Yurdumuın Festival milongalarından Kasım Ayı'nın incisi Ritüel'de, ilk 3 gün...
Yılda bir kaç kez farklı organizatörlerin düzenlediği İstanbul festivallerinden genelde kışa denk gelenlerinde, arada bir tango enerjim düşer ya da gider gelir nedense. Hava durumu da etkiler tabii. Dolayısıyla, tango moodumu, festivale hazırlayana kadar özel çabalarda da bulunurum zaman zaman. Neyse ki, bu yıl buna ihtiyacım olmadı, çünkü muhteşem bir hava koşulu ve bol güneşli günler hakimdi İstanbul'da. Sonuç olarak da, içim kıpır kıpır bir şekilde, MKM'de, Hyperion Ensemple konseri, tango gösterisinin ve Hüsrev İsfendiyaoğlu'nun Borges cümleleriyle süslenen keyifli gitar dinletisinin ardından, yine orada gerçekleşen açılış milongasıyla festivale başlamış oldum. Tango mood on!
Orkestra bana göre gerçekten başarılıydı. Harika tango parçalarını dinlerken, bu anı kaçırmadığıma çok sevindim.Anormal bir trafik vardı o gün İstanbul sokaklarında; yetişemeyeceğiz diye ödüm kopmuştu ama hızlı şoförümüz Özden bizi yetiştirdi sağolsun. Kaçırır mıyız hiç!
Keyifle konseri ve gösteriyi izledikten sonra hemen merdivenlerden inip, milonganın içine dalarak tanguera rollerimize büründük. Horacio Godoy, DJ'di ve bana göre çaldığı tandalar harikaydı. Hazırladığı keyifli parçalarla zaman zaman güzel danslar etmeme, zaman zamansa yanımda oturan milonguera arkadaşlarımla ortam kritiklerini yapmamıza yardımcı oldu diyebilirim.
Bu arada, yan yana oturan milonguera ve milonguerolardan korkun. Kritik yapma konusundaki özverili çalışmalarında, pek titizlerdir diyebilirim. Hoş, genelde, herkesin dansını beğenip, çoğu kişinin de giysilerini kendilerine yakıştırırım ya da belki de pek de dikkat etmem o detaylara aslında. Odağım insan farklılıklarının enteresanlığı ve ortamdaki o eşsiz sinerji olduğundan, asıl genel akış ilgimi çeker. Zaten moda konusunda da pek yetenekli sayılmam. Sanırım moda ikonları, beni tanısalar, krize girerlerdi giyim tarzım konusunda ama insan mutlu olduğu renklerin ve kumaşların içinde yaşama akmalı ve dansın, yaşamın bir parçası olmalı. O zaman her şey güzel ve rahatlık, huzur ve heyecan da ardından gelen tattır çünkü!
Neyse bu konuyu sonlandırıp, festivalin ilk milongasına geçecek olursam, milongada kadın sayısı oldukça fazlaydı ama yine de, keyifli dans deneyimlerine erişmemize engel olmadı diyebilirim. Çünkü bazen az ve öz dans yeterli olur, hep olmasa da.
Tüm şov dansçılarının açılış danslarını izleyip, biraz daha ortamı soluduktan ve yine hoş sohbetlerden sonra çok geç saatlere kalmadan eve döndüm. Elbette, asıl enerjiyi bugünlere saklamak şarttı. Zira bugün Suada için pek sabırsızım da. Hava da muhteşem diyebilirim. Günlük güneşlik, yani tam festivallik! Olmazsa, orada Boğaz'ın akıntılı sularına kapılıp, hayali de olsa kulaç kulaç yüzüveririz. Zira sonbaharda denize gerçekten girecek kadar hala delirmedim. Hoş Fethiye'de Şubatın ortasında girmiştim denize ama o ayrı. Gençlik...:-)
Festivalin ikinci günü, biraz kararsızdım festival milongasına gitmekle ilgili, mekan aynı olduğundan ama beğendiğim bir çiftin şovu olduğunu görünce programda, kendi içimde %90 gideceğime kanaat getirdim tabii. Zaten hiçbir zaman dayanamam festivallere; her gününe katılırım. Katılmayacağım desem de. Bir nevi rahatsızlık bu...:-)
Milonga öncesinde de, harika bir arkadaşım olan Yasemin'le, Solera'da üzüm sanatının inceliklerini midemize ve ruhumuza aktarıp, pek derin sohbetlerle şenlenmiş ve bir nöbetçi milongaya uzanmıştık. Manzara, keyifli müzik ve güzel bir içecek,oradaki çok sevdiğim arkadaşlarımızla da karşılaşmamızın ardından taksiye atlayıp festivalin yolunu tuttum.
Milonga şahaneydi! Dünyanın her yerinden gelen ve elbette yurdumun bir çok iyi milonguerolarıyla harika tandasal keyiflere ulaştım ve sabah 4lere kadar da bu enerji tuttu orada beni diyebilirim. Deliren milonguera sendromu da bu işte!Allahtan Nevra da, şov 1:30 da olacak demişti milongaya ulaştığımda, keyfim daha da artmıştı. Hiç kaçırmak istememiştim Christian Marquez and Anabela Brogioli çiftinin şovlarını. Gayet de keyifle aktı adımlar. Ancak çifti beğendiğinizde, beklenti biraz daha yüksek oluyor sanırım. Hep daha fazlasını umuyor insan ama elbette çevik adımlar ve hoş süslemeler ilgimi çekti ve keyifliydi!
Elbette, izleyen olup, yorumlarda bulunmak daima kolay ama, asıl zorluk güzel şovlar oluşturmakta. Sürekli yenilikler ekleyip, daima ilerlemek, gelişmek bekleniyor ki, sanırım bu işin içinde olan tüm dansçılar da bu yolculuğu an be an yaşıyor.
Bu arada MKM bu kez, o kadar farklı bir enerjideydi ki, sanki kendimi başka bir mekanda dans eder gibi hissettim. Ortamdaki keyifli kalabalık, ışıklandırma ve hoş akan pist sanırım bunun sebeplerinden biriydi.
Yine çok iyi bir DJ de sahnedeydi elbette, Semeon Kukormin harika tandalarıyla coşkuyu arttırdı ve hepimiz keyifle dans ettik..
Festivalin üçüncü gününde ise YEM milongasında bulduk kendimizi bu kez. Zira Horacio Godoy'un şovunu kaçırmak istemiyordum. DJ de Punto y Branca olunca merakla koştum milongaya. Farklı stiller de ilgimi çekiyor, gerek DJlikte, gerek dansta.
Yine harika bir milonga oldu diyebilirim. Çok güzel danslar, keyifli sohbetler, internasyonel dansçıları seyirler, günün eşsiz tınısını ve tadını tüm renklere boyadı.
Müzikalite konusunda çok beğendiğim harika milonguero arkadaşlarımla da dans edince gerçek bir transın içinde buldum kendimi yine. Hatta bu kez chacarera bile yaptım. Erdem bu konuda dahi bence. Hazdan koptum o an, oysa pek chacarera hayranı olduğum söylenemez. Ama bu kez bayıldım! Motive oldum!
Şov zamanı gelince, başta Horacio Godoy ve Magdalena Gutierez çiftinin danslarını izledik. Kendi adıma, bu şovu izlerken keyif aldım diyebilirim. Müzikalitede renklilik, özgünlük ve farklı bir çizgi sanırım hep ilgimi çekiyor. Hatta Godoy'un Brüksel'de yıllar önce yaptığı bir şovu izlemiştim youtube'da, unutamam o milonga parçasındaki her bir notayla oynayış stillerini. Bana göre muhteşemdi!
Bir tandanın ardından, ikinci çift olarak Inez Muzzopappa ve Dante Sanchez'in şovlarını izledik. Birlikte dans etmekten çok keyif aldıkları belliydi. Elbette biraz daha renklilik daha çok hoşuma gidebilirdi bu şovda o kesin. Şovun ardından yine sabah 4'lere kadar muhteşem danslar aktı ve aktı. Gözlerimi açamadığım an, koşarak eve döndüm. Taksinin içinde koşmak bu tabii!
Festival keyfinin o eşsiz kıpırtısı da, içimi derin bir uykuya çoktan hazırlamıştı zaten. Allahtan takside uyuyakalmadım!
Bu akşam da Suada'ya uzanıp, yine tangoyla dolup, hazdan dört köşe olma planlarım var elbette...Gelen arkadaşlarımla da bu hazzımı paylaşabilirim tabii...
Herkese harika bir haftasonu dilerim! :-)
9 Kasım 2013 Cumartesi
3 Kasım 2013 Pazar
Bir İki Kasım Günü'nde, Kız Kuleli ve üç rakamının üçlediği bir milongada,
yine hoş dansları, tüm renklilikleri seyre daldığımız anlara koştuk....
Kasım ayı, hep hafızamda kastıran ay olarak kalmış, niyeyse. Ancak bu algıyı değiştirme çabalarım var son zamanlarda. Örneğin, kas yapan ay, ya da benim kasım, kaslarım olarak ifade bulsun, ne var. Yani, zihin, ruh, duygusal zeka ve fiziksel sağlık kaslarımızı arttırdığımız aydır bundan böyle Kasım benim için; bir de aşk başkadır derler hep bu ayda...:-)
Günlerdir süregelen bir stres potansiyeli mi, yoğun bir yorgunluk durumu mu, yoksa sadece düne ait bir deneyimsel sıkışma anları mı bilemiyorum, bu hoş milonga atmosferi, bu kez içimi kıpır kıpır hissettiren bir gün olarak ifade bulmadı. Oysa her şey o kadar güzeldi ki...
Harika bir sinerji, coşku ve renklilik vardı diyebilirim.
Dolayısıyla şunu da düşünmeden edemedim; demek ki güzellikleri görme; tatsal, hazsal alemlere dalma yetisi de bize ait çok güçlü bir değer. Kesinlikle muhteşem bir şey ve büyük bir şans bu hayatta. Değerini daha iyi bildim, bu vesileyle. Yoksa çok karamsar bir boyutta da yaşayabilir insan her şeyi, düşününce ve eminim yaşamını ve ona gelen her deneyim pırıltısını kabus gibi yaşayan insanlar da vardır çok sayıda. Umuyorum ki, herkes pırıltılarını en kısa zamanda bulur...O çok güzel bir mutluluk çünkü.
Öncelikle, her şey algı meselesi elbette; gözümüzde büyüttüğümüz, olumlu olumsuz yaşadığımız her şey, aslında hayatımızın ve öğreneceklerimizin, yaşayacaklarımızın bize ait bir resmi ve ifadesi. Gözümüzü çevirmeden bakıp, görebildiğimizde ise bu bütünlüğü, neler istediğimiz şekilde durmakta ya da değişmekte; neleri değiştirmek istiyoruz;,nelerin acil, nelerin uzun vadeye yayılmasının doğru olacağı; hangi renkleri nasıl kullanacağımız; hangi detayları genişletebileceğimız gibi bir çok önemli nokta farkedilebiliyor. Yani yaşamdaki her deneyim, bu fotoğrafların ve tabloların da bir anlamda, sesi ve vurgusu oluveriyor.
Bazen sıkıştırıcı, bazen rahatlatıcı, bazen zorlayıcı, bazense hazdan ve mutluluktan koparıcı..
Hepsi güzel, ama en çok da mutluluktan gözleri ve tüm içi parlayan insanlar haline gelebilmek ve bunu yansıtabilmek güzel. Mutluluk paylaşılınca, en güzel dil ve iletişim şekli oluyor bana göre.. Bir de aşk tabii!:-)
Milongadan bahsetmeden önce, bir konserden bahsetmek istiyorum.
Milongadan bir önceki gün, yani Cuma muhteşem bir konser izledik. Fazıl Say Chopin çalarsa...Mekan Zorlu Center olur, gittiğin ekip de müziği tüm ruhunda hisseden insanlar olursa nasıl olur?
Elbette müthiş!
Böyle bir konser salonunu kazanmış olduğumuz için ayrıca çok mutlu oldum. İş Sanat'ın salonunu beğenmem de. Dolayısıyla Chopin tüm ruhumuza işledi diyebilirim. Fazıl Say'ın Summertime'ı da çaldığı ve Cem Adrian'ın da vokal yaptığı başka bir konserini izlemek için de nereler vermezdim. Zira bu parçayı onların ifadesinden dinlemediyseniz, hemen açıp dinleyin. Uçmuşlar!
Bu merkürün geri hareketi, güneş tutulmasının olumsuz etkisi diyip duruyorum ya,-napıyım bir yığın astrolog arkadaşım var; beni de bu hale getirdiler sonunda-bir arkadaş yorum yapıyor Fazıl Say'la ilgili, diyor ki, " Bu adamın, mükemmel çalmadığı bir şey var mı?" Ben -ma yı görmeyip, ters anlamı anlayıp, "Evet çook var" diyorum. İşte bu iletişim pürüzü, değil de ne?? Merkür sadece adı.
Aman neyse, bilmediğim konular ne de olsa. Bu arada iptal olan kontratlar, kredi çıkmama vs türü bir yığın aksaklıklar da bu haftanın gündeminde olan 'neşeli anlar'dı..Neşeyle dolduk, taştık! :-)
Bu arada, sarkastik ifadelerle süslemek şart yaşamı; yoksa zıtlıkları ve bazen olumsuzlukları da, eğlenceyle nasıl anlatacaksın...:)
Algıladığımız bazı şeyleri, bazen tersinden görüyor da olabiliriz bu ara sanırım. En azından benim için öyle. Ben tam zıttan görüyorum yaa , hadi neyse! :-)
Gelelim milongaya; üstte kitap yazdım sananlara sesleniyorum. Gerçi muhtemelen sıkılıp aşağıya kadar inemediler ve milongayla ilgili kısmı okuyamadılar ama olsun yine de yazalım!
Milonga çok keyifliydi; ışıl ışıldı aslında. İstanbul, Ankara ve bir çok yerden iyi dansçılar vardı. Dinamik bir ortam, iki salonu da süsleyen bir kitle vardı. Bu arada ikinci salonun da zemini süper ama ben yine de Kız Kulesi'ni ve barı gördüğüm salonu seviyorum. Malum! :)
Herkes keyifle dans ediyordu. Milonga sahipleri, keyifle herkesi kucaklıyor; kadeh kadeh içki servisi yapılıyor; Dj saklı olan bölmesinde güzel tandalarıyla pisti süslüyordu....Hoştu çok!
İyi ve yetenekli dansçıları izlemek ve ara ara piste çıkıp, dans etmek keyif verdi diyebilirim.
Eski, yeni bir çok dansçı, dost, aşık bu rengarenk ortamı soludu ve anları o güzel tadıyla yaşadı. Herkesin keyfi oldukça yerindeydi aslında; sanırım onları güneş çarpmamış.
Bir beni çarpmış bu mendebur gezegen! :-)
İlerleyen saatlerde de Ayşe, Murat çiftinin keyifli danslarını izledik.
Bu çifti ilk izlediğimde, zarif adımları, kendi içlerinde olma ve dansı bu tınıyla ifade ediş tarzları yanında bunu yansıtış şekilleri hoşuma gitmişti. O yüzden, pek kaçırmak istemedim bu şovu. 4 parçalık gösterilerinde, seçtikleri keyifli parçalar ve son parçadaki sürprizli şovlarıyla da ortama renk kattılar. Stage tango şovlarına kafa yoran arkadaşlar olması güzel; ben izleyici olarak, keyifle takip ediyorum.
Fiziksel olarak çok yorgun olsam da, kös kös uyunacak bir gün değilmiş bugün, onu anladım!
Üstelik bu milongaya bir kaç dostuma da takılmadan geçmedim. Güzel tartışma konuları yakalanabilirdi de, benim pil bitmişti. Şarj etmek için eve koşmak şarttı!
Dolayısıyla, son tandaları bekleyemeden çıkmak istedim bir süre sonra. Gecenin sessizliği değil, bol sesli anlarına bıraktım kendimi yine. Taksim'de sessiz gece bulmak bir deli ütopya...:-)
Son olarak diyeceğim ki, kimin ne duyduğunu, ne gördüğünü bilmek mümkün mü...
Kendinin neleri görüp, neleri duyup, neleri hissedip, farkettiğini bilebilmek mümkün olsun da, bir başka türlü aydınlansak şu hayatta...
Bugünü güzel bir dinlenişle geçirerek, yeni bir haftaya başlarken bendeniz, sizlere bol ışıltılı, kazançlı ve keyifli bir hafta diliyorum. Keyifle dans ediniz ve yakında görüşürüz. Nerede mi?? Elbette her yerlerde..:-)
yine hoş dansları, tüm renklilikleri seyre daldığımız anlara koştuk....
