20 Haziran 2016 Pazartesi

Hepimiz kendimizi arıyoruz, yansılamalarımıza tutuluyoruz, yakın frekansımızdakilerle olağanüstü yolculuklara çıkıyoruz, dostluklar oluşturuyoruz. Güçlü bağlarımız bizleri bu yaşama en çok bağlayan sebeplerden biri olurken,  çoğumuz kendimizi yansıtan, ilgimizi çeken projelerle yaşamlarımızda mana buluyor, seçimlerimizle mutluluklara kavuşuyor, aşkın derinliklerine, yolculukların büyüsüne kapılıyoruz. Bunun yanı sıra da, zaman zaman dünyamızın, ülkemizin olumsuz gidişatından da gerçekten ciddi endişe duyuyoruz. Hