Sun Plaza'da bir Oko Tango Quartet ziyafetindeyiz...
Günlerden Pazartesi, haftaya yeni başlamışız, değişik ve yoğun bir tür enerji hakim, günlerdir katılınıp harika zaman dilimi geçirilen milongalar mıdır bilinmez sebebi ama tam yükselişte olan bir motivasyon sıçraması diyebiliriz. Hiç olmaz ya, neyse!! :-)
Aslında gün boyu kendimi oldukça yorgun hissettim ancak 1 aydır organize edilen Sun Plaza'daki 31. katta yer alan muhteşem bir mekan olan Farketmez Restaurant'ta Oko Tango'yu izleyeceğimi ve bu olağanüstü ambiyansta dans edeceğimi kendi kendime söz vermiştim. Sözümü yine tuttum! :-)
Neyse ofisten çıkınca yemek sonrası, Taksim'den hemen hızlıca metroyla geçtim Sun Plaza'ya. Yeşil bir ışık hattı olan binayı hemen gördüm zaten.
İstanbul'da ilk kez böyle bir mekanda, bu yükseklikte bir Plaza'da milonga düzenleniyor bu arada benim bildiğim. Serpil bu anlamda farklı bir stili yakalamış, kendisini tebrik ediyorum. Farklılıklara ve değişik opsiyonlara karşı oldukça zaafım var zaten!! :-)
Canlı müzik dinlemek için de muhteşem bir mekan burası fikrimce. Ses sistemi oldukça başarılıydı. Tabi Oko Tango Quartet'in tüm üyeleri, değerli dostlarımız olduğu için de, büyük bir keyifti onlarla bir süre sonra tekrar buluşabilmek. Epeydir dinleyememiştim parçalarını ve çok özlemiştim. Sun Plaza milongası çok hoş bir vesile oldu harika bir dinleti ve dans keyfini yaşamak adına.
Keman çalan arkadaşım Aydan'ı da grupta yeniden görmek beni çok memnun etti. Kemanını çalarken ruhunu koyar ortaya Aydan, müthiştir! Gustavo başlı başına bir ekol, neşe ve enerji kaynağı, bandoneounuyla tüm ruhumuza işleyen tango tınıları da cabası. Grubun tek Arjantin'lisi olma özelliğinde aynı zamanda ve çat pat İspanyolca konuşma girişimlerimin ana karakterlerinden biri. Bir diğeri de bir süredir derslerine katılamadığım "mi profesora" Alejandra elbette. Yakında başlıyoruz derslere, ohh!
Selahattin de muhteşem bir kontrbas ustası, her dinlediğimde kendisinin yorumunu üst düzeyde müzikal hazza ulaşırım. Özdener Abi de grubun kurucusu ve piyanisti olarak yaptığı esprilerle tüm konserlerinde ortama bir canlılık katar. Çok sevdiğimiz bir ekipler ve iyi ki varlar; kendilerini izlemek, dinlemek, onlarla aynı ortamı solumak büyük mutluluk. Tabii gecenin ilerleyen saatlerinde çaldıkları Oblivion için de ayrıca teşekkür etmek istedim, çünkü yine tüm ruhuma işledi. Sağolsunlar çok sevdiğimi bildiklerinden her konserlerinde çalarlar bu parçayı ve beni eritirler. İnsanın değerli dostlarının kendisi için bir parça çalmaları da çok özel hissettiren bir şey bence. Müthiş! **
Gecenin Dj ine gelince konumuz, Dj' in mekan sahibi Utku Bey olduğunu öğreniyoruz. Serpil harika bir liste hazırlamış ve Utku Bey de Dj olarak seçilmiş. Şahsen müzik listesini çok beğendim. Eminim böyle bir liste hazırladığına göre Serpil'i başta kendi milongasında ve belki sonrasında da farklı milongalarda DJ koltuğunda görebiliriz kimbilir...:-)
Bunu yanı sıra Yeşim'le olan harika sohbetimiz, şarap keyfimiz, katılımcılardan çok sevdiğimiz dostlarımızla danslarımız bu geceyi kendi adıma ziyafete dönüştürdü. Bir dahaki sefere şarap peynir olayına girmek isteyebilirim orada. O kadar müthiş bir şehir manzarası var ki, köprüyü de görüyorsunuz, bambaşka bir atmosferde bulutlara yükseliyor gibi hissediyorsunuz ki, favori bulutlarım en yüksekteki Cirrusler. Biraz daha yüksek olsa bu bina, yetişeceğiz zaten onlara neredeyse. Yine abarttım! :))
Lavabolarının nezihliği, temizliği ve içerdiği lavanta kolonyası da, bu kokuyu çok sevdiğim için ayrıca hoşuma gitti. Her gittiğimde süründüm durdum. Bu koku konusunda haddinden fazla sevgimi ve tutkumu nasıl aşacağım bilemiyorum. Bir kaç seansla çözerim gibi...:-)))Neyse ki Patrick Süskind' in, Koku romanındaki gibi bir sevgi ve tutku değil, çok şükür! Aman diyorum!!!
Bu arada, belki terapist arkadaşlarım deodorant gibi kullandığım parfümlerimi anında bitirme özelliğimi değiştirmeme yardımcı olurlar. Hemen aramalıyım yarın onları ve çözmeliyim bu derdimi..:)
Neyse boşverelim şimdi bu koku meselesini de, diyeceğim şu ki, her gün bambaşka milongalarla tanıştığımız İstanbul'da, milongalara bir yenisi daha gümbür gümbür eklenmiş; ne güzel! Kentimizin milonga zenginliği açısından da çok şanslıyız. Öyle muhteşem mekanlarda tangoyla buluşuyoruz ki, belki de dünyadaki en iyi mekanlar. Ballıyız ve İstanbulluyuz.
Dolayısıyla arada bir bu harika milongaya akacağım, o kesin. Canlı müziğin olduğu günleri ise asla kaçırmam...
Herkese çok keyifli, bol milongalı, mutluluklarla dolu günler diliyorum son olarak.
19 Şubat 2013 Salı
18 Şubat 2013 Pazartesi
Tangolic, 333, Ponte milongalarına uzanırız şimdi de...
Korkunç bir havaya uyandık 15 Şubat'ın sabahı ve itiraf etmeliyim ne yataktan, ne de evden çıkmak istedim. Günboyu süregelen bir yorgunluk ve rehavet durumumu gözönüne alırsam kesin evime gidip dinlenirim diyordum. Lakin akşam oldu, güneş battı, tüm akış değişti Ebru'nun dünyasında. Pek klasik! :-)
Yemek yiyip Taksim'e, biraz hava almaya çıktım. Bu da pek klasik!!
Orada yüzlerce ve bambaşka kültürü yansıtan insanları görmeyi, enerjilerini hissetmeyi seviyorum. Kırolarımız hariç yalnız! Facialar!!!
İnternasyonel bir kültürü yansıtan İstanbulumuzun insansal hediyeleri ilk saydığım kitle. Tüm renkler parıl parıl parlıyor benim için ve bunu görebilmek müthiş!
Akşam yemeğimden sonra, bu kez şarap yerine çay içip milongaya gitme düşüncelerimin beynime akışını izledim ve iki bin kişiyle düşünme stratejimi- iki bin otuz beş küsür sayıda arkadaşım olduğu için- çok kullandığım Facebook'uma, yani sanal ama benim için bir o kadar da gerçek dünyama "Milongaya gitmeli mi, gitmemeli mi?" ifademi paylaştım tabii. Kaçar mı hiç! Facebook'la yaşayan bir kadınım. İyi mi trajik mi bilemedim! :-)
Ne olursa olsun farketmez çünkü, mühim olan bana yardımcı olan fikirlerin belirmesi oldu ve kendimi milongada buluvermemdeki yardımları da sözkonusuydu!
Sakin başlayan milonga, çok keyifli ve harika dansçıların katıldığı bir gece ziyafetine döndü. Tabi bunda organizatörlerin yanı sıra, çok keyifli tandalarla bizi buluşturan Dj'lerden Sedef Hm ve İzzet Bey'in katkısı da çok büyüktü. Hatta bir valtz tandasına aşık oldum ve sağolsun İzzet Bey bu parçaları gönderdi bana. Minnettarım! Evimde dinleyip o anlara yeniden yolculuk yaptım tabi bir sonraki gün.
Dört arkadaşın da d.günü vardı o gece. Ali, Ortaç, Yeşim ve bir yabancı arkadaş. Kova çağını yaşattılar. Bolca da pasta vardı ortalıkta, ama çoğu insan yiyemedi. Bolluk fazlalığı getirdi bu kez, normalin aksine. Çünkü bolluk yaşamdır! .-))
Milongada, asistan arkadaşlarla ve bir çok milongueroyla keyifli danslarımın ve İzzet Bey'le müzikalitede translar alemine daldığım dansımın ardından yine milongayı bitirip evimin yolunu tuttum. Bu korkunç havada bile içimizi ısıtacak bir milonga deneyimi yaşamış oldum yine yeniden ve bugün de. Tam haz ve tatmin, ne mutlu!
Ertesi gün ise, Ctesi tadını yaşamak adına, kendime tatil verip, tüm günü evde Melody Gardot parçalarını dinleyip, bolca dinlenmekle geçirdim. Müthişti; ruhen arındım diyebilirim! Evle bütünleşmek de o kadar dinlendiriyor ki insanı, olmazsa olmaz! Bu da büyük haz ve enerji alanı! Ev çok şey ifade eder. Ev insanın doğduğu ve yaşam bulduğu, ifadelerini güçlendirdiği yerdir.
Sonrasında ise 333 milongasına aktım. Yeni bir milonga da vardı adı "Dual" adında, ama sıcak, sempatik ve bildiğim bir milongaya gitmeyi tercih ettim ve hiç pişman olmadım. Zaten ayaklarım ve kalbim seçim konusunda yanılmaz. Kalbim ayaklarıma bağlı da. Beynim nereye bilmiyorum...:). Kız Kulesini izlemek de çok keyif verir hem bana orada.
Milonga başlangıcında kütük gibi bedensel bir yapıya sahiptim aslında, ilginç. Zannedersiniz hiç dans etmemişim sanki daha önce. Tam kütük ya!!
Murat'la, Metin'le ve Alp'le olan trajik danslarımın ardından biraz açılmaya başladım. Sonrasında da çok keyifli danslar ettim ve Özle'yle, Arzu'yla ve bir çok akadaşla harika ve süper sohbetlere kanalize oldum yine. Tangoda yaşıyoruz bizler..Dünyamız bu..İş var güç var, sorun var , neşe var, aşk var, hüzün var, hayatta her şey var, lakin tango da tüm yoğunluğuyla var.
Dj Maral'dı bu kez ve bir tandasında koptum diyebilirim. Grubun adı Amores Tangos ve parçalarının adı Tango Apocalypse'ti. Fikrimce muhteşem bir ekip, zira müzikal hazdan transa girdim sayelerinde. Hiç girmem ya bu tür duygu durumlarına! Keşke Türkiye'de de konser verseler. En önden izlemeye çalışırım!!
Milonga sonrası az bir sohbetin ardından evlere dağıldık tüm Ortaköy ve Beşiktaş ekibiyle. Bu kez çorba yok, öncesinde içmiştim..:)
Süper bir gecenin anısı da tüm hücreleriminde hayat buldu yine ve rüyalar alemine dalmakta geçikmedim.
Pazar Günüm, kocaman bir aile kahvaltısıyla başladı. Dayılar, kuzenler, yeğenler vs. çok kalabalık. Sabahları daralırım bazen bundan, sakinliği, sessizliği tercih ederim ama uzun zamandır bir araya gelmediğimizden keyifli oldu benim için. Leziz ve enfes bir öğlen kahvaltısının ardından klasik ailesel sohbetler yoğunlaştı; arada farklı fikirler de hoş irdelemelere sebebiyet verdi ki bunu çok severim; bizim ailemizde de çoktur. Tezat fikirler ve yaşamlar da. Ama yine de uyumla herkes birbirini anlamaya çalışır ve çoğu zaman anlar da, bazı zaman anlamasalar da sorun olmaz.
Tabi Nilsu' muzun piyano resitalini Dvd de izlerken, Nehir' imizin bir süre sonra yaygarayı kopartması da ayrıca farklı bir gözlem yapma güdümü arttırdı. Nilsu'ya olan ilgiden bunalmış olacak ki, küçük hanımefendi tüm sesindeki oktav potansiyelini ve gücünü gösterme çalışmalarına imza attı; bizi de dinleyici seçti. Ne mutlu bize ve aman ne de şanslı bir kitleyiz, sormayın! Ağlayacaktım bu gürültü karşısında. Tanrım! İnsan psikolojisi işte, bambaşka işleyen düşünceler ve duygular durumları akar akar. Hiç durmaz!
Biri 9, diğeri 7 yaşında bu çılgın ufaklıkların. Sorunu TV de çizgifilm oynatarak kısmen çözdük. Sonrasında tefle ve buldukları bir takım materyallerle süregelen bir müzik çalışmalarına başladılar; bu kısmı güzeldi; ekip çalışması! :-)
İlerleyen saatlerde kendimi Ponte'ye yolladım ve harika bir şarap, peynir ziyafetinin yanında, bir şarap dergisindeki makaleleri okurken, Ayşe Tünsoy'un damak tadıma o gün çok uyan tandalarıyla boyutsal ve titreşimler yolculuklara uzandım. Yıllar öncesinde dans ettiğim bir arkadaşla da, geçmişsel yolculuklara ve çok güzel anılara uzanan bir tandalar deneyimine uzandım ki, bu duyguyu tarif etmek kısmen zor! 6 yıl sonra karşılaş, süregelen tandalarla dans et, yoğunluklarla kop!
İşte bu yüzden tango büyüleyici! Bu dünyada yaşanılan derinlik, insanı Pasifiklere, uçurduğu boyut Cirrus bulutlarına kadar yükseltebilir. Nitekim, ben böyle hissettim!
Yeşim'in de milongaya ilerleyen saatlerde dahil olmasıyla keyifli bir sohbet ve harika danslar devam etti. Yalçın'la olan dansım da çok iyi geldi, bir muhteşem valtz tandasında ve Pugliese de. Çünkü bu kez çok dingin dans ettik ve mooduma tam uydu.
Dinginlik, derinlik sarhoşluğu kadar etkileyici ve hoştur bazen!!
Kayak hiç yapmamış olsam da kayak hocam olarak seçtiğim Müge de vardı. Güzel bir kucaklaşma ve kısacık bir sohbetin ardından gözden kayboldu. Bir de parfümümü beğendi sağolsun! Her ne kadar parfümleri deodorant gibi kullanıp 3 günde bitirsem de. Trajik bir insanım bu konuda!!
Milonganın ortasında yine kişisel bir vahiy deneyimi yaşayıp şu cümlenin zihnime ulaşması vuku buldu.; ilginç! :-)
"Al bir çakmak, yak! Yak hayatı. Tango uğruna yak dostum!"
Enteresan işte. Neyi yakıyorsun Ebruuu...Hoppala!!!
Ama yok yanacağız bu evrensel aşkla ve derinlikle...
Bu cümlede asıl kastım,
"Hayatın içinde tango olup yan!" dı aslında...
Sınırsız bir genişleme hissi sunan şeyin kendisi de bu yanış ve varoluş belki.
Her milonganın ardından hissettiğim de derinlik ve tatmin, ne yapacaksınız!
Milonga bitiminde de, yeni bir haftaya başlamanın heyecanı vardı üzerimde. Yıllardır Pazartesi sendromu yaşamıyor olmamın etkisi vardır bunda elbette. Sendrom yaşayanlar nefret ettiler şu anda benden biliyorum!! :-)) Ama her şey var hayatta ne yapalım. Kaçış mümkün değil!
Herkese harika bir hafta diliyorum; diledikleri gibi gelişen ve çook güzel geçen!!
Bugün uzanacağım milonga ise, Sun Plaza. Serpil'in bir kaç haftadır düzenlediği, yepyeni ve duyduğum kadarıyla da harika manzaralı ve ambiyanslı bir mekanda. Oko Tango'nun müzikleriyle, ortamın ve insanların enerjileriyle buluşup, yine harika tandalarla tangoyu yaşarken kopuşlarıma bir tanesini daha ekleyeceğim, hissediyorum.
Hayatlarımız hep nehirler gibi aksın, vadiler gibi huzur versin...***
Korkunç bir havaya uyandık 15 Şubat'ın sabahı ve itiraf etmeliyim ne yataktan, ne de evden çıkmak istedim. Günboyu süregelen bir yorgunluk ve rehavet durumumu gözönüne alırsam kesin evime gidip dinlenirim diyordum. Lakin akşam oldu, güneş battı, tüm akış değişti Ebru'nun dünyasında. Pek klasik! :-)
Yemek yiyip Taksim'e, biraz hava almaya çıktım. Bu da pek klasik!!
Orada yüzlerce ve bambaşka kültürü yansıtan insanları görmeyi, enerjilerini hissetmeyi seviyorum. Kırolarımız hariç yalnız! Facialar!!!
İnternasyonel bir kültürü yansıtan İstanbulumuzun insansal hediyeleri ilk saydığım kitle. Tüm renkler parıl parıl parlıyor benim için ve bunu görebilmek müthiş!
Akşam yemeğimden sonra, bu kez şarap yerine çay içip milongaya gitme düşüncelerimin beynime akışını izledim ve iki bin kişiyle düşünme stratejimi- iki bin otuz beş küsür sayıda arkadaşım olduğu için- çok kullandığım Facebook'uma, yani sanal ama benim için bir o kadar da gerçek dünyama "Milongaya gitmeli mi, gitmemeli mi?" ifademi paylaştım tabii. Kaçar mı hiç! Facebook'la yaşayan bir kadınım. İyi mi trajik mi bilemedim! :-)
Ne olursa olsun farketmez çünkü, mühim olan bana yardımcı olan fikirlerin belirmesi oldu ve kendimi milongada buluvermemdeki yardımları da sözkonusuydu!
Sakin başlayan milonga, çok keyifli ve harika dansçıların katıldığı bir gece ziyafetine döndü. Tabi bunda organizatörlerin yanı sıra, çok keyifli tandalarla bizi buluşturan Dj'lerden Sedef Hm ve İzzet Bey'in katkısı da çok büyüktü. Hatta bir valtz tandasına aşık oldum ve sağolsun İzzet Bey bu parçaları gönderdi bana. Minnettarım! Evimde dinleyip o anlara yeniden yolculuk yaptım tabi bir sonraki gün.
Dört arkadaşın da d.günü vardı o gece. Ali, Ortaç, Yeşim ve bir yabancı arkadaş. Kova çağını yaşattılar. Bolca da pasta vardı ortalıkta, ama çoğu insan yiyemedi. Bolluk fazlalığı getirdi bu kez, normalin aksine. Çünkü bolluk yaşamdır! .-))
Milongada, asistan arkadaşlarla ve bir çok milongueroyla keyifli danslarımın ve İzzet Bey'le müzikalitede translar alemine daldığım dansımın ardından yine milongayı bitirip evimin yolunu tuttum. Bu korkunç havada bile içimizi ısıtacak bir milonga deneyimi yaşamış oldum yine yeniden ve bugün de. Tam haz ve tatmin, ne mutlu!
Ertesi gün ise, Ctesi tadını yaşamak adına, kendime tatil verip, tüm günü evde Melody Gardot parçalarını dinleyip, bolca dinlenmekle geçirdim. Müthişti; ruhen arındım diyebilirim! Evle bütünleşmek de o kadar dinlendiriyor ki insanı, olmazsa olmaz! Bu da büyük haz ve enerji alanı! Ev çok şey ifade eder. Ev insanın doğduğu ve yaşam bulduğu, ifadelerini güçlendirdiği yerdir.
Sonrasında ise 333 milongasına aktım. Yeni bir milonga da vardı adı "Dual" adında, ama sıcak, sempatik ve bildiğim bir milongaya gitmeyi tercih ettim ve hiç pişman olmadım. Zaten ayaklarım ve kalbim seçim konusunda yanılmaz. Kalbim ayaklarıma bağlı da. Beynim nereye bilmiyorum...:). Kız Kulesini izlemek de çok keyif verir hem bana orada.
Milonga başlangıcında kütük gibi bedensel bir yapıya sahiptim aslında, ilginç. Zannedersiniz hiç dans etmemişim sanki daha önce. Tam kütük ya!!
Murat'la, Metin'le ve Alp'le olan trajik danslarımın ardından biraz açılmaya başladım. Sonrasında da çok keyifli danslar ettim ve Özle'yle, Arzu'yla ve bir çok akadaşla harika ve süper sohbetlere kanalize oldum yine. Tangoda yaşıyoruz bizler..Dünyamız bu..İş var güç var, sorun var , neşe var, aşk var, hüzün var, hayatta her şey var, lakin tango da tüm yoğunluğuyla var.
Dj Maral'dı bu kez ve bir tandasında koptum diyebilirim. Grubun adı Amores Tangos ve parçalarının adı Tango Apocalypse'ti. Fikrimce muhteşem bir ekip, zira müzikal hazdan transa girdim sayelerinde. Hiç girmem ya bu tür duygu durumlarına! Keşke Türkiye'de de konser verseler. En önden izlemeye çalışırım!!
Milonga sonrası az bir sohbetin ardından evlere dağıldık tüm Ortaköy ve Beşiktaş ekibiyle. Bu kez çorba yok, öncesinde içmiştim..:)
Süper bir gecenin anısı da tüm hücreleriminde hayat buldu yine ve rüyalar alemine dalmakta geçikmedim.
Pazar Günüm, kocaman bir aile kahvaltısıyla başladı. Dayılar, kuzenler, yeğenler vs. çok kalabalık. Sabahları daralırım bazen bundan, sakinliği, sessizliği tercih ederim ama uzun zamandır bir araya gelmediğimizden keyifli oldu benim için. Leziz ve enfes bir öğlen kahvaltısının ardından klasik ailesel sohbetler yoğunlaştı; arada farklı fikirler de hoş irdelemelere sebebiyet verdi ki bunu çok severim; bizim ailemizde de çoktur. Tezat fikirler ve yaşamlar da. Ama yine de uyumla herkes birbirini anlamaya çalışır ve çoğu zaman anlar da, bazı zaman anlamasalar da sorun olmaz.
Tabi Nilsu' muzun piyano resitalini Dvd de izlerken, Nehir' imizin bir süre sonra yaygarayı kopartması da ayrıca farklı bir gözlem yapma güdümü arttırdı. Nilsu'ya olan ilgiden bunalmış olacak ki, küçük hanımefendi tüm sesindeki oktav potansiyelini ve gücünü gösterme çalışmalarına imza attı; bizi de dinleyici seçti. Ne mutlu bize ve aman ne de şanslı bir kitleyiz, sormayın! Ağlayacaktım bu gürültü karşısında. Tanrım! İnsan psikolojisi işte, bambaşka işleyen düşünceler ve duygular durumları akar akar. Hiç durmaz!
Biri 9, diğeri 7 yaşında bu çılgın ufaklıkların. Sorunu TV de çizgifilm oynatarak kısmen çözdük. Sonrasında tefle ve buldukları bir takım materyallerle süregelen bir müzik çalışmalarına başladılar; bu kısmı güzeldi; ekip çalışması! :-)
İlerleyen saatlerde kendimi Ponte'ye yolladım ve harika bir şarap, peynir ziyafetinin yanında, bir şarap dergisindeki makaleleri okurken, Ayşe Tünsoy'un damak tadıma o gün çok uyan tandalarıyla boyutsal ve titreşimler yolculuklara uzandım. Yıllar öncesinde dans ettiğim bir arkadaşla da, geçmişsel yolculuklara ve çok güzel anılara uzanan bir tandalar deneyimine uzandım ki, bu duyguyu tarif etmek kısmen zor! 6 yıl sonra karşılaş, süregelen tandalarla dans et, yoğunluklarla kop!
İşte bu yüzden tango büyüleyici! Bu dünyada yaşanılan derinlik, insanı Pasifiklere, uçurduğu boyut Cirrus bulutlarına kadar yükseltebilir. Nitekim, ben böyle hissettim!
Yeşim'in de milongaya ilerleyen saatlerde dahil olmasıyla keyifli bir sohbet ve harika danslar devam etti. Yalçın'la olan dansım da çok iyi geldi, bir muhteşem valtz tandasında ve Pugliese de. Çünkü bu kez çok dingin dans ettik ve mooduma tam uydu.
Dinginlik, derinlik sarhoşluğu kadar etkileyici ve hoştur bazen!!
Kayak hiç yapmamış olsam da kayak hocam olarak seçtiğim Müge de vardı. Güzel bir kucaklaşma ve kısacık bir sohbetin ardından gözden kayboldu. Bir de parfümümü beğendi sağolsun! Her ne kadar parfümleri deodorant gibi kullanıp 3 günde bitirsem de. Trajik bir insanım bu konuda!!
Milonganın ortasında yine kişisel bir vahiy deneyimi yaşayıp şu cümlenin zihnime ulaşması vuku buldu.; ilginç! :-)
"Al bir çakmak, yak! Yak hayatı. Tango uğruna yak dostum!"
Enteresan işte. Neyi yakıyorsun Ebruuu...Hoppala!!!
Ama yok yanacağız bu evrensel aşkla ve derinlikle...
Bu cümlede asıl kastım,
"Hayatın içinde tango olup yan!" dı aslında...
Sınırsız bir genişleme hissi sunan şeyin kendisi de bu yanış ve varoluş belki.
Her milonganın ardından hissettiğim de derinlik ve tatmin, ne yapacaksınız!
Milonga bitiminde de, yeni bir haftaya başlamanın heyecanı vardı üzerimde. Yıllardır Pazartesi sendromu yaşamıyor olmamın etkisi vardır bunda elbette. Sendrom yaşayanlar nefret ettiler şu anda benden biliyorum!! :-)) Ama her şey var hayatta ne yapalım. Kaçış mümkün değil!
Herkese harika bir hafta diliyorum; diledikleri gibi gelişen ve çook güzel geçen!!
Bugün uzanacağım milonga ise, Sun Plaza. Serpil'in bir kaç haftadır düzenlediği, yepyeni ve duyduğum kadarıyla da harika manzaralı ve ambiyanslı bir mekanda. Oko Tango'nun müzikleriyle, ortamın ve insanların enerjileriyle buluşup, yine harika tandalarla tangoyu yaşarken kopuşlarıma bir tanesini daha ekleyeceğim, hissediyorum.
Hayatlarımız hep nehirler gibi aksın, vadiler gibi huzur versin...***
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Doğayla buluşmayı çok severim. Yavaş adımlarda ağaçların arasından çiçeklenen toprağa, kuşların cıvıl cıvıl konuşmalarına, arıların güneşle...
-
Tango yapmak ne kadar güzelse tangoya geri dönmek de bir o kadar güzel. Bambaşka enerjilerle duyduğun notaları adımlara dönüştürüyor, sarıld...
-
Herkes kabı kadar su taşır, kalbinin genişliği kadar sever. Hem kalbini mümkün olduğu kadar sevgiye açıp, genişletirken, hem de kabını yaşa...