara onu farkettim.
Gecenin müziklerini ise yıllardır Dj' liğiyle beğeni toplayan Yüksel arkadaşımız yaptı. Yine özenle seçtiği tandalarıyla ve cortinalarıyla hem kendisiyle, hem diğer dostlardan Seçkin'le, Bora'yla, Çağatay'la harika dans serüvenlerine ulaştık. Banu'yla hazdan dört köşe geceyi tamamlayıp, evlerimize doğru yöneldik.
Bu arada Banu'cuğumdan bir süredir yelpaze açma dersleri alıyorum. Ondan iyi usta görmedim bu alanda. Kadın ful karizma yahu...Konserde de bir ara çıkardı yelpazesini, koptuk gülmekten..."Şırk"gibi bir sesle açıldı bu hayat kurtaran milonguera malzemesi ve konserdeki her kafa-kuşkusuz abarttım- bize doğru şaşkın bakışlarını yönlendirdi..Karizma her şeydir bazen...Olmazsa olmaz! ;-)
Cumartesi Günü ise, koşa koşa Martı Elegante milongasına gittim. Hem Müge'nin doğumgünü vesilesiyle depar attım oraya, hem de Soma'da gerçekleşen facia sebebiyle olan yastan ötürü, geçen hafta ertelenen milonganın özlemi içimde cam kenarındaki pek özel masamda, erkenden yerimi aldım. Erdem'in, Müge'nin, Bilgen'in yine yumuşacık karşılamalarıyla gecenin ilk güzel dokunuşlarını içimde hissedip şenlenirken, dansıma Aziz Abi'yle başladım. Oblivion parçasının canlı provası vardı tam milongaya vardığım esnada ve bu durumu değerlendirdik tabii ki ve bir güzel dans ettik Aziz Başkan'la..
Şebnem Hanım bence harika söyledi Oblivion'u ve Aziz Abi de "gecenin şovu" öncesinde, benimle dans ederek, biraz da olsa stres attı sanırım. Huzur veririm arada insanlara...:-)
Yine muhteşem bir kalabalıkla, ışıl ışıl, pırıl pırıl dostlardan bir çok harika simayla kucaklaşırken, Dj Serdar Tombul'un hazırladığı tandalarla da en güzel danslarıma Ertuğrul'la, Aziz Abi'yle, Volkan'la, Cem'le, Ahmet Abi'yle, Erdem'le-efsane bir danstı bu arada-,Hakkı'yla ve bir çok değerli milongayla ulaştım.
Bu arada bir süredir, adım büyücüye çıktı camiada sormayın... Hep bu kalpli çikolatalarımdan geldi başıma ne geldiyse zaten. Zira onları yiyen, evlenme teklifi alıyormuş da...Avuçlarından kalplerine yönlendiriyorum o tatlı çikolata kalplerini, ne oluyorsa ondan sonra oluyor sanırım. Elif ve Müge tescilli "kalp ve aşk büyücüsü" ünvanımı onayladılar geçtiğimiz hafta. Artık yeni iş tekliflerine de açığım, duyduk duymadık demeyin! ;-)
Yine Martı'nın müdavimleri mekanı ful kapasite doldururken, uzun zamandır görmediğim ve mücadelesiyle ve duruşuyla saygı duyduğum engelli bale dansçısı Mehmet Sefa Öztürk'ün de bu güzel geceye katılımının memnuniyetinin yanı sıra, varlığıyla hep kalbimde özel bir yer tutan Sergülen Abla'mızla, süper kalpli Özden kadın ile çılgın bedişler ekibinden Yeşim ve Mira'yla-arabadaki hallerini görmelisiniz, ful kapasite eğlence yüklüler ve süper komikler- ve bir çok tanguera(o) ile, yine en güzel sohbetleri paylaştım.
İlerleyen saatlerde, Müge'nin doğumgünü kutlaması, dansı ve pastasıyla da bir güzel şenlendik. Çok hoştu! Oblivion'un yine dinledik ve sonrasında Aziz Abi ile partneri Şerife'nin üç parçalık harika dans performanslarını seyre daldık. Bana göre harikalardı. Uzun yıllar sağlıkla ve mutlulukla dopdolu danslar diliyorum kendilerine...
Bu arada gece boyunca Bea Tv'nin katılımı sebebiyle tangoya dair röportajlar da vardı. Bu da milongayı daha bir renklendirdi sanırım ve şarapsever dostlarımla da kaliteli şarapları bir güzel yuvarlamayı-Kavaklıdere Öküzgözü Boğazkere; Türk üzümleri bir başkadır- ihmal etmedik... Sonuç olarak, gecemizi hazzımız en doruklara ulaşmış bir halde noktaladık. Tadımız, tuzumuz, sağlığımız, içimizdeki aşki, tango tutkumuz, coşkumuz ve dostlarımız hiç eksik olmasın...
Bir şahane Cumartesi gecesini daha bitirip, öğlene kadar uyuyacağım, haftanın son gününe yelken açabildim..
Pazar Günü CRR'de La Seleccion Nacionel Del Tango Orkestra'sının konserini izlemeye gittik; hem de ücretsizdi. Allahtan Pazar rehavetine kapılıp, deniz kenarında saatlerimi harcama ritüelimi erteleyerek bu etkinliğe katılmışım. Çünkü Lidia Borda'nın solistliğiyle, harika ve "extraordinary" performnaslarını izleme şansı yakaladığım Ivan Romero ve Silvia Nunez -2004 yılının sahne tangosunda, dünya şampiyonuymuşlar-çifti ile dopdolu ve enerji yüklü gecede buluşurken, harika bir orkestrayı da canlı dinleme fırsatı buldum. Gitmemek, gerçekten büyük bir hata olurmuş diye karar verdik Yeşim'le. Dolayısıyla iki deli milonguera-kendimize deli demeyi seviyorum- izlediğimiz bu harika konserin ardından, güzel bir Harbiye-Taksim yürüyüşü ile dinlenerek, ağaçlarının kesilmesine hepimizin büyük bir mücadeleyle ve azimle engel olduğu Gezi Parkı'mızın, salaş bir Cafe'sinde, geleneksek çay ritüelimize daldık. Ardından da Ponte'mizin güzel manzarası, şarap + peynir lezzeti damağımızda, Ayşe Hanım'ın zarif ve hoş tandalarıyla yine buluştuk.
Yaz mevsiminden dolayı mekandaki camlar da açılmıştı. Dolayısıyla püfür püfür esen havada, güzel masamızda, hellim peynirlerini ve üzümleri hoş bir tatsal zenginlikle içimizle buluştururken, "Ponte'nin Asil Kahramanı"dediğim, geç arkadaşım Mehmet Cemal'le leziz danslarıma adım attım. Gece boyunca, hoş bir kaç tandada, bir kaç milongueroyla da bu adımlarıma devam ettim; Yeşim'le, Mira'yla yine komik sohbetlerime yenilerini ekledik. Onlar bıksa da, sıkılsa da, yine de en komik karelerimizi emektar Samsung'umla çektim. Engel olamadılar bu kez de bana. Sevdiğim aktivitelerle ilgili, pek engel tanımam! ;-)
Gecenin sonlarına doğru bir ara,Yeşim'le bile dans ettik. Canımız çok dans etmek istedi çünkü milonga tandası çalıyordu ama bir "kahraman" milonguero gelip de, kaldırmadı bizi dansa. Ne yapalım, iş başa düştü, piste fırladık ve gülmekten komaya girsek de yine de dansımızı bir güzel ettik!
Sözde ben lead ediyordum ama, bu kadını lead etmek marifet bazen. Öyle adımlar atıyor ki mahsus, lead edebileyim diye bambaşka adımlar organize etmeye çalışıyorum. Canım çıktı valla lead' imi yapıcam diye...
Yani görünürde follower ama gizlide leader bir milonguera daha huzurlarınızda...
Neyse sözü uzatmayayım, geceyi yine güle oynaya sonlandırdık ve bir de harika rock bateristlerinin bulunduğu bir mekanda canlı müzik seremonisiyle tamamladık haftamızı. Bu her telden keyfi ve tadı yakaladığımız gün, bize her telden ve renkten haftayı da getirsin diliyorum.Yine şahane bir haftaya uzanalım; en güzel dostları, en leziz yolculukları, en verimli çalışmaları, birbirinden güzel kazançları, başarıları, sohbetleri ve harika milonga deneyimlerini coşkuyla yaşayalım, paylaşalım dostlarım. En güzel tandalarda, en kaliteli ve güzel milongalarımızda buluşmak dileğiyle...
26 Mayıs 2014 Pazartesi
19 Mayıs 2014 Pazartesi
Enteresan bir hafta yaşadık...301 demek yeterli mi...
Haftaya geleneksel Armada milongasıyla başladım ve güzel, pırıl pırıl dostlarımla yine oraya has hoş ambiyansı, keyfi soludum ve dans aşkını yine tüm iliklerime kadar hissettim.
Salı Günü, anormal bir enerji düşüklüğü ve enerjimde geri çekilme hissi yaşadım ve kollarım neredeyse kalkmaz bir halde eve geçmeyi tercih ettim.. Zaten o gün, şu an belirtildiği rakama göre 301 maden işçisi, Soma'daki felaketle yaşamını yitireceği bir maden kazası geçirmişti. Bu sayının çok daha fazla olduğu söyleniyor bu arada ama açıklanmayan gerçeklere malesef çok alıştık bu memlekette. Dolayısıyla tüm moraller sıfırlandı ve haftanın diğer tüm milongaları da bu acı haber sonucu iptal edildi. Onca insanın acısı karşısında dans edebilmek çok zordu zaten. Yine ihmaller, usulsüzlükler, sorumluluktan kaçışlar had safhadayken, onlarca canın yitimine seyirci kalmak en korkunç olaydı sanıyorum. Sonuç ne mi oldu, hayatını kaybedenler, ölümleriyle kaldılar ve geride perişan aileler ve dostlar bıraktılar. Bugün itibariyle de diğer işçiler işbaşı yaptılar. Ne gülünç hikayeler...En az 300 kişiye mezar olan bir madende işbaşı.. Hiçbir şey olmamış gibi...
Bu günlerin acısını biraz dindirmeye uğraşırken, standar hafta içi milongalarına iptallerden dolayı gidemesek de, haftasonu ilk kez düzenlenen Tangoz festivaline katıldım. Zaten ekibi çok sevdiğim insanlardan oluşan bu küçük ama hoş ekip, Taksim Venue Innpark'ta, kısacık bir sürede organize ettikleri bir festivale ev sahipliği yaptılar. Tabii ki üç gün de oradaydım. Kaçırmam ki...
Cuma Günü açılışta, Hüsrev Abi'nin gitar dinletisi ile başladık festival tadını yakalamaya.
Bu arada bu ilk kez düzenlenen fest milongasına ilk gelen kişi ben olmuşum. Aslı söyledi...:-) 1. Tangoz festivalinde 1. katılımcı...Gerisi geldi tabii...
Dolayısıya bana göre mekandaki en iyi masayı gözüme kestirip, oraya yerleştim ve sonradan üç gün boyunca da bir çok arkadaşımla o masada en keyifli paylaşımlara uzandım...
Festival süresi boyunca, çok kalabalık bir kitle yoktu ancak çok keyifli danslara uzanabilecek sayıda bir dansçı grubu vardı. Hem bir fest milongasında, sağdan soldan çarpacaklar, sakatlanacağız diye korkmadan, özgürce, rahat adımlarla dans etmek de harika oldu diyebilirim. Hep kalabalık yoruyor bazen!
Gecenin müziklerini Mihran arkadaşımız yaparken, 3 günlük Soma'da hayatını kaybedenler için bir yas sürecinde olduğumuzdan olsa gerek milonga tandası çalınmadı. Dolayısıyla en çok da ben isyan ettim!
"Milonga tandasız, milonga olmuyor"diye düşündüm. Çünkü enerji tangolar, waltzlarla ilerlerken, yükselişe geçiyor ve en tepelerde o enerji akışına ulaşamadan aşağılara iniyor ki, bu bir tatminsizlik yaratıyor dansçılarda. Yine de Mihran, enerjiyi canlı tutmak için daha ritmik parçalar çalmaya çalıştı. Neyse ki performans yapan çiftler, milonga parçalarında da danslarını sergilediler de biraz kulağımızın pası silindi. Buna da şükür!
Yine çok keyifli danslarımı Ertuğrul, Aziz Abi, Fernando-bir Arjantin'li milonguero- ve şu an hatırlayamadığım bir çok milongueroyla paylaştım ve performans zamanı geldiğinde de,önce Yalçın & Burcu çiftini izledik. 2, 3 parçalık performanslarında, hoş, zarif adımlarını beğeniyle izledim. Farklı figürleri de kullanmışlar danslarında bu kez, o yüzden hoş bir seyir sundurlar. İkinci çift Macit ve Ayşe çiftiydi. İlk kez birlikte danslarını izledim. Gayet hoş bir şekilde sundular performanslarını. Bu arada Ayşe'nin kostümüne bayıldım. Pırıl pırıl, ışıl ışıl bir renklilik sundu geceye bana göre.3. çift olarak da Pablo ve Sofia çiftini seyrettik. Yine keyifli performansları ile hoş bir elektrik bıraktılar ortamda. Adımları, uyumu, elektriği ilgiyle izledim, gözlemledim.
Performansların bitiminde, tüm milonguera(o)lar danslarımıza geri döndük. Saat üçlere kadar da enerjimiz yerinde, bütün rondalarda döne döne yine içimize ve kenimize yaklaştık.
Cumartesi Günü, bir gazlama seremonisi vardı Taksim'de ama yine de ben Gezi İstanbul Cafe'de biraz takıldığımdan, gazları yutmadan Inn Park'a geçtim. Aziz Abi'ler ise o kadar şanslı olmamışlar ve tam kargaşanın içindei bolca gazla yıkandıklarından fena olup, milongaya gelememişler...Nedir bu ülkedeki tüm insanların bitmeyen dertleri...Böcek gibi ilaçlamalar, rezillikler...Üff neyse, konuştukça, düşündükçe sinirlerim bozuluyor...
Milonga süresince, yine keyifli bir kitle hoş bir atmosferi oluşturdu bana göre. Uzun zamandır görüşmediğim dostlarımla da karşılaştım, bu da güzel oldu... Bu arada festival süresince, ışıklandırmaya bayıldım salondaki. Gayet karanlık bir loşlukta ama hoş rengarenk ışıklarla dolu bir ambiyans yaratılırken, en güzel dansların içine akmak daha bir kolay oldu. Apaydınlık yerler, her zaman aynı hisse yönlendirmiyor beni. Hele beyaz ışık varsa tamamiyle deliriyorum. Hazdan değil mutsuzluktan!
Bu arada biraz kritik yapacak olursam, mekandaki içki fiyatları oldukça yüksekti; minicik kadeh şaraplar 15, 20 TL ye satılırken (Cuma, Cumartesi fiyat farklı söylendi), su da 5 TL'ydi. Tabii fiyatlar bu kadar yüksek olunca, hemen Ebru formüllerimden bir kaçını ürettim. Beni tanıyanlar bu formülleri üç aşağı beş yukarı tahmin ederler zaten..:)
Neyse fiyatlandırmalar bir yana, yudum yudum israf etmeden içkilerimizi tadımladık ve en hoş danslarım Murat Selçuk, Ertuğrul, Erdem-hep duran olan- ve bir çok iyi dansçılarla aktı da aktı. Hatta hiç durmadan dans ettik gece boyunca.. Gecenin müziklerini de Ömer yaptı ve çok şükür milonga tandaları da çaldı da keyfim katladı. Bol milonga tandalı bir milonga akşamı, baldan tatlı olur benim sözlüğümde...
Performas zamanı geldiğinde önce, Antalya'da Chill Out maratonu da düzenleyen arkadaşlarımız Akın'la Gülşen'i seyrettik ve daha önceki performanslarından biraz daha farklı bir yapı gözlemledim bu kez danslarında. Gayet hoş figürleri de dansın akışı içine oturtmuşlar ve sanırım yoğun da bir çalışma süreci geçirmişler. En azından ben öyle hissettim. Çünkü dansçıların normal danslarında farklılıklara açılması ekstra bir çalışma gerektirir. Hiçbir şey göründüğü kadar kolay olmuyor iki bambaşka insanı içeren bir yolculuk yani dans serüveni olduğunda. Kuşkusuz gelişecek şeyler hiçbir zaman bitmez ve bitmeyecektir de tüm dansçılar için o da ayrı bir hikaye...
İkinci olarak Murat ve Mine çiftini izledik. Onları da ilk kez birlikte bir performans sergilerlerken izledim. Genel hatlarıyla Murat benzer, coşkulu enerjisinde, Mine de kendi stilinde danslarını aktardılar.
3.olarak da konuk dansçı olarak Matias ve Ayşe'nin bana göre çok keyifli ve hoş danslarını izledik. Gerçekten enerjiye, akışa, uyuma ve dinamizme bayıldım. Yine kostümler de şahaneydi.
Renkler aynı notalardaki akışlar gibi, bambaşka bir algı sunuyor insana..
Bu performansları ve genel hatlarıyla sosyal dansçıları izlerken bir şey dikkatimi çekti,
sanırım bizim kültürümüze has bir şey bu, yaptığımız şeyleri çok tutkuyla yapıyoruz ve yoğun yaşıyoruz ya, biraz da fazla hissiyiz bunu da dansa taşıyoruz.. Örneğin Pugliese tandalarında ve bir çoklarında, bizim milonguerolarımız daha bir keskin adımlarla öne çıkıyorlar ve bazen vurguları çok yoğun oluyor. Yabancı olan milonguerolar ise sanki daha sakin bir enerjide, o yoğun ritmleri ve enerjiyi daha farklı ifade ediyorlar ve birlikte dans ettikleri kadınla ortalarına ve merkeze akıtıyorlar ve daha soft bir akışla ilerliyorlar gibi hissettim. Tamamiyle kişisel gözlemlerim...