Kasım ayı, hep hafızamda kastıran ay olarak kalmış, niyeyse. Ancak bu algıyı değiştirme çabalarım var son zamanlarda. Örneğin, kas yapan ay, ya da benim kasım, kaslarım olarak ifade bulsun, ne var. Yani, zihin, ruh, duygusal zeka ve fiziksel sağlık kaslarımızı arttırdığımız aydır bundan böyle Kasım benim için; bir de aşk başkadır derler hep bu ayda...:-)
Günlerdir süregelen bir stres potansiyeli mi, yoğun bir yorgunluk durumu mu, yoksa sadece düne ait bir deneyimsel sıkışma anları mı bilemiyorum, bu hoş milonga atmosferi, bu kez içimi kıpır kıpır hissettiren bir gün olarak ifade bulmadı. Oysa her şey o kadar güzeldi ki...
Harika bir sinerji, coşku ve renklilik vardı diyebilirim.
Dolayısıyla şunu da düşünmeden edemedim; demek ki güzellikleri görme; tatsal, hazsal alemlere dalma yetisi de bize ait çok güçlü bir değer. Kesinlikle muhteşem bir şey ve büyük bir şans bu hayatta. Değerini daha iyi bildim, bu vesileyle. Yoksa çok karamsar bir boyutta da yaşayabilir insan her şeyi, düşününce ve eminim yaşamını ve ona gelen her deneyim pırıltısını kabus gibi yaşayan insanlar da vardır çok sayıda. Umuyorum ki, herkes pırıltılarını en kısa zamanda bulur...O çok güzel bir mutluluk çünkü.
Öncelikle, her şey algı meselesi elbette; gözümüzde büyüttüğümüz, olumlu olumsuz yaşadığımız her şey, aslında hayatımızın ve öğreneceklerimizin, yaşayacaklarımızın bize ait bir resmi ve ifadesi. Gözümüzü çevirmeden bakıp, görebildiğimizde ise bu bütünlüğü, neler istediğimiz şekilde durmakta ya da değişmekte; neleri değiştirmek istiyoruz;,nelerin acil, nelerin uzun vadeye yayılmasının doğru olacağı; hangi renkleri nasıl kullanacağımız; hangi detayları genişletebileceğimız gibi bir çok önemli nokta farkedilebiliyor. Yani yaşamdaki her deneyim, bu fotoğrafların ve tabloların da bir anlamda, sesi ve vurgusu oluveriyor.
Bazen sıkıştırıcı, bazen rahatlatıcı, bazen zorlayıcı, bazense hazdan ve mutluluktan koparıcı..
Hepsi güzel, ama en çok da mutluluktan gözleri ve tüm içi parlayan insanlar haline gelebilmek ve bunu yansıtabilmek güzel. Mutluluk paylaşılınca, en güzel dil ve iletişim şekli oluyor bana göre.. Bir de aşk tabii!:-)
Milongadan bahsetmeden önce, bir konserden bahsetmek istiyorum.
Milongadan bir önceki gün, yani Cuma muhteşem bir konser izledik. Fazıl Say Chopin çalarsa...Mekan Zorlu Center olur, gittiğin ekip de müziği tüm ruhunda hisseden insanlar olursa nasıl olur?
Elbette müthiş!
Böyle bir konser salonunu kazanmış olduğumuz için ayrıca çok mutlu oldum. İş Sanat'ın salonunu beğenmem de. Dolayısıyla Chopin tüm ruhumuza işledi diyebilirim. Fazıl Say'ın Summertime'ı da çaldığı ve Cem Adrian'ın da vokal yaptığı başka bir konserini izlemek için de nereler vermezdim. Zira bu parçayı onların ifadesinden dinlemediyseniz, hemen açıp dinleyin. Uçmuşlar!
Bu merkürün geri hareketi, güneş tutulmasının olumsuz etkisi diyip duruyorum ya,-napıyım bir yığın astrolog arkadaşım var; beni de bu hale getirdiler sonunda-bir arkadaş yorum yapıyor Fazıl Say'la ilgili, diyor ki, " Bu adamın, mükemmel çalmadığı bir şey var mı?" Ben -ma yı görmeyip, ters anlamı anlayıp, "Evet çook var" diyorum. İşte bu iletişim pürüzü, değil de ne?? Merkür sadece adı.
Aman neyse, bilmediğim konular ne de olsa. Bu arada iptal olan kontratlar, kredi çıkmama vs türü bir yığın aksaklıklar da bu haftanın gündeminde olan 'neşeli anlar'dı..Neşeyle dolduk, taştık! :-)
Bu arada, sarkastik ifadelerle süslemek şart yaşamı; yoksa zıtlıkları ve bazen olumsuzlukları da, eğlenceyle nasıl anlatacaksın...:)
Algıladığımız bazı şeyleri, bazen tersinden görüyor da olabiliriz bu ara sanırım. En azından benim için öyle. Ben tam zıttan görüyorum yaa , hadi neyse! :-)
Gelelim milongaya; üstte kitap yazdım sananlara sesleniyorum. Gerçi muhtemelen sıkılıp aşağıya kadar inemediler ve milongayla ilgili kısmı okuyamadılar ama olsun yine de yazalım!
Milonga çok keyifliydi; ışıl ışıldı aslında. İstanbul, Ankara ve bir çok yerden iyi dansçılar vardı. Dinamik bir ortam, iki salonu da süsleyen bir kitle vardı. Bu arada ikinci salonun da zemini süper ama ben yine de Kız Kulesi'ni ve barı gördüğüm salonu seviyorum. Malum! :)
Herkes keyifle dans ediyordu. Milonga sahipleri, keyifle herkesi kucaklıyor; kadeh kadeh içki servisi yapılıyor; Dj saklı olan bölmesinde güzel tandalarıyla pisti süslüyordu....Hoştu çok!
İyi ve yetenekli dansçıları izlemek ve ara ara piste çıkıp, dans etmek keyif verdi diyebilirim.
Eski, yeni bir çok dansçı, dost, aşık bu rengarenk ortamı soludu ve anları o güzel tadıyla yaşadı. Herkesin keyfi oldukça yerindeydi aslında; sanırım onları güneş çarpmamış.
Bir beni çarpmış bu mendebur gezegen! :-)
İlerleyen saatlerde de Ayşe, Murat çiftinin keyifli danslarını izledik.
Bu çifti ilk izlediğimde, zarif adımları, kendi içlerinde olma ve dansı bu tınıyla ifade ediş tarzları yanında bunu yansıtış şekilleri hoşuma gitmişti. O yüzden, pek kaçırmak istemedim bu şovu. 4 parçalık gösterilerinde, seçtikleri keyifli parçalar ve son parçadaki sürprizli şovlarıyla da ortama renk kattılar. Stage tango şovlarına kafa yoran arkadaşlar olması güzel; ben izleyici olarak, keyifle takip ediyorum.
Fiziksel olarak çok yorgun olsam da, kös kös uyunacak bir gün değilmiş bugün, onu anladım!
Üstelik bu milongaya bir kaç dostuma da takılmadan geçmedim. Güzel tartışma konuları yakalanabilirdi de, benim pil bitmişti. Şarj etmek için eve koşmak şarttı!
Dolayısıyla, son tandaları bekleyemeden çıkmak istedim bir süre sonra. Gecenin sessizliği değil, bol sesli anlarına bıraktım kendimi yine. Taksim'de sessiz gece bulmak bir deli ütopya...:-)
Son olarak diyeceğim ki, kimin ne duyduğunu, ne gördüğünü bilmek mümkün mü...
Kendinin neleri görüp, neleri duyup, neleri hissedip, farkettiğini bilebilmek mümkün olsun da, bir başka türlü aydınlansak şu hayatta...
Bugünü güzel bir dinlenişle geçirerek, yeni bir haftaya başlarken bendeniz, sizlere bol ışıltılı, kazançlı ve keyifli bir hafta diliyorum. Keyifle dans ediniz ve yakında görüşürüz. Nerede mi?? Elbette her yerlerde..:-)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Doğayla buluşmayı çok severim. Yavaş adımlarda ağaçların arasından çiçeklenen toprağa, kuşların cıvıl cıvıl konuşmalarına, arıların güneşle...
-
Tango yapmak ne kadar güzelse tangoya geri dönmek de bir o kadar güzel. Bambaşka enerjilerle duyduğun notaları adımlara dönüştürüyor, sarıld...
-
Herkes kabı kadar su taşır, kalbinin genişliği kadar sever. Hem kalbini mümkün olduğu kadar sevgiye açıp, genişletirken, hem de kabını yaşa...