17 Nisan 2016 Pazar

Bir yol var ki o yolda, tüm patikalar okyanusa dönüşür. Orada kalp vardır, akışın aşkla bağlantısı ile oluşan bir yolculuk hali hakim olurken, insanın en yüksek frekans seviyesi vardır. Mutluluk, coşku, tatmin, yoğunluk ve derinlik vardır. Eğer o yolda bu dansla varsa, kalple, ruhla olan dansla vardır. Aşk varsa, duygu vardır; duygu varsa, hissel zenginlik vardır; his yoğunluğu varsa öz enerji vardır; enerji varsa sonsuzluk insanın merkezindedir. Ruh ve aşk olmadan dans varsa da, farklı bir dünya vardır. Diğer dünyanın eşsizliğine ulaşamayacak kaoslar, olumsuzluklar içeren farklı bir arena ve her tür aşmamış insan hallerini yansıtan ortamlar vardır. O halde yeter ki kalp olsun!
İşte hepimizin yaşamlarındaki kendi yollarımıza dair bakış açılarımız ve algılarımız, kendi enerjimizi ne denli geliştirmiş olduğumuzla ilintili. Her yaşanan, görünen olay bir yansıma. Her kızdığımız şey içimizde bir yere temas etmekte. Her aşk hissettiğimiz alan, ruhumuzun yükselişe geçtiği bir merkezde. Her tür duyguyu yaşamak, bu duyguları hissettiğini, yaşadığını kabullenmek bir cesaret,  onların üstesinden gelebilmek ise insanın olgunlaşma ve kendi hayatına dair ustalaşma serüveninin temelini oluşturuyor. Elbette tüm düşüncelerinin farkındayken asıl mühim olanları seçebilmek ve onlara odaklanabilmek, kalbinin sesini, frekansını en yüksek volumuyla işitebilmek, ruhunun seçtiği yönde ilerlemek insanın mutluluğunun kaynağını oluşturuyor ve kendisinin en kendisi gibi hissettiği bir yaşama ulaşmasını mümkün kılıyor.
Mutluluk bir seçimdir. Sevdiğin alana, sevgi duyduğun insanlara, seni motive eden, heyecanlandıran ve gülümseten bir yaşama doğru ilerlemektir. Dolayısıyla bunun zıttı, yani mutsuzluk da bir seçimdir. Kişinin kendisinin dışında hiçbir insanın sağlayamayacağı ve oluşturamayacağı bir seçim!
Mutluluğu seçtiğinde, bulunduğun ortamlarda, alanlarda mutlu olmayı seçiyorsun ya da mutsuz olabileceğini hissettiğin yerlerde bulunmuyorsun. Şayet her yerde, her alanda mutsuz oluyorsan, yine içine dönmelisin. Çok ortamda, toplulukta mutlu oluyorsan, ne mutlu ki mutluluğun sadece içine ve kendi enerjine bağlı. Bu da büyük bir ustalık!
 Kisişel anlamda doğada, dansın, müziğin, güzel paylaşımların, derinliğin, saygının, sevginin, hoşgörünün, esnekliğin hakim olduğu yerlerde çok daha fazla mutlu oluyorum.  Güzel, renkli, huzurlu, konforlu ve paylaşım odaklı milongalarda, tangonun kalbine doğru tatla dans etmekle, masmavi denizlerde sınırsızca doyasıya yüzmekle, üzümlerin binbir çeşit aromalarına kapılmakla, bolca seyahat etmekle, yöresel tatları deneyimlemekle, farklı tınılardaki, benzer yankılardaki, bambaşka seçimlerdeki insanlarla iletişim kurmakla, farklı dünyaları, kültürleri, tarzları, ifadeleri, yaşamları, renkleri tanımakla mutlu oluyorum.
 Yıllardır içinde bulunduğum ve gençlikten kadınlığa geçtiğim tangonun kucağındaki 18, 19 yıllık serüvende yaşamımın hep içinde ve derinliğinde olan bir dünyaya dair duyduğum sevgi ve tutku, bana tüm içsel derinliklerimi farketmemi, kendimi keşfetme arzumu, sınırlarımı ve sonsuzluklarımı bilebilmemi ve kendimi şeffaf, olduğum gibi, yani kendim gibi yansıtabilmemi sağladı ve sağlıyor. Her tango mekanının kendine ait enerjisi var ve bu aynı zamanda mekanın içinde bulunan kişilerin sinerjisiyle buluşuyor. Dolayısıyla her milonganın kendine has yapısı, farklılığı ve özelliği belirginleşiyor, vurgusu değişiyor!
Yıllar boyu her tür milonganın içinde, dansın yoğunluğuna kapılarak ve bolca dans ederek  bugünlerime geldim. Bir insanın herhangi bir hobisinin çok uzun bir süreye yayılması da gerçekten mutluluk verici bir şey. Hoş tangoya bir hobi demek zor. Daha çok bir yaşam biçimi oluyor ya neyse...
 Belki de tangoyu seçmemin sebeplerinden biri buydu;
Ömürlük bir yolculuk, serüven ve aşk yoğunluğu sunması..Müziği, dansı, dili, kültürü ve her ifadesi bütünüyle hepimizin buluştuğu renkliliklerle, farklılıklarla, uniklikliklerle dolu bir dünya sunuyor. Hepimiz her an değişiyoruz, gelişiyoruz çünkü tutukuyla bağlı olduğunuz bir alanda olmak, insanı her yönüyle dönüştürüyor, büyütüyor. Dileğim hepimizin olumlu yönde gelişmesi, anlık zaferlere ya da başarılara kendini aşırı kaptırmaması yönünde. Çünkü o zaman kalp gidiyor, yerine bizi bitiren ve dağıtan olumsuz egosal savaşlarımız ortaya çıkıyor. Kalple yoğrulan boyut değişiyor, bütünlük bitiyor, sığlık ve sevgisizlik hakim oluyor. Oysa bulutlara yükselmek mümkünken, insanın en minimumda kalması adil olamaz...
Tangoda sosyal dansla buluşan bir çok insanın bu dünyaya tutkuyla bağlanmasının birincil sebebi bana sorarsanız, başta tangoya aşık olmaları,  bu derin yolculukta  kendilerini keşfetmeleri, ruhlarının tüm yüklerinden arınması, hafiflemesi, özgürleşmesi ile müziğin ve dansın kendilerini ifade etmede yoğunlaştırdığı bir dil, dünya olması sebebiyle bunu icra edebilmeleri... Bu nedenle her kim olursa olsun, maestro/ası, eğitmeni, dansçısı, iddialısı, iddiasızı herkesin ihtiyacı olan şey belki de özgürce, rahatça dans edebilme yetkinliği, konforu ve huzuru. Dolayısıyla bütünde, bütündeki sinerjiyle dans edebilmede, her bir bireyin bütün için önemi esastır. Daima  ruhu yükselten, tüm kimliklerin, tanımlamaların dışarıda bırakıldığı, müziğin yoğunluğunu hissedebileceğiniz bir dünyaya dalış yapmak aslolan değer. O zaman  özgürsünüz, ruhunuzdasınız, transtasınız, uçuştasınız ve bedeniniz bildiğiniz en hoş ifadede tınıda ve seyirde.
Bazen yurdumuzda ve belki de tüm dünyada gerek tangoda, gerek sanatın her alanında ve insanın bulunduğu her ortamda en büyük zorluk,  kişilerin kendi tanımlarının, kimliklerinin, statülerinin ötesine geçememeleri ve istedikleri oranda rahatlayamamaları, kendilerini asıl karakterleriyle, kişisel ifadeleriyle yansıtamamaları. O zaman her şey fazlasıyla sınırlı,aynı, benzer olurken, gelişimin farklı alanlarında direnç olması da mümkün. Tüm dansçılara eğitmeninden, dünya çapındaki deha dansçısına, amatöründen, profesyoneline kadar onları en derinden etkileyen anları, dansları  sorsak, nerede, hangi coğrafyalarda ve kimlerle ettikleri danslar, ambiyanslar bunu sunmuştur diye düşününce eminim çoğumuzun anlayabileceği ve tahmin edebileceği yanıtlar alırız. Duygu yoğunluğunun, tutkunun yükseldiği, partnerlerin birbiriyle uyumlarında kusursuz bir bütünlük kurmaları,  müzikal akışın içinde benzer coşkularla yol almak, tüm kombinasyonların rahatça akışması ve dansın içindeki diyaloglarda maksimum bir uçuşta, anlayışta ve tatminde olmak olacaktır... Elbette bu yanıtlar herkes için farklı olabilir. Hepsi kişiye, ruha, duyguya, deneyime ve kalbe özeldir!

Hal böyleyken geçen hafta beni çok çok mutlu eden milonga deneyimlerine kavuştum. Biri Point Otel milongasıydı. Dj Serçin'in çok hoş tandalarıyla müziğin kalbine yolculuk ederken, ettiğim her dansımda müthiş bir tatmin ve keyif hissettim. Yine bir salsa parçasında pek eğlenerek dans ettim. ( Bir dansı daha az bilince yaptığınız hiçbir hatayı önemsemiyorsunuz ve dolayısıyla maksimum gülümsüyorsunuz. Ama en azından seviyoruz salsayı ve Latin Amerika'da bu dansı icra edebilmek için de yanıp tutuşuyoruz...)
Ayrıca gecenin en büyük sürprizi,Türkiye'ye konser için gelmiş olan bir sanatçının Point Otel'de kalması, onunla karşılaşmamız ve bu sanatçının muhtemelen tango müziğinin sesini duyarak merak içinde terasa gelip,  milonganın asansörüne yakın bir yerinde bizleri gülümseyerek seyretmesiydi. Bir an "Amanın Mariza" dedim!! Sonra yok canım o değildir diye içimden geçirdim ve gecenin sonunda anladım ki, bizle gözgöze gelen, hepimize gülümseyerek bakan kişi sesine hayran olduğum sanatçı Mariza'nın ta kendisiymiş! 
Sürpriz içinde  hissettim kendimi ve elbette bir gün mutlaka konserinde buluşmayı arzuladım. Dilerim bu karşılaşma da Portekiz'de olur! 
"İste, verilecektir!" Alıntı :-)
Cuma Günü'ne geldiğimizde, Büyük Çekmece'de Dalyan Sanat Cafe'de tüm dansçılara ve dansa ilgi duyan herkese ücretsiz giriş sağlayan ve Taksim'den yine ücretsiz servis olanağı olan benim için festival havasında geçen milongamıza geçtik. Hakkı'yı ve Mehmet' i bu olağanüstü mekanı buldukları ve tüm dansseverlerle buluşturdukları için çok çok tebrik ediyorum öncelikle. Hemen hemen herkesin çok mutlu olduğu, coşkuyla dans ettiği - mutsuz olan hiç duymadım - şeker tadında bir milonga deneyimiyle daha buluştuk. Herkes keyifle, rahatlıkla, sevgiyle dans etti. Dj İrfan Dönmez'in renkli ve dinamik tandalarıyla hepimiz piste nonstop dalış yaptık ve tango coşkumuzu en üst segmentlere taşıdık!
Bu ortamı sağlayan, mekanı dolduran herkese, hepimize ve mekanın tüm işletmecilerine ve çalışanlarına da  ayrıca çok teşekkür etmeliyim. Camiamız çok sıradışı  ve büyülü bir mekan daha kazandı. Bahar tadında, yolculuk hissinde, ada kokulu atmosferinde eşsiz bir ortam daha keyifle dans etmemiz ve dostlarımızla iyi vakit geçirmemiz için hepimize evsahipliği yapıyor. Ne mutlu bizlere ve bütün dans tutkunlarına ki, böyle güzellikleri paylaşabiliyoruz!
Cumartesi ve Pazar kendimi kırların, doğanın, denizin kucağına, tüm güzel lezzetlerin merkezine bıraktım!
Bu hafta ise Grand Star milongasıyla açılışı yaptım. Dj Hayrettin'in seçkileriyle - aynı zamanda milonganın organizatörü -  dostlarımla güzel danslar edip geceyi yine hoş sohbetlerle tamamladım.
Çarşamba Günü Ponte'de Spontan Bir Çarşamba Milongası düzenledik. Ayşe'ciğimizle Dj koltuğunu  "Tres Ufos" olarak Hakkı'yla mutlulukla paylaştık. Ayda, kırk beş günde bir düzenlenmesini düşündüğümüz, sosyal dansın genişlemesine ve gelişmesine yönelik algının yükselmesine odaklı olan milongamız bu seferinde kalabalık bir atmosferde gerçekleşmese de kendi tadında, konforunda, dostlukla dopdolu, sevdiğimiz tandalarla uçuşlarla yoğun dans keyfiyle tamamlandı. Mayıs'ta çok daha coşkulu bir kalabalık yakalayacağımızı hissediyoruz!
Camiamızda bizim için en önemli şahıslardan biri olan Ayşe Tünsoy'a da tüm arkadaşlarım adına bu denli güzel yüreği, yıllardır sunduğu kaliteli milonga hizmetleri, tüm koşulsuz desteği,  içten gülümsemesi ve gerçek dostluğu için tekrar teşekkür etmek isterim. Tango adına olağanüstü bir keyifte ve sevgi dolu bir ortam hazırlıyor. Darısı tüm sevenlerinin ve hepimizin başına!
Perşembe Günü dostlarımla harika bir yemek ve şarap şöleninden sonra  onları evde bırakıp, -pardon aslında onlar kendilerini evde bırakıp, beni ektiler ya neyse - kendimi Point'te buldum ve yine muhteşem bir atmosferle ve güzel bir enerjiyle karşılaştım. Dolayısıyla bol bol dans ettim; anın, milonganın tadını maksimum keyifle aldım ve geceyi coşkuyla tamamladım.
Cuma Günü, Otra milongasındaydım. Dj Halil'in keyifli tandlarıyla sevdiğim dostlarımla ve yeni tanıdığım dansçılarla hoş danslar ettim, güzel sohbetler ettim ve huzurla geceyi noktaladım.
Cumartesi Günü Ertuğrul ve Reyhan  dostlarımızın Levent'teki yeni milongasındaydık. Break Cafe Kanyon'un Gültepe çıkışının tam karşısında, konforlu, sıcacık ve püfür püfür bir mekan. Bahar için müthiş bir keşif olmuş! Dj Hayrettin'in enerjik tandalarıyla tüm eski dostlarımla da bol bol dans ettim, maksimum huzurla ve dostlukla geceyi  noktaladım. Ne hoştur ki, camiamız bir güzel milonga daha kazanmış oldu. Kendilerine tüm içtenikleri ve  bu çok hoş milonga ortamını oluşturdukları için tekrar teşekkürler!
Pazar Günü'ne geldiğimizde kendimi biraz dinlenmeye aldım. Az biraz günlük işlere ve bazı projelere odaklanırken, akşam olup da güneş batınca Ponte'ye geçme arzumuz içimizde yine çok yükselir mi diye düşünmeden edemiyorum. Günün akışı akşamın rengini belirgin ve mümkün kılacak!
Hepimize şahane bir Pazar Günü dilerim dostlarım. Tüm mutlulukların yoğunlaştığı, içimizdeki yüksek değerlerin yükseldiği bir hafta dilerim. Ve son olarak da demek isterim ki,
Bugün çok mühimsediğimiz şeyler, yarın önemli olmayabiliyor,
Dün çok önemli olduğunu düşündüklerin, belki bugününde hiç mi hiç önemli değil;
Yarın önemli olacak şeyler, belki bugün hiç vurgusuz;
Hepimizin gelecek hikayelerimizde asıl mühim olan şeyler, belki de henüz yazılmadı....
İşte dününde, bugününde ve tüm yarınlarında hep önemli, değerli, anlamlı ve gerçek olan şeyler neler olacak kimbilir...Lakin,
Dostluk, sevgi ve insanlık daima kazansın! ;-)
Sevgiyle....


14 Mart 2016 Pazartesi

9 Mart'ta Güneş Tutulması gerçekleşti. Evrendeki akış insanı ve doğayı nasıl mı etkiler derseniz,
tam güneş tutulmasını 1999 senesinde yurdumun doğusunda izleyen şanslı insanlardan biri olduğum ve o yıl sadece yurdumun doğusunda tam tutulma anının izlenebilmesinden ötürü astronomi klübüyle sıradışı bir yolculuk yaşadığım için kendimi gerçekten çok şanslı hisseden insanlardan biriyim, çünkü bir daha o geçişe ömrümüz yetmeyecek ve başka coğrafyalarda da izleyebilir miyim bilinmez!
 Bu ay tam tutulma anı Endonezya'dan izlenebilmiş ve o anı sözcüklerle ifade etmek olanaksız; ne kadar olağanüstü bir evrenin içinde gelişim geçirdiğimizi ve onun eşsiz birer parçaları olduğumuzu yüksek bir ışıltıyla hatırlıyorsunuz...Bunu günlük yaşamlarımızda ne kadar hissedebiliyoruz diye düşünüyordum sıkıntılar içinde boğulmuş bir çok kişiyi gözlemlerken geçen gün. O an, tek o tutulma anı için bile yaşamın olağanüstü ve yaşamaya çok değer olduğunu düşünmüştüm, gözlerim dolmuştu ve "Olağanüstü, olağanüstü!" diye haykırmıştım. Çünkü yaşadığım şey o güne kadar beni en çok büyüleyen doğa olayıydı!!
 Gerçekten sınırsız ve büyülü bir evrenin, boyutlar bütününün içindeyiz. Elbette mucizeyi başta kendimizle oluşturabilir, mucizevi yaşamlar ve yollar çizebiliriz. Çünkü yollar o tutulma anları gibi sonsuz bir güzellikle tüm akışlarla buluşabiliyor. Akışlar ilişkilerle iç içe geçtiğinde de bir çok muhakeme gerçekleşiyor!
 İlişkiler hiçbir zaman çok da  kolay değil, çünkü insan durmaksızın kendi yansımalarıyla yüzleşiyor. Bazı yansımalarından hoşnut olmasa da, bazılarıyla mutluluktan uçuyor ve egosuna kapıldığı her anda da sevgi boyutundan çıkıyor. Onun yerine tüm olumsuz halleriyle kendisini daha da zorluyor.
 İnsan sevgi boyutundayken en yüksek enerji seviyesinde ve saygı duyduğu her şey kızgınlık yerine algısal gelişimi oluşturuyor. Yaşamda hiçbir pürüz sevgi boyutundaki insanın inancını, güvenini, gücünü ve potansiyelini sarsamaz. Daimi bir olgunluk sürecinde ilerler ve yaşam boyu tüm farkındalıkları ile yeniden yeşerir kişi. Evet kesinlikle aşk özgürleştirir ve insan ruhunu kısıtlayan, baskılayan ve huzursuz eden hiçbir şey de aslında aşk değildir. 
Tangoyla ve tangonun içindeki partnerlerimizle, dostlarımızla, tanıdıklarla ve tanımadıklarla ilişkilerimize gelince buralarda ritmler nasıldır?
Yaşadığımız şeylere yoğunluk katabilmek için onların derinliklerine süzülmek gerekir. Yani kendini tanımak, tutkularının farkına varabilmek, karşı tarafın dünya modelini gerçekten hissedebilmek, yoğun bir empati yeteneği geliştirebilmek. Aksi durumda "close embrace" i nasıl oluşturabiliriz, "cabeceo"da birbirimizin gözlerinin içine rahatça nasıl bakabiliriz, rondaların içinde diğer tüm dansçılarla nasıl bütünlüğü oluşturan bir çember ve sinerji yumağı haline gelebiliriz. Hepsi başta kendimizle ve tam tutulma anındaki gibi evrenle ve evrenin büyüleyici ritmiyle uyumla başlamaz mı...Müzik başladığında tüm moleküler hareketler gibi, ruhsal, fiziksel, duygusal ve zihinsel seçimlerlerimizin izleriyle buluşmaz mıyız, yoğun bir enerjinin içine adım adım akmaz mıyız...
Evet tango ve yaşanılan her şey, her birimiz için bambaşka anlamlara, ifadelere ve deneyimlere açılır. Bizi biz yapanlar da onların içinde tüm yaşadıklarımız, hissettiklerimiz ve fark ettiklerimizdir.
Haftanın ilk milongası için önce Armada'yı planlamıştım ama yorgunluğa yenilerek o geceyi pas geçtim. 
Çarşamba Günü 333 milongasıyla festival sonrası şampanyalı kutlamayı da kaçırdım.
Perşembe Günü'ne geldiğimizde Point Otel milongasında, kendi adıma çok lezzetli bir seyir yakaladım. Dj Serçin'in özlediğim müzikal sıralamasıyla, Güralp'in 20 yaş genç versiyonunun kapıdaki karşılamasıyla, pistin tam ortasında bembeyaz bir kalbin ve masalar yerleşmiş tüm dansçıların ifadeleriyle ve dostlarımın sohbetleriyle ve ettiğimiz tüm danslarla çok tatlı, keyif, mutluluk dolu bir gece yaşadım. Atmosferin tadını çıkardım, Serdar ve Ceren çiftinin performanslarını izledim, kendimce salsa dansının da tadına vardım ve tangonun sonsuz kollarına ruhumu yine teslim ettim. Diğer gitmeyi düşündüğüm Para Bailar milongası yerine de evimin yolunu tuttum.
Zaman zaman milonga ortamlarında bir çok arkadaşın ve belki çoğumuzun yaşadığı bazı sıkıntıları değerlendirmek istedim ve o gün ettiğimiz sohbetler de ipucu oldu. Dansçılar ve tanıdıklar kültürel bir farktan dolayı mı birbirlerini çok da tanımak istemiyorlar?
 Hatta zaman zaman "ignore" ederler diye düşündüm .Bazı kadın dansçılardan sık sık duyduğum,  bazı erkek dansçıların onlardan bir selamı bile esirgedikleri yönünde olan hayal kırıklıkları, kırgınlıkları...
Diyorlar ki,
" İlla dans etmemiz gerekmiyor ki, selam vermek bu kadar zor mu...."
 Belki erkek dansçılarımız da kendilerini sorumlu hissediyorlar bilemiyorum. Hatta sevdiğim bir dansçı arkadaşım o gün biraz da görev gibi dans ettiğin vurguladı. Onunla dans etmeyi bekleyen kadınlar varmış ve oları memnun etmek ve kırmamak için ekstra çaba gösteriyormuş. Bu görev hissini yaşayan çok sayıda  tangoya çok tutkun dostlarımız da var aslında. Ben de zaman zaman şunu gözlemlerim, daha ilk tangoyu öğrenirken sizinle dans eden insanların, bir süre sonra neredeyse sizi tanımaz hale gelmeleri, ya da sosyal platformlarda selam vermekte bile zorlandıkları da bazen mümkün olabiliyor. Belli grupların içine katıldıkları için mi, kişisel sebeplerden mi, farklı farklı nedenlerden mi bilinmez ama insanların birbirlerinin sürecini gözlemlemesi aslında ne kadar da özel. Bu benim için çok hoş ve tatlı bir anı birikimi aslında neyse...:)
Yani  bir nokta da şu, dansçılar özünde birbirini ignore etmeye mi yatkın. Yani kendi şovları, performansları ya da arkadaşlarının bir organizasyonu, gösterisi olmadığında diğer tüm dansçılar onlar için çok mu yabancı. Bunu elbette psikolog ve sosyolog arkadaşlar belki daha iyi yorumlar. Yıllardır gözüme çarpan bir şey bu ve hala araştırmalarım devam ediyor...
 Kişisel anlamda geçmişimde ilk adımlarımı bilen insanları daha da saygıyla ve sevgiyle selamlıyorum çünkü tangoda daha bebeklik yıllarıma şahit olmuşlar ki, bu ne anlamlı bir yolculukmuş, paylaşımmış duygusunu getiriyor içime. Elbette her insanın çeşit çeşit dinamikleri, ruh halleri, ruhsal yolculukları, duygu ve düşünceleri, unik egosal süreçleri var ve bunların tamamı pistin tam merkezine de yansıyor. Biz tango tutkunları özünde dans ederken ne bekliyoruz ve nasıl bir akışa kapılıyoruz aslında?
Yoğun bir "abrazo"nun kalbinde bile  özlerimizle buluşamaz, uçamazsak, şu yaşam üzerinde nerede kalbimizin merkezine ulaşabiliriz... 
Fikrimce güzel, duygulu dans edebilmek için yüksek boyutlu bir insan sevgisi de gerekiyor. Yoksa bir insan yerine, sadece kendinizin kendinizle dans ettiğiniz ama figüran olan bir bedene dokunuyorsunuz ve onunla kendinizi gösteriyorsunuz. Bunlar elbette hep kişiye özel, yani herkes mutlaka farklı şeyler yaşıyor. Yaşadıkça da yine başka renkler fark ediyor.
Cuma Günü Milongahane niyetimi ev keyfi aldı.
Cumartesi Günü Point'te Chakma Maraton etkinliğine katılmayı ihmal etmedim. Güzel renkli gecede beş Dj'in seçkileriyle dans etme olanağı yakaladık. Dj koltuğunda Volkan, Gökhan, Yüksel, Serçin ve Ramo hoş bir kalabalıkla dolu gecede hoş bir enerji yakaladılar. Biz de zaman zaman sohbet ettik, zaman zaman tangonun ritmlerinde güzel yollar keşfettik.
Pazar Günü Ponte milongasında Dos Ufos olarak Dj koltuğundaydık. Tam mutlulukla başladığımız gecede Ankara'daki bomba yüklü aracın patlama haberiyle şok olduk. Yaşamlarımızın içinde olan bu facialara karşı artık ne hissedeceğimizi, düşüneceğimizi bilemezken duygu ve sevgi yoğunluğumuzu yüksek tuttuğumuz bir gece yaşadık. Dostlarımızla olmak ve sevgiyi paylaşmak bu acının çok daha ötelenmesini sağladı belki. Ancak sabahleyin yitip giden insanlarımızın çeşit çeşit haberlerini okurken ve kaç kişinin yok olduğunun sayısını bile bilemezken, derin sarsıntı dolu bir haftaya başladık. Şu an yaşadığımız her yer terör tehditi altında ve diliyorum bu zorlu süreci bütünlükle atlatabiliriz. Kızılay'da hepimiz olabilirdik ve yine canlar yitip gitti. Tüm ölenlerin yakınlarına başsağlığı ve sabırlar diliyorum. Ateş en çok da düştüğü yeri güçlü etkisiyle yakıyor....
Bunun yanı sıra artık öyle bir psikoloji içine geçmiş durumdayız ki, sanki terörün korkunç hakimiyetine hapsedilmek isteniyoruz gibi hissetmeye başladım. Mutlu olmaktan, güzel anlar paylaşmaktan da kötü hisseder hale geldik. Lakin şu yaşadığımız süreçte biraz daha barış dolu duyguları içimizde barındırmamız gerektiğini düşünüyorum. Çünkü toplum olarak ciddi tehlikeli bir süreçten geçiyoruz. Barışa, sevgiye ve bizi iyi hissettirecek ne varsa, onları daha da çok yapmaya en çok ihtiyaç duyduğumuz günlerdeyiz. Bu nedenle içimizdeki sevgimiz, saygımız ve barışa olan inancımız hiç solmasın diliyorum!
Son olarak geçenlerde tango dünyasının dışiından arkadaşlarla tangonun nasıl bir dans olduğunu konuşuyorduk. Bazen çok farklı görünen dansımızın aslında içimdeki yapısına değindim. O da şöyleydi;
 Fikrimce her insan hayatında bir kez de olsa tango yapmalı,
tangoda kadın ve erkeğin yakın temasta dokunuşlarında sadece cinsel bir sebep olmadığını bilmeli. Cinsiyetlerin ötesine erişmeyen hiçbir/ çoğu insan dansta uçuşu sağlayamaz diye düşünüyorum. Çünkü uçuşu ruh sağlar ve uçuş ruhun yansımasıdır.
Tangoyu sadece şehvet yüklü gören insanlar için de şunu belirtmeliyim ki,
tangoyu tango yapan insan enerjisinde yükselttiği tutku ve motivasyondur ama tango yaşamın çok boyutunu kapsayan bir yansımadır. Gördüğün duygu seni yansıtır, ötelerini görmek için tüm duyguları yaşamalısın ve hepsinde cesurca kendini keşfetmelisin.
Tango büyütür, büyümeyi seçersen,
daraltır, daralmayı hedeflersen,
geliştirir, esnemeyi arzularsan.
Tango sen ne istersen, onu hayatına getirir ve sana onu oluşturan tüm incilerini sunar....

 Sevgiyle, saygıyla kalınız...

 Doğayla buluşmayı çok severim. Yavaş adımlarda ağaçların arasından çiçeklenen toprağa, kuşların cıvıl cıvıl konuşmalarına, arıların güneşle...