Biraz da kültürel bir şey ya, bizde erkeklerin çoğunun ciddi bir sorumluluk yükleri oluyor ve her şeye hakim olma beklentisi ve ihtiyacı oluyor bazen. İşte bundan dolayı hepimiz bu rollerin, dansta izlerini yaşıyoruz Bunun yanı sıra, dünyaya çok iyi milonguerolar ve milongueralar yetiştirdiğimiz de kesin ve bu da ayrı bir konu tabii...
Dolayısıyla keyifli bir festival akşamını daha bitirip, yağan yağmurun serinliğiyle Taksim sokaklarından yavaş yavaş meydana yürüyerek taksiye atlayıp evime ulaştım.
Pazar Günü, üzerimde ciddi bir yorgunluk vardı ama yine de milongaya katıldım tabii ki. Zaten biletimi bugüne kadar hiç yakmadım. Dolayısıyla aynı masamı-3 gün kapatmıştım ya aynı köşeyi- Eda'yla Yeşim'le Ertuğrul'la paylaşmıştım ilk iki gün, bu kez Banu ve Volkan'la paylaştım ve hem harika sohbetlerle, hem leziz çikolata tatlarıyla, hem de çok hoş sohbetlerle şenlendik yine...
Cumartesi Günü, gecenin performansları için sunumu Özhan ve Silvina esprili bir şekilde yapmışlardı. Cuma akşamı da başka bir arkadaş, şu an ismini hatırlayamıyorum. Bu geceninkini ise, Aslı gerçekleştirdi ve gerçekten renkli kostümü, gözlükleri, "siyasi" vurguları ve komik tarzıyla hepimizi güldürdü. Ee tiyatrocu olunca insan, sağlam bir potansiyel geliyor tabii...Ses sisteminden ötürü, hem müziklerde hem de konuşmalarda, bazen biraz yüksek volum görülse de, hoş dansçıları izleyerek içsel volumlerimizle dengeledik ses sistemini....
Eskişehir'den Koray ve Feza çifti hoş, zarif performanslarını bizimle paylaştılar, sonra da Özhan ve Silvina farklı stil danslarıyla değişik bir çizgi oluşturdular. Zira performanslarını gerçekleştirirken gerçek ney sesini de duyduk.Bu da hoştu!
Yine bir çok keyifli danslar yaşadık gece boyunca, Dj arkadaşımız Halil'in hoş tandalarıyla ve Elina da bol bol fotoğraflarımızı çekti ama yine de geleneksel selfielerimizle bu tatlı anlarımızı fotoğraflandırdık.
İlerleyen saatlerde ENTU grubu sahne aldı. Ben yorgunluktan bitap düşmüş olduğumdan, az bir süre dinleyebildim parçalarını ve nispeten daha erkence ayrılarak, festivali sonlandırdım.
Bir keyifli üç günlük dans serüvenimin ardından, tüm rüyalarıma kavuşacağım uykular alemine süzüldüm.
Bazen rüyalar mı daha etkili, günlük yaşamdaki yaşadıklarımız mı bilemiyorum, o da ayrı...
Bugün 19 Mayıs ve hepimizin Atatürk'ü Anma ve Gençlik Spor Bayramı'mızı kutluyorum. Memlekette 3, 5 kişi kutlamayacak diye keyifsizlenmeyip, daha da coşkuyla kutlayalım diyorum bugünü.tüm ulus olarak!
Bakalım bugün de Armada'ya uzanıp, dans mı, yoksa "rest" mi edeceğiz hala belirsiz ama tüm cumhuriyet tarihimiz boyunca olduğu gibi, bu manalı günün, hepimize uğurlu ve aydınlık anlar, nesiller getirmesini diliyorum. Bolca dans edelim, ruhumuzu en yüksek duygularımızla, güzel niyet ve düşüncelerimizle en büyülü ufuklara taşıyalım ve göklere yükseltelim. Tirteşimsel dansların içinde ışıltılar olup birbirimizle en güzel anlarımızı paylaşalım dostlarım.
Her milongada görüşmek dileğiyle...
Haftaya geleneksel Armada milongasıyla başladım ve güzel, pırıl pırıl dostlarımla yine oraya has hoş ambiyansı, keyfi soludum ve dans aşkını yine tüm iliklerime kadar hissettim.
Salı Günü, anormal bir enerji düşüklüğü ve enerjimde geri çekilme hissi yaşadım ve kollarım neredeyse kalkmaz bir halde eve geçmeyi tercih ettim.. Zaten o gün, şu an belirtildiği rakama göre 301 maden işçisi, Soma'daki felaketle yaşamını yitireceği bir maden kazası geçirmişti. Bu sayının çok daha fazla olduğu söyleniyor bu arada ama açıklanmayan gerçeklere malesef çok alıştık bu memlekette. Dolayısıyla tüm moraller sıfırlandı ve haftanın diğer tüm milongaları da bu acı haber sonucu iptal edildi. Onca insanın acısı karşısında dans edebilmek çok zordu zaten. Yine ihmaller, usulsüzlükler, sorumluluktan kaçışlar had safhadayken, onlarca canın yitimine seyirci kalmak en korkunç olaydı sanıyorum. Sonuç ne mi oldu, hayatını kaybedenler, ölümleriyle kaldılar ve geride perişan aileler ve dostlar bıraktılar. Bugün itibariyle de diğer işçiler işbaşı yaptılar. Ne gülünç hikayeler...En az 300 kişiye mezar olan bir madende işbaşı.. Hiçbir şey olmamış gibi...
Bu günlerin acısını biraz dindirmeye uğraşırken, standar hafta içi milongalarına iptallerden dolayı gidemesek de, haftasonu ilk kez düzenlenen Tangoz festivaline katıldım. Zaten ekibi çok sevdiğim insanlardan oluşan bu küçük ama hoş ekip, Taksim Venue Innpark'ta, kısacık bir sürede organize ettikleri bir festivale ev sahipliği yaptılar. Tabii ki üç gün de oradaydım. Kaçırmam ki...
Cuma Günü açılışta, Hüsrev Abi'nin gitar dinletisi ile başladık festival tadını yakalamaya.
Bu arada bu ilk kez düzenlenen fest milongasına ilk gelen kişi ben olmuşum. Aslı söyledi...:-) 1. Tangoz festivalinde 1. katılımcı...Gerisi geldi tabii...
Dolayısıya bana göre mekandaki en iyi masayı gözüme kestirip, oraya yerleştim ve sonradan üç gün boyunca da bir çok arkadaşımla o masada en keyifli paylaşımlara uzandım...
Festival süresi boyunca, çok kalabalık bir kitle yoktu ancak çok keyifli danslara uzanabilecek sayıda bir dansçı grubu vardı. Hem bir fest milongasında, sağdan soldan çarpacaklar, sakatlanacağız diye korkmadan, özgürce, rahat adımlarla dans etmek de harika oldu diyebilirim. Hep kalabalık yoruyor bazen!
Gecenin müziklerini Mihran arkadaşımız yaparken, 3 günlük Soma'da hayatını kaybedenler için bir yas sürecinde olduğumuzdan olsa gerek milonga tandası çalınmadı. Dolayısıyla en çok da ben isyan ettim!
"Milonga tandasız, milonga olmuyor"diye düşündüm. Çünkü enerji tangolar, waltzlarla ilerlerken, yükselişe geçiyor ve en tepelerde o enerji akışına ulaşamadan aşağılara iniyor ki, bu bir tatminsizlik yaratıyor dansçılarda. Yine de Mihran, enerjiyi canlı tutmak için daha ritmik parçalar çalmaya çalıştı. Neyse ki performans yapan çiftler, milonga parçalarında da danslarını sergilediler de biraz kulağımızın pası silindi. Buna da şükür!
Yine çok keyifli danslarımı Ertuğrul, Aziz Abi, Fernando-bir Arjantin'li milonguero- ve şu an hatırlayamadığım bir çok milongueroyla paylaştım ve performans zamanı geldiğinde de,önce Yalçın & Burcu çiftini izledik. 2, 3 parçalık performanslarında, hoş, zarif adımlarını beğeniyle izledim. Farklı figürleri de kullanmışlar danslarında bu kez, o yüzden hoş bir seyir sundurlar. İkinci çift Macit ve Ayşe çiftiydi. İlk kez birlikte danslarını izledim. Gayet hoş bir şekilde sundular performanslarını. Bu arada Ayşe'nin kostümüne bayıldım. Pırıl pırıl, ışıl ışıl bir renklilik sundu geceye bana göre.3. çift olarak da Pablo ve Sofia çiftini seyrettik. Yine keyifli performansları ile hoş bir elektrik bıraktılar ortamda. Adımları, uyumu, elektriği ilgiyle izledim, gözlemledim.
Performansların bitiminde, tüm milonguera(o)lar danslarımıza geri döndük. Saat üçlere kadar da enerjimiz yerinde, bütün rondalarda döne döne yine içimize ve kenimize yaklaştık.
Cumartesi Günü, bir gazlama seremonisi vardı Taksim'de ama yine de ben Gezi İstanbul Cafe'de biraz takıldığımdan, gazları yutmadan Inn Park'a geçtim. Aziz Abi'ler ise o kadar şanslı olmamışlar ve tam kargaşanın içindei bolca gazla yıkandıklarından fena olup, milongaya gelememişler...Nedir bu ülkedeki tüm insanların bitmeyen dertleri...Böcek gibi ilaçlamalar, rezillikler...Üff neyse, konuştukça, düşündükçe sinirlerim bozuluyor...
Milonga süresince, yine keyifli bir kitle hoş bir atmosferi oluşturdu bana göre. Uzun zamandır görüşmediğim dostlarımla da karşılaştım, bu da güzel oldu... Bu arada festival süresince, ışıklandırmaya bayıldım salondaki. Gayet karanlık bir loşlukta ama hoş rengarenk ışıklarla dolu bir ambiyans yaratılırken, en güzel dansların içine akmak daha bir kolay oldu. Apaydınlık yerler, her zaman aynı hisse yönlendirmiyor beni. Hele beyaz ışık varsa tamamiyle deliriyorum. Hazdan değil mutsuzluktan!
Bu arada biraz kritik yapacak olursam, mekandaki içki fiyatları oldukça yüksekti; minicik kadeh şaraplar 15, 20 TL ye satılırken (Cuma, Cumartesi fiyat farklı söylendi), su da 5 TL'ydi. Tabii fiyatlar bu kadar yüksek olunca, hemen Ebru formüllerimden bir kaçını ürettim. Beni tanıyanlar bu formülleri üç aşağı beş yukarı tahmin ederler zaten..:)
Neyse fiyatlandırmalar bir yana, yudum yudum israf etmeden içkilerimizi tadımladık ve en hoş danslarım Murat Selçuk, Ertuğrul, Erdem-hep duran olan- ve bir çok iyi dansçılarla aktı da aktı. Hatta hiç durmadan dans ettik gece boyunca.. Gecenin müziklerini de Ömer yaptı ve çok şükür milonga tandaları da çaldı da keyfim katladı. Bol milonga tandalı bir milonga akşamı, baldan tatlı olur benim sözlüğümde...
Performas zamanı geldiğinde önce, Antalya'da Chill Out maratonu da düzenleyen arkadaşlarımız Akın'la Gülşen'i seyrettik ve daha önceki performanslarından biraz daha farklı bir yapı gözlemledim bu kez danslarında. Gayet hoş figürleri de dansın akışı içine oturtmuşlar ve sanırım yoğun da bir çalışma süreci geçirmişler. En azından ben öyle hissettim. Çünkü dansçıların normal danslarında farklılıklara açılması ekstra bir çalışma gerektirir. Hiçbir şey göründüğü kadar kolay olmuyor iki bambaşka insanı içeren bir yolculuk yani dans serüveni olduğunda. Kuşkusuz gelişecek şeyler hiçbir zaman bitmez ve bitmeyecektir de tüm dansçılar için o da ayrı bir hikaye...
İkinci olarak Murat ve Mine çiftini izledik. Onları da ilk kez birlikte bir performans sergilerlerken izledim. Genel hatlarıyla Murat benzer, coşkulu enerjisinde, Mine de kendi stilinde danslarını aktardılar.
3.olarak da konuk dansçı olarak Matias ve Ayşe'nin bana göre çok keyifli ve hoş danslarını izledik. Gerçekten enerjiye, akışa, uyuma ve dinamizme bayıldım. Yine kostümler de şahaneydi.
Renkler aynı notalardaki akışlar gibi, bambaşka bir algı sunuyor insana..
Bu performansları ve genel hatlarıyla sosyal dansçıları izlerken bir şey dikkatimi çekti,
sanırım bizim kültürümüze has bir şey bu, yaptığımız şeyleri çok tutkuyla yapıyoruz ve yoğun yaşıyoruz ya, biraz da fazla hissiyiz bunu da dansa taşıyoruz.. Örneğin Pugliese tandalarında ve bir çoklarında, bizim milonguerolarımız daha bir keskin adımlarla öne çıkıyorlar ve bazen vurguları çok yoğun oluyor. Yabancı olan milonguerolar ise sanki daha sakin bir enerjide, o yoğun ritmleri ve enerjiyi daha farklı ifade ediyorlar ve birlikte dans ettikleri kadınla ortalarına ve merkeze akıtıyorlar ve daha soft bir akışla ilerliyorlar gibi hissettim. Tamamiyle kişisel gözlemlerim...
Biraz da kültürel bir şey ya, bizde erkeklerin çoğunun ciddi bir sorumluluk yükleri oluyor ve her şeye hakim olma beklentisi ve ihtiyacı oluyor bazen. İşte bundan dolayı hepimiz bu rollerin, dansta izlerini yaşıyoruz Bunun yanı sıra, dünyaya çok iyi milonguerolar ve milongueralar yetiştirdiğimiz de kesin ve bu da ayrı bir konu tabii...
Dolayısıyla keyifli bir festival akşamını daha bitirip, yağan yağmurun serinliğiyle Taksim sokaklarından yavaş yavaş meydana yürüyerek taksiye atlayıp evime ulaştım.
Pazar Günü, üzerimde ciddi bir yorgunluk vardı ama yine de milongaya katıldım tabii ki. Zaten biletimi bugüne kadar hiç yakmadım. Dolayısıyla aynı masamı-3 gün kapatmıştım ya aynı köşeyi- Eda'yla Yeşim'le Ertuğrul'la paylaşmıştım ilk iki gün, bu kez Banu ve Volkan'la paylaştım ve hem harika sohbetlerle, hem leziz çikolata tatlarıyla, hem de çok hoş sohbetlerle şenlendik yine...
Cumartesi Günü, gecenin performansları için sunumu Özhan ve Silvina esprili bir şekilde yapmışlardı. Cuma akşamı da başka bir arkadaş, şu an ismini hatırlayamıyorum. Bu geceninkini ise, Aslı gerçekleştirdi ve gerçekten renkli kostümü, gözlükleri, "siyasi" vurguları ve komik tarzıyla hepimizi güldürdü. Ee tiyatrocu olunca insan, sağlam bir potansiyel geliyor tabii...Ses sisteminden ötürü, hem müziklerde hem de konuşmalarda, bazen biraz yüksek volum görülse de, hoş dansçıları izleyerek içsel volumlerimizle dengeledik ses sistemini....
Eskişehir'den Koray ve Feza çifti hoş, zarif performanslarını bizimle paylaştılar, sonra da Özhan ve Silvina farklı stil danslarıyla değişik bir çizgi oluşturdular. Zira performanslarını gerçekleştirirken gerçek ney sesini de duyduk.Bu da hoştu!
Yine bir çok keyifli danslar yaşadık gece boyunca, Dj arkadaşımız Halil'in hoş tandalarıyla ve Elina da bol bol fotoğraflarımızı çekti ama yine de geleneksel selfielerimizle bu tatlı anlarımızı fotoğraflandırdık.
İlerleyen saatlerde ENTU grubu sahne aldı. Ben yorgunluktan bitap düşmüş olduğumdan, az bir süre dinleyebildim parçalarını ve nispeten daha erkence ayrılarak, festivali sonlandırdım.
Bir keyifli üç günlük dans serüvenimin ardından, tüm rüyalarıma kavuşacağım uykular alemine süzüldüm.
Bazen rüyalar mı daha etkili, günlük yaşamdaki yaşadıklarımız mı bilemiyorum, o da ayrı...
Bugün 19 Mayıs ve hepimizin Atatürk'ü Anma ve Gençlik Spor Bayramı'mızı kutluyorum. Memlekette 3, 5 kişi kutlamayacak diye keyifsizlenmeyip, daha da coşkuyla kutlayalım diyorum bugünü.tüm ulus olarak!
Bakalım bugün de Armada'ya uzanıp, dans mı, yoksa "rest" mi edeceğiz hala belirsiz ama tüm cumhuriyet tarihimiz boyunca olduğu gibi, bu manalı günün, hepimize uğurlu ve aydınlık anlar, nesiller getirmesini diliyorum. Bolca dans edelim, ruhumuzu en yüksek duygularımızla, güzel niyet ve düşüncelerimizle en büyülü ufuklara taşıyalım ve göklere yükseltelim. Tirteşimsel dansların içinde ışıltılar olup birbirimizle en güzel anlarımızı paylaşalım dostlarım.
Her milongada görüşmek dileğiyle...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Doğayla buluşmayı çok severim. Yavaş adımlarda ağaçların arasından çiçeklenen toprağa, kuşların cıvıl cıvıl konuşmalarına, arıların güneşle...
-
Tango yapmak ne kadar güzelse tangoya geri dönmek de bir o kadar güzel. Bambaşka enerjilerle duyduğun notaları adımlara dönüştürüyor, sarıld...
-
Herkes kabı kadar su taşır, kalbinin genişliği kadar sever. Hem kalbini mümkün olduğu kadar sevgiye açıp, genişletirken, hem de kabını yaşa...