1 Ağustos 2015 Cumartesi

Çok zor günler geçirdiğimiz bir dönem yaşıyoruz yine ülkemizde. Kurulamayan bir koalisyon hükümetinin varsayımları, ciddi patlamalarla, terör örgütlerinin üstlendikleri saldırılarla kaybettiğimiz gençlerimiz, askerlerimizi, polislerimiz, vatandaşlarımız için acımız ve tüm bu olanlara isyanımız bir yana karma bir halk olarak birbirimizi bir çok açıdan yargıladığımız bir sürecin merkezinde ve ortasındayız. Son yıllarda bir çoğumuz gelecekten umudunu bile yitirmiş olabilir. Zaman zaman bunu hissedenlerden biriyim. Diyorum ki, o kadar kötü bir dünya ki burası, tüm insanlık olarak nasıl bu hale gelmişiz... Birbirini sevmemeyi bırakın, vahşetle öldürmeler, nefretin insanı aşan yorumları, ırkçılıklar, farklılıklara karşı en negatif reaksiyonlar, eylemler ve yine de aynı dünya içinde yaşayan bir yığın her kültürden insanlar görüyoruz. Değişik, karmaşık ve belki de hiçbirimize tam uymayan bir sistemin içinde hapsolmuş gibiyiz sanki. Çünkü dünyanın belli bir takım insanlarının kafalarına esiyor - ki bu esintiler hiç de insani boyutta olmayıp tamamiyle çıkar, para ve olumsuz güç kanalına yönelik oluyor - ve kurdukları hazin planlara dünyadaki her insanın istese de, istemese de,  bunların bilincinde olsa da, olmasa da zorunlu olarak uyması şart koşuluyor! Gerçekten bu kadar trajik bir tablonun içindeyiz..
 Doğaya bakıyorum, hayvanların da kendi hayatlarını idame ettirmesi için bazı hayvanları avlaması ve türlerine yönelik besin zincirini oluşturmaları gerekiyor. Lakin daha fazla besine ulaşmak için ya da bir sonraki güne yemek bulmak için diğer avlandığı arkadaşını, ya da ona benzer bir cinsi katletmiyorlar. Burada adillik, hepsinin ya ekip olarak, ya da bireysel hayatlarını devam ettirici yöntemlere başvurmaları belki de. Türlerinin devamındaki çalışmalarında da sadece içgüdüleriyle hareket eden hayvanların dahi kur yapmadaki becerilerini görüyoruz. Daima iletişimlerinde bir rıza sözkonusu. Avlandıklarında da avlarının canını acı çektirmeden almaları bariz net bir gerçeklik. Çünkü kendileri de bir cana sahipler ve içgüdüsel olarak bunun bilincinde olmalılar...
İnsan dediğimizde de İQ su, EQsu, SQ su ve hatta nice Q su bulunmuş, beynindeki düşünme kapasitesinin sınırsızlığı her geçen gün daha da parlak keşiflerle genişleyen, yoğun bir enerji kümesinin ve zihinsel, kalpsel muamma bir canlının günümüzde geldiği noktayı incelersek , ne mi düşünürüz...
Suruç katliamı, sayısız terör saldırıları ve farklı entrikasal oyunlarla kendi türünü katleden insanları...Birbirinden nefret eden insan kümelerini...
O kadar manasız bir cehennemin içine sürüklenmişiz ki...Şu an insan türü taş devrinden daha geride fikrimce. Akıllı cihazlar kullanıp iyice aptallaşan ve tüm kalbini, ruhunu yitiren birer yokedici makine ve maddesel tapındıkları güçlere tapınma yolundaki zirve yarışlarındalar. Ne için mi?
Her şey para, statü, güç ve her şeyin mutlak orandan daha fazlası, daha da  fazlası ve asla yetmeyecek fazlası için!!
Elbette doğa da bitiriliyor, içinde yaşayan tüm canlıların da gözünün yaşına bakılmıyor!
Kendi türünü katleden bir yapının diğer canlıları koruması beklenebilir mi zaten..
İnanın son iki haftadır gündemdeki hazin ve korkunç dalgalardan ötürü kendime gelemedim. O kadar sarsıldım ki o harika amaçlarla Suruç'a giden gençlerin saldırıya uğramalarına ve ailelerinin, sevenlerinin, tüm Türkiye hakının onların parçalara ayrılmasına şahit olmasına...Kendi gençliğime döndüm o an ve orada yaşamını yitiren arkadaşların ailelerinin, yakınlarının acısını yüreğimde hissettim. Zorluğu tahmin bile edemeyiz. Korkunç bir acı olmalı, en şiddetlisinden!
Pozitif amaçlar, heyecan yüklü kalplerimizle bütünlüğümüzle tüm Güneydoğu'yu "Yeşil Öncü" olarak ağaçlandırdığımız günleri de anımsadım akabinde ve o gençlerle ben de yitip gittim o an. Elbette aileleri bir ömür yitip gidecekler zamandan ve bunun hesabını kimler mi verecek...
 Elbette diğer bombalı saldırıların da...Hepsiyle hepimiz perişan olduk!
 Hepimiz hem ülkemizdeki, hem de dünyanın pek çok bölgesindeki savaş senaryolarını ya canlı ya da haberlerden öyle ya da böyle yaşamaktayız...
Savaş ve terör insanı nasıl mı etkiliyor...
Sevgi ve mutluluk nasıl etkilerse, onun tam zıt istikametinde insanı yok oluşuna doğru yönlendiriyor mutlaka... Hepinizi yavaş yavaş eritiyor ve bitiriyor!
Konumuz hep yaşadıklarımız, yaşadıklarımızdan öğrendiklerimiz, algımız, ifademiz, hislerimiz, aksiyonlarımız, düşüncelerimiz ve yaptığımız her şey ya başta. Ekonomik boyutlarda da kaygı içerisinde olan bir iş dünyasının da içindeyiz bunların yanı sıra. Savaşın ve terörün kime ne şekilde faydası var ve olmuştur ki...Ama faydası olduğunu düşünenlerin ve savaştan fayda, çıkar yaratanların kazandığı bir dünyadayız. Bu durumdam acı çeken bizim gibi insanlar ise tangoyla ya da ruhunu yükselttiği bir aktiviteyle ruhunu beslemeye uğraşarak bu dünyaya güzel bir şeyler katma peşinde oluyor. Evet tangonun içinde, milongaların her birinde ürettiğimiz duygu yoğunluklu pozitif enerji dalgalarının tüm çevremize yayılmasını sağlıyoruz bir anlamda. En azından şahsım adına tangonun kalbinde kendimi özgür ve huzurlu hissediyorum. Yaşamımı farklı bir frekansla yakalıyorum. Müziğin, coşkunun ve insanlarla yaşadığımı derin bütünlüğün içinde yeniden kendi kendimi ve karşılaştığım nice yüreği tanımaya odaklanıyorum.
Her zaman dediğim gibi tangoda ruhsal bir aşk ve bütünlük hissediyorum. Bu evrensel yolculuğa yönelik sevgim ve tutkum bu nedenle, bu denli yüksek.
Kendimi moralman biraz toparlandığım günlerde ve bu yaşadığımız iki hafta boyunca sadece bir kaç milongaya gidebildim  Bu kez diğer haftalara göre çok çok azdı katıldığım milongalar elbette!
 Hareket zaman zaman güzel bir enerjiyle akan bir ırmak. Onun için ruh isyandan ziyade huzuru yakalayacak ama yakalayamadığında da huzuru o bağlantının içine dalarak bir şekilde bulacak. Yoksa hareketsiz donakalıyorsunuz ve hiçbir şey yapamıyorsunuz!
Geçen hafta önce Contact Tango ekibinin çok sevdiğim mekanları olan Portofino'da, Larespark Otel'in içindeki milongalarına katıldım. Arjantin'li Dj Vivi'nin müziklerinin iyiliğini de Almanya'dan gelen arkadaşım Jens'ten duymuştum. Dolayısıyla biraz erken giderek harika bir peynir şarap ritüeline uzandım önce orada. Sonra arkadaşlarımın da katılımıyla dans, enerji, sohbet ve tüm güzel hislerle ve ortamdaki sinerjik bütünlüğün enerjisiyle olağanüstü bir milonga deneyimine daha uzandım. Tüm çok iyi dansçı dostlarımla gelen kaliteli danslarım, bitiremediğimiz peynirleri ziyan etmemek adına paylaşarak sohbetlerde de komik esprilere kapıldığımız masamızdaki güzel insanlar, organizasyondaki ekibin güleryüzlü karşılamaları ve fotoğrafçı Erman'ın da her hafta sabırsız beklediğim karelerinin tınısal ifadeleri ruhumu yükseltti yine...
Tüm danslarım duygu, mutluluk ve enerji yüklüydü ve uzun zamandır dans etmememe rağmen sadece bu gece nonstop ettiğim tüm kaliteli danslarla muhteşem ve ful bir tatminle geceyi noktadım çünkü ayaklarımdan parmak uçlarıma kadar tüm enerji kırıntımı dahi zemine akardım ve  bu vesileyle de çok çok rahatladım! :-)
Perşembe Günü, Jens, Cem, Özlem ve bendeniz harika bir Solera ritüelinden sonra Para Bailar milongasına geçtik. Yine güzel, sevgi dolu bir kalabalıkla harika dans deneyimlerine uzandım, mutlu anlara kapıldım ve güzel bir enerjiyle milongayı noktaladım. Bu milongada da en çok beni mutlu eden şey, gerçek dostluk, rahatlık ve samimi bir enerjinin ortamdaki hakimiyeti.
Egolardan ziyade kalplerini görebildiğim dansçı dostlarımla aynı ortamı ve bu beni her gün daha da büyüleyen dansı paylaşmak çok büyük bir mutluluk veriyor. Bu enerjinin hoş yoğunluğu da, çoğu haftalar oradaki milongaları kaçırmamamı sağlıyor. Elbette dans kalitesi de en önemli unsurlardan biri. Hepimiz çok güzel danslar etmek istiyoruz. Çünkü iyi dans ettikçe, kaliteli dansçılarla tangoya dair yüksek irtifalara daha da ilerledikçe tüm varlığımızla kendimize ait en engin semalara yükseliyor ve dilediğimiz oranda, sınırsızca uçabiliyoruz...
Cuma Günü Milongahane niyetimi evde üzüm ve mini bir ev ritüeli ve milongasıyla noktaladım. Güzel üzüm sohbetinin yanı sıra Yasmin Levy parçalarının bazılarında ettiğimiz yalınayak dansların mutluluğu ve tatlı enerjisi hala üzerimde...O zaman tam dans ederken hissettim ve  dedim ki içimden,
"Ne olursa olsun bu dans çok başka. "Abrazo"ya açıldığın farklı anda bir şeyler oluyor ve zaman ve mekan duruyor. Sadece muhteşem bir coşkuya kapılıyor ve müziğin içinde yoğun frekansta, unik adımlarla dopdolu bir bütünlüğe ulaşıyorsun!"
Haftayı da bu iki şahane lokal milongayla tamamladım ve bu yeni haftamıza uzanırken yine milongasal serüvenlerin ilkini Çarşamba Günü Portofino'yla açtım. Geçen haftaya göre biraz daha sakin bir hava olmasına rağmen yine güzel bir lezzet sofrasının eşliğinde, güzel dostlarımız Eda, Ogün ve Aslı'yla harika bir sohbete ve komik esprilere kapıldık. Dj Sabri'nin hoş tandaları eşliğinde de Mehmet'le açılışı yaptığım danslarım  Erdal dostumla, Ogün'le, Özgür'le , Burak'la ve bir kaç dostla daha devam etti. Milonganın ortalarında da  şöyle bir şey hissettim;
"Bir milonga tandası çalıyor o esnada. Neredeyse dans etmek için duvarlara tırmanacağım kadar seviyorum o parçaları ve o denli enerjim yükseldi ki, lakin  "cabeceo"larımızı buluşturacağım kimseye ulaşamadım. Bir süre daha geçti ve o tanda eridi bitti. Baktım diğer tanda da güme gidiyor, artık istemeye istemeye ayağa kalktım ve ilk kez dans edeceğim bir arkadaşa bu dans teklifimi sundum. Arkadaş da gözlüklerini unutmuş o gün şansa. Komik olan şeylerden biri de  bu!
Ona "cabeceo" yapmaya çalıştığımı ama başarısız olduğumu söylediğimde "cabeceo"mu göremediğini belirtip  çok nazikçe özür diledi.  Sonrasında da çok güzel iki tandalık bir dans serüvenine kapıldık. O zaman düşündüm yine,
Böyle istisnalar dışında,  kadınların dansa davet etmek zorunda kalmadıkları bir milonga ortamı Arjantin havasını yurdumda daha da yoğun hissettirebilir daima. Çünkü dans etmeyi istemek hiç kötü değil, bilakis şahane bir şey. Dans etmeyi istemeyen hatta sıkılır gibi mızıkan partnerler mi, yoksa heyecanla dansa akan partnerler mi arzularız...
 Hem erkek, hem kadın dansçılar için dansı sevmek ve dans edebilirlik oranı çok mühim. Bu nedenle "cabeceo" yapmasına rağmen onları reddedebilen kadınlar olduğunu dahi bazı milonguerolarımızdan duyduğum gibi, "cabeceo" da pek sıcak takılmayan ya da görmezden gelebilen çok milongueronun da varlığını tahmin ediyoruz. Elbette herkes herkesle dans edecek diye bir şey kesinlikle yok. Eminim buradaki kastımı çoğunuz anladınız. Anlamayanlarsa zaten bunları çok sık yapanlardır ya da benim anlatma kabiliyetimdeki noksandır belki. Az yapanlara ise asla bir lafım yok. Hepimiz belki zaman zaman yaparız bunları ve o da tadı tuzu olsun  arada kapıldığımız egolarımızla yaşamımızın...:))
Bir de dik dik bakıp,hiçbir dansa yönelik davetsel bir hareketin gerçekleşmemesinden ötürü manasızlaşan ve yine de bu bakışları devam ettiren milonguerolar olabiliyordu geçmişte...O en şaşırtıcıhallerden biriydi. .Neyse ki yeni nesil milonguero(a)lar bu konuda çok daha  uzmanlaşıyorlar. Ee çağ, onların çağı...Ne de  olsa Arjantin Tango'nun geldiğimiz süreçte en güzel çağlarındayız yurdumda. Sayısız milonga, sayısız yöntemde ve stilde eğitmen var ve iyi ki hepsi de var. Çünkü hepsi bilgileriyle, deneyimleriyle değerli insanlar ve farklı kitledeki insanları bu dansın büyüsüne uyumluyorlar. Elbette birbirinden hiç haz etmeyenler ve stillerini kel alaka bulanlar da olacaktır. Yine de iyi olan ve kaliteyi temsil eden her zaman belli olur. Bundan kimsenin kaygısı ya da  şüphesi olamaz!
Dolayısıyla yine güzel enerjilerle dopdolu bir geceyi daha tamamlayarak evime  sakin adımlarla ulaştım.
Perşembe Günü uzun bir aradan sonra Point Otel milongasına gittim. O kadar çok özlemiştim ki oradaki ambiyansı, içeri girer girmez kalbim kıpırdandı ve güzel bir masaya yerleşip Dj Serçin'in özlediğim tandalarıyla Erdem'ciğimle öncelikli olarak pek güzel rakslara açıldım. Güzel kıvamında kalabalık hissiyle ve arkadaşlarımın yoğun olduğu bir kitlenin kucağında konumlandığım atmosferde sonraki rakslarıma da Özgür'le, İnanç'la, Giuseppe'yle ve bir çok dostla daha kapıldım. Bu arada salsa deneyimimi geçiyorum - onda pek eğleniyorum - ama pek nadir Chacarera yaparım, ve o gün de güyya yaptım. Bir an canım çekti, enerjim yüksek tabii ama yapmasam da olurmuş...Hakikaten facia benim chacareram. En azından o an öyle hissettim!
Sezarın hakkını, bu dansın icrasını iyi yapanlara vermeli..
Bulaşma  bu gıcık chacarera ritüeline Ebru, hatta ortamdan koşar adım kaç! ;)
Neyse bu komik enerji birikimi bir yana, yine harika bir geceyi daha Point'e has güzel terasında dolunayı izleme bahanesiyle soluklandığımız anlar da dahil olarak hoşça tamamlayarak haftanın milongalarını kendi kanalımda noktalamış oldum.
Bugün de mavi dolunay denilen ilginç bir kova hakimiyetindeki ay enerjisindeyken elbette niyetlendiğim Tangolic milongasının yerine Ortaköy'e kapılarak, akşamımı mehtabı ve yakamozu seyredalarak geçirdim. Muhteşem bir görüntüydü elbette ve bu güzel enerjinin etkisiyle eve girdince de buz gibi bir duşa  kendimi atarak derin bir huzur  buldum ve yoğun bir haz hissettim.
O an  için başka bir mutluluk bu denli bir keyif olamazdı. Suya değdiğim anda çıkan ve zihnimden ürettiğim "Coss"sesiyle hazzın doruklarına erdim!
Su yaşamdır ve yaşama dair çok şeydir daima..
Sonuç olarak tango dolu iki hafta harika bir enerjiyle tamamlanmış oldu. Yani gündemi düşünmediğimiz ve daha çok tangonun teninde yüzdüğümüz zamanlarda böyleydi demek istedim. Çünkü gündemi düşününce ruh sağlığımızı korumak çok zor oluyor aslında. Tangonun frekansında ise uçmadan yaşamak mümkün değil!
Bu nedenle  hep o bizi uçuran frekansa kapılıyoruz...
Tango belki de bazılarımız için hayatın aslında kendisidir. Sadece boyutu farklıdır ama akan tüm duygular ve uçuşlar kalıcıdır, eşsizdir ve gerçektir. Bu da hayatın bir anlamda kendisi olmasını doğrular!
Kimbilir hepimiz için daha nice anlamlara geliyor tango ve hepimiz yaşadığımız tangoyu pistlere ve buluştuğumuz kalplere taşıyoruz ve bunu her daim birbirimizle paylaşıyoruz. 
Diliyorum ki, önümüzdeki günlerde çok daha olumlu gelişmeler yakalayacağımız bir gündemin içinde yer alırız. Bunu tüm ülkem ve bütün halkımız için istiyorum.
Her şey sistemin parçası. Sanırım bunda çoğumuz hemfikiriz. Bu nedenle asıl düşünmemiz gereken şey, masum halkın içine sürüklendiği bir çok suçlamalardan arındırılması belki de...
Bir Türk'ün de, Kürt'ün de, Laz'ın da, Alevi'nin de, Sunni'nin, Ateistin, Hristiyanın, Musevinin, Budistin de tüm varolan insanların ülkemizde özgürce varlığını ifade edebilmesini ve dilediği şekilde yaşamasını arzuluyorum. Kötü niyetli ve entrika dolu amaçlara sahip insanlar var diye masum halkın haklarının ihlalini asla savunamam. Aslolan tüm ırkların, renklerin, inançların, başka ifadelerdeki bütün insanların hak ve özgürlüklerini, diğerlerininkini katletmeden yaşaması ve diledikleri şekilde varolmasıdır. Hepsi bu!
Asıl tartışacağımız konu da belki de sadece budur;
Yani bu ülkede kim gerçekten "özgürdür"ve kim "özgür değildir " i bir düşünüvermektir...
Son olarak Marcus Aurelius 'un  harika bir  sözünü hepimize armağan etmek istiyorum;
"İyi bir insanın nasıl olması gerektiğini tartışmayın artık,
  iyi bir insan olun."
İyi, sevgi, ışık dolu insanlar olalım diliyorum dostlarım!
Sizleri en içten sevgimle, saygımla, mutlulukla, bütünlükle, coşkuyla, sağlıkla, aşkla,  tatla, derinlikle selamlıyorum. En güzel danslar, en manalı yaşamlar, en derin dokunuşlar ve hisler hepimizin olsun! ***

7 Temmuz 2015 Salı

Eşsiz bir internasyonel tango festivalinin ardından haftaya Melody Gardot konseriyle başladım. Beş gün boyunca sabah beşlere, altılara kadar süren yoğun bir tango yaşamının enerjisi, yoğunluğu ve çılgın yorgunluğu içimdeyken, Caz Festivali kapsamında Sepetçiler Kasrı'nda hayran olduğum bu eşsiz sese sahip yorumcuyu ve sanatçıyı bir kez daha izleme şansı yakaladım. Ortama ait tüm büyülü atmosferin içindeyken Melody'e has özgün yorumunu sunduğu eşsiz parçalarının ve yeni albümünün tınısal renkliliklerini coşkuyla dinledim. Yine muhteşem, etkili mesajlar verdi tüm insanlık adına. Böyle sihirli, unik bir ses rengine ve yorumuna sahip bir insanın ruhsal derinliğini farketmemek olanaksız oluyor. Nitekim yoğun aşk ve sevgi enerjisinden, kendine has esprili ifadeleriyle bahsederken, aynı zamanda sesin evrensel olarak ifadesini yorumu kapsamında  irdeledi. 
 "Kuantum Fiziği'ne göre ses aslında sonsuzluğa ulaşıyor. Çünkü bizim gönderdiğimiz her ses uzayda sonsuz kez deviniyor ve hep orada evrenin içinde bir yerlerde kalıyor. Yani şimdi burada bu parçaları söylediğimizde, evrenin içine akan ses dalgaları sonsuzluğuna ulaşıyor. Bu nedenle pozitiflik içeren sesleri ve ifadeleri yukarıya gönderirsek sonsuz olacaklar. Haydi gönderelim!"
Gezi Olayları'ndan bahsederken de,
"İki oda olduğunu düşünelim şimdi. Bunlardan birinin karanlık, diğerinin ışıklı, aydınlık olduğunu varsayalım. Odaların kapılarını açsak ne olur?
Işıklı odanın ışığı devam ederken, karanlık odayı da aydınlatır. Çünkü ışık içeri dolar ve karanlığı bitiririr" diyerek hep birlikte ezgileri  birlikte söylememiz için hatta dans etmemiz için hepimizi motive etti.
Bu konserden öğrendiğim bir diğer şey de şu oldu;
 En az benim kadar Melody Gardot hayranı bir arkadaşım, konserinde hayal kırıklığına uğradığını söyledi. Çünkü onun algısındaki Gardot bu değildi ve farklı parçaları duymayı  ve o bildiğimiz parçalarını hissetmek istiyordu ve haksız da sayılmazdı bu mantıkta. Sevdiğimiz sanatçıların, bizi kalbimizden vuran, ruhumuzu bütünleyen eserlerine ulaşmak istemez miyiz ve onu beklemez miyiz.. Benim bakış açımda ise  her şey yolundaydı; orada bulunmaktan mutluydum, çünkü hiç duymadığım parçaları da duymuş olmanın ve bambaşka renkleriyle bu sanatçıyı ve kendimi tanımanın keyfini sürdüm. Hepimiz aynayız denir ya o kapsamda... Yansımalar bizi farklı farklı aydınlatıyor neticede..
Aslında beklememek, yaşamaktır. Çünkü beklemediğinde, sürprizler hayatını doldurabilir, seni yaşamın farklı tınıları bambaşka şekillerle ve realitelerle karşılayabilir. Bu nedenle beklenti yoksa, özde mutsuzluk yoktur. Yalnızca ana, anın akışına ve getirdiklerine güven, sevgi, saygı, kabul vardır. Hayatta beklemediğimiz her şeyi, aslında daha da derin soluklarıyla yaşadığımızı farkettim tam o an işte! Çünkü eğer kelebek etkilerinin her daim içindeysek, evrenden aldığımız her ışıltı ve mesaj, o anın içinde yaşadığımız her faaliyetle kendini belirtiyor. Bu nedenle beklentimizde değil ama koşulsuz akışın ritmiyle karşılaştığımızda ulaştığımız şeyler büyüleyici...Mutluluk, coşku, tat ve tüm yoğunluk orada...Yani kalbin ve ruhun içinde, çekim merkezinde...Bundan yüzde sonsuz yine emin oldum ve aldığım mesajlarla da farklı uçuşlara uzandım.
Dolayısıyla gittiğim milongalarda da yaşadığım deneyimler buna benzer bir seyir gösteriyor.  Yoğun bir beklenti içinde olmadığımdan ekstrem negatif bir olay gerçekleşmemişse ya da moralman trajik bir halde değilsem, mutsuz olduğum bir milonga pek nadir oluyor. Hatta olmuyor, çünkü baştan uçuşa, müziğe," connection" a ve maksimum dansa odaklı gidiyorum. Odak  ve konsantrasyon çok şeyi yaratıyor hayatta...Şayet enerji istediğim oranda değilse de, ortamdaki dinamizmi yükseltmek için kendi çabamda çalışmalara girişiyorum. Bu başta kendi mutluluğum ve dans ettiğim partnerlerimle ve diğer dansçılarla coşkuyu paylaşabilmemiz için. Motivasyon her şeyin ilacı ve tutkuyu doğuran yegane güç, yeti. Saygı duymamak olanaksız bu insana, kalbe, ruha, bedene, zihne ait güce!
Festival boyunca sabahlara kadar dans ettiğimi bilen arkadaşlarım yorulup, yorulmadığımı sordular.
Yorulmamak mümkün olabilir miydi bir düşenelim...
Her gün dört, beş  saatlik uyku ve saattlerce yoğun tempoda dans, gecenin ritmine kapılış, danslarımızın enerjisinin coşkusu, tadı elbette bedensel, seçimsel olarak kondisyon gerektiren şeylerdi. Ancak ruhumdaki bu dansa yönelik aşk ve tutku sebebiyle gelen güçlü motivasyon sayesinde, tüm yorgunluklarım festivale dair tatlı izler dışında bir şeye dönüşemezdi. Hatırladıkça o renkli günlerimi,  gecelerimi yaşadığım her tat şu an bile gülümsetiyor beni. İçimde bambaşka hisler ve dans deneyimleri bırakan bir festival anısına dönüştüler hepsi çünkü. Bu da çok hoş bir şey değil de, nedir işte! ;)
12. İnternasyonel İstanbul Tango Festivali Maslak'taki eski adıyla Sheraton, yeni adıyla Steingenberger Oteli'nde, 1-5 Temmuz tarihleri arasında gerçekleşti. Milongalar için "fullpass" paket alarak - festivallere dair  geleneksel yöntemim - bütün milongalarına katılmak istedim. İyi ki de böyle bir tercih yapmışım çünkü oteldeki her şeyi çok beğendim. Girişte şık bir şekilde konumlanmış rengarenk giysi, ayakkabı standları, onları az geçip düz ilerlerken solda oval dizaynlı harika bir bar, ortada kocaman bir pist, tepedeki ışıl ışıl, hoş avizeler, renkli, etkili ışıklandırma, beyaz zeminli dans pisti, konforlu sandalyelerin olduğu yerlerde ve ana zeminde ise siyah halı döşeme, uygun fiyatlı içecekler - sıcaklar dahil - ve atıştırmalıklar, serviste güler yüzlü ve anlayışı geniş çalışanlar, kaliteli yaklaşımları, yoğun bir yabancı dansçı kitlesinin ortamı süslemesi, dünyanın her yerinden insanla beş gün boyunca ayaklarımı hissetmez, yürüyemez hale gelene kadar dans edebilme ritüeli ve yaşadığım tüm dans deneyimlerim, harika dostlarımla neşe dolu sohbetlerimiz, kahkahalarımız, coşkulanışlarımız, anların içinde kopuşlarda ve coşkuda tozutmamız, kopuşmamız ve her şeyiyle birlikte muhteşem bir beş günün tango dünyasını burada solumak....Gerçekten müthişti benim için!
Çarşamba Günü, festivalin ilk gününde Türk dansçılardan ziyade daha çok yabancı dansçılarla  harika tandalara açıldım. Önce " Silencio Orquesta de Tango" nun sahne almasıyla, canlı müziğin büyüsüne kapılıp tutku dolu tandalara, sonra da  "Dj Roger Helou" ile" DJ Çağatay Karail"in enerji yüklü seçkileriyle Rus, Ukraynalı, İtalyan, Arjantinli, Alman, Finlandiyalı, Amerikalı, İngiliz ve yurdumun milonguerolarıyla mutluluktan uçarak dans ettim.  Gecenin ortalarında ise Rusya'dan  "Nikolay Tchernolutsky ve Asya Chernolutskaya" çiftinin performanslarını izledik ve  ardından yine ful kapasite danslarımıza devam ederek sabah saatelerinde yeni uyanan şehrime bakarken, uykular alemine dalış yapmak için evimin yolunu tuttum. Arjantin saatine ayarlıyorum biyolojimi artık! ;-)
Perşembe Günü daha da yoğunlaşan bir dansçı kitlesi ile yine sıradışı bir gece ve sabah yaşadım. Özlem'le barda konumlanıp harika sohbetlerle neşelenirken ikimiz de dans etmekten bitik bir halde geceyi tamamladık. Dj koltuğunda "Giuseppe Clement"in güzel tandalarını içimizde sindirirken, bir kez daha " Silencio Orquesta de Tango"nun canlı müziğinin keyfini sürme şansı yakaladım. Bu arada yeni aldığım  ışıltı dolu "Chique" elbiselerimle de kendi çapımda bir devrim yarattım aslında. Allahtan arkadaşlarım giysi, ayakkabı işinde de, tangoya daha farklı ve festivalin ruhuna uygun elbiseler seçebiliyorum ve üşengeçlikten alamadığım ayakkabılarımı festivallerde görüp, o an tutularak alabiliyorum. Tembel alışverişçi milongueralar için muhteşem bir yöntem bu! Arkadaşlarının elbiseler, giysiler üretmesi ve  festival standlarında beğendiğin tango ayakkabılarına ulaşabilme durumu...Eminim tüm erkek, kadın dansçılar da "Tangolon"dan  ve diğer markalardan harika pantalonlara, gömleklere, elbiselere, ayakkabılara kavuşmuşlardır. Kostümlerin zenginliği ve ayakkabıların farklı farklı modellerdeki şıklıklıkları da, tango ruhunu daha yoğun hissetmede etken rol oynuyor. Bir enteresan şey de, yabancı milongueroların çoğunun ceplerinde havludan ziyade yelpaze bulundurmalarıydı. "Cortina"larda hem kendilerini, hem de sizi serinletme hizmetlerine bayıldığımı söylemeliyim. Gerçekten harika bir hizmet ve nezaket + mantıklı da. Bravo demeliyim bunu seçen milonguerolara çünkü serinliğin yarattığı tatlı nüanslarda harika tandaları ve ışıltıları yakaladık!
Bir de keşke festival mekanlarında, renk renk, farklı farklı yelpazeler  de satılsa....Hatta reflekseloji ve masaj hizmetleri de ek ücretlerle eklense...Talepte son yok kuşkusuz...Muhteşem olmaz mı.... Artık otelden ayrılmayız ve masajın etkisiyle mayışırız o ayrı...Olan bizim cepteki tıngırtılara olur artık; beden relaxed haldeyken daha da bonkördür insan...;-)
Gecenin performanslarında önce Beyrut'tan "Ziyah Kassis ve Jihane Feghali" çiftinin ilgi çeken, figürlerin yoğun seyrini gözlemlediğimiz renkli performanslarını, sonra da yurdumun dansçılarından "Utku Kuley ve İris Doğdu" çiftinin hoş performanslarını izledik. İkinci çiftin zarif adımları, müzikalitedeki vurguları, his yoğunluklu hareketleri ve çift olarak uyumları hoş bir seyir sundu kendi adıma. Müziğin yoğunluğunu performansları seyrederken hissetmek gerçekten harika!
Geceyi bol dansla tamamlayarak Cuma Günü'ne uzandım.
Bu kez Dj koltuğunda "Super Sabino" ile  sonrasında "Alper Akgül" vardı. İki Dj'in de etkili, hoş tandalarıyla yine yorgunluktan bitinceye kadar dans ettim. Arjantin'li ve yaş olarak benden daha olgun bir milongueronun dansıma dair hoş ifadeleri beni içten gülümsetti ve ruhumu okşadı. Şöyle belirtmişti;
"Tango tutku demek. Tango önce his demek ve sonra da kadını anlamak demek. Çok tutku dolu bir dansçısınız. Sizinle dans etmekten gerçekten çok keyif aldım."
Elbette tutku tangonun temel başlangıcı ve belki de ilk adımı gibi ve ancak tutkularımızın yoğun buluşumlarında birbirimizle dansın içinde uçma deneyimini gerçekleştirebiliyoruz. Tutkularımızın buluştuğu yerin, merkezin adı belki de tango. Kurduğumuz "connection"lar ise enerjilerimizi bütünlüğümüze anla dahil ediyor ve bu yoğun tekliği, birliği yine sinerjinin yoğunluğuna ve akışına aktarıyor...
Gecenin ortalarında hayranları olduğum bir çiftin performanslarını coşkuyla izledim.  "Alejandra Mantinan ve Aoniken Quiroga" çiftinin olağanüstü, enerji dolu ve sıradışı performansları tüm piste yayıldı. Aoniken dansın bedenin ötesinde, insanın iç enerjisinin merkezinde ve tango tutkusunun, sevgisinin kucağında olduğunu güçlüce kanıtladı. Milongalarda hiç de hafif olmayan bir bedene sahip bir dansçı olarak uçuyor ve hızda sınır tanımıyordu. İnanılmazlardı!
Geceyi de tüm bu lezzetlerle tamamladım. Bardan bol üzüm ve çay temin etmeyi de ihmal etmedim.
Cumartesi Günü festivalin en yoğun günüydü. Hem yurdumdan, hem tüm coğrafyalardan çok sayıda dansçı katılmıştı. "Dj Super Sabino"'nun  ve ardından "Dj Giuseppe Clemente"nin harika tandaları eşliğinde muhteşem dansçılarla yoğun danslara  bir kez daha uzandım. İngiltere'den Paris'le güzel sohbetlere daldım; Alman bir arkadaşla sayısız tandada uçtum; Katar'dan esprili bir İtalyan arkadaş olan Nicolas'la ışıltılı danslara ve komik diyaloglara uzandım; Rusya'dan Yuri'yle duygu dolu danslara,  Ukrayna'dan bir milongueroyla konfor ve his dolu akışa, yurdumun İtalyan'ı Giusseppe'yle çılgın, enerji yüklü tandalara, "Mr Ufo" lakaplı dans, müzik dostum Hakkı'yla ruhen uçurucu, yoğun tutku dolu ve dinamik adımlara, yeni tanıştığım Mert'le müzik yoğunluklu akışlara,  Ali'yle dans kalitesi yüksek süzülüşlere, Cesar'la yine tangonun merkezine doğru yolculuklarla dolu hislere, Fatih'le tangonun kalbine doğru yönelişlere, Onur'la milonganın coşkusunu sabah saatine birlikte taşıma haline,  Amerika'dan Alex'le olağanüstü bir "connection" ve müzik  bütünlüğüne ulaştım. Hatta neredeyse bu arakadaşa anlık da olsa aşık oldum!
Dans aşkı böyle bir şey...Aşklar da renk renk, tını tını, frekans frekans...
 Tangoda müzik ve enerji uyumunun güçlü ve yoğun oluşu, hissedilişi bu danssal ve enerjisel süzülüş vasıtasıyla, sadece o an için bile olsa aşka ulaştırabiliyor insanı. Anlar da sonsuz diyorum ya hep!
Tangodaki ve yaşamdaki aşk da öyle.Hep sonsuzlukta,sonsuz yankılar şeklinde...:-)
Anın içine dalış ve aşkın bütünlüğüne ulaşış hali sonsuzluk. Bu nedenle çoğumuz zaman zaman tangoya tüm ruhumuzla kapılırken, zaman zaman aşkın merkezinde  de yüzebiliyoruz aslında...
Tango aşktır; derin "connection "ı ve müzikal uçuşu yakaladığında boyutlar, frekanslar arası çok  etkili yaşamsal bir yolculuktur!
Gecenin ortalarında ise "Ruben Feliz ve Sabrina Feliz" çifti ile henüz doğmamış "Juniour" Feliz'in anne karnında performanslarını izledik. Doğacak Feliz,  henüz doğmamış olsa da burada kendisinden bahsetmek  gerekli oldu. Çünkü performans sırasında anne ve babasına enerjisi mutlak suretle geçtiği için performansta onun da katkısı büyüktü kuşkusuz. Neticede muhteşem bir performans izledik bu çiftten. Zarif, tutku dolu kombinasyonları, şık stilleri ve etkili figürleri keyif kattı. Bu hoş enerjiyle de sabaha kadar yine dans edip geceyi yani sabahın erken saatlerini kendi ritüellerim eşliğinde tamamladım.
Pazar Günü aslında yürüyebilecek bile halim yoktu ama üzüm, peynir dopingimin ardından festivalin son gününe katıldım. Bilet yakmak bize uymaz!
 "Dj Ramo ve Gogo"nun harika, coşkulu tandalarıyla gece boyu yine ful yabancı dansçılarla doyasıya dans ettim. İlk kez İtalyan Alessandro'la şahane bir uyumda, coşkuda ve yine  İtalya'dan başka bir milongueroyla tam yorgunluktan bittiğim anda dirilerek dans ederken, Arto'yla mutlulukla ve yine Finlandiyalı süper bir milonguero dost Ari'yle, Juri'yle, Paris'le, Nicolas'la, "Gülümseyen Milonguero" Samet'le dinamik bir milonga tandasında ve sayısız dansçıyla tango tutkularımızın içine  bol bol dans ederek ritmsel yolculuklara uzandım. 
Gecenin ortalarında ise "Facundo  Pinero ve Vanesa Villalba" çiftinin sıradışı, büyülü ve muhteşem performanslarını izledik. Vanesa'nın uçmaktan zaman bulup yere indiği anlarda, zemine nasıl bastığına şaşkın bir şekilde odaklanmaya uğraşırken, Facundo'nun da gösterdiği tüm yetkin dans adımlarını performansa nasıl uyumladığını düşündüm durdum. Çok etkileyicilerdi. Kaçırmak istemezmişim performanslarını o kesin!
Geceyi ve festivali de bu coşkuyla, yüzlerce fotoğraf, az biraz selfie ritüeliyle tamamladım. Bitik bir haldeyken aslında ayağa bile kalkamıyordum o an ama bir Pugliese tandası çaldığında yine dinamik bir "cabeceo" eşliğinde İtalyan bir dostla piste koştuk ve doyasıya dans ettik.
An itibariyle o kadar emindim ki, dinamik bir Pugliese tandası yeniden doğuş içindir. Ölü, bitmiş bir milonguerayı diriltip, geriye zerresinin dahi kalmadığı enerjisinin hiç bilmediği frekansını bir anda açığa çıkarırarak, yine tüm yoğunluğunu piste bıraktıran belki de tek tandadır. Eşi, benzeri yoktur ve asla olamayacaktır da... 
Yeniden Doğuş = Pugliese 
Kopuş = H. Diaz 
Güçleniş, yükseliş = D'Arienzo 
Süzülüş, İçsellige kapılış = Di Sarli 
Tutkuda bitiş = H. Varela 
Ritmle renkleniş = Biagi
 Uyumla, huzurla doluş = Canaro 
Tüm zerreni dahi ana bırakış = F. Salamanca 
Ve tüm uçuşlara kapılış bütün orkestralarla, tüm bestecilerle ve rengarenk dansçılarladır! :-)
Dolayısıyla uzun geceler, yoğun dans aşkı, tutkusu ve içsel motivasyonuyla biraz daha olgunlaştığım bir yaşam periyodu oldu bu günlerim.
Farkettim ki, her festivalde, internasyonel büyük tango organizasyonlarında ve bazen milongalarda da biraz daha değişiyoruz, büyüyoruz. Tango, tutkunun yanı sıra, deneyimlerin de yoğun frekanslardaki izleri, yolculukları gibi. Bu nedenle farklı dansçılarla süregelen danssal, müzikal süzülüşler, uçuşlar insanı tango okyanusunun içine daldırıp, suyunun her şekliyle, stiliyle yüzebilmeye duyarlı kılıyor. Elbette her festivalde de en az bir kaç dans deneyimi o kadar unutulmaz oluyor ki, orada "connection" da ve müzikal uyumda kusursuz bir kesişim oluyor .Bizi an be an birbirimize yaklaştırıyor, ruhlarımızı sonsuza dek buluşturuyor!
Son olarak bu muhteşem festival için başta Şule Naiboğlu Arkis' e ve tüm ekibine, her tür detayda emeği geçen, birbirimizle dansı, müziği ve bu eşsiz dünyayı paylaştığım tüm değerli dostlarıma teşekkürlerimi sunmak isterim.  Gerçekten etkileyici, müthiş bir festivaldi benim için!
Beş gün boyunca durmaksızın konforlu, rahat ve kaliteli bir ortamda dünyanın her bir köşesinden gelen dansçılarla "connection" ve müzik dilini konuşmanın, tangonun merkezinde uçmanın keyfini sürdüm. Dj'ler harikaydı, performanslar müthişti, sıradışıydı ve etkileyiciydi. Yabancı dansçıların katılımının oldukça yüksek olması festival havasını en yoğun boyutuyla yaşattı bizlere. Gerçekten büyülü bir deneyim ve yaşamsal bir öğrenimdi bu festival kendi adıma.
Tango daima büyütür, özde yoğunlaştırır ve aşkın merkezinde tüm derin nüanslarıyla anların ritmini ve coşkusunu doyasıya hissettirir, yaşatır. Çoğu dans deneyimimizde yeniden doğuş, bulunuş ve varoluş vardır...Bu okyanusun temel tınısıdır ve derinliğin en eşsiz realitesidir...
İşte böyle günler geçirdik dostlarım.  Hepiniz sevgiyle, tangoyla ve aşkla kalınız.
 Festivallerde, maratonlarda ve tüm eşsiz, renkli milongalarda görüşmek, birbirimizi kucaklamak dileğiyle...
Harika haftalarımız ve anlarımız olsun! :-)


 Doğayla buluşmayı çok severim. Yavaş adımlarda ağaçların arasından çiçeklenen toprağa, kuşların cıvıl cıvıl konuşmalarına, arıların güneşle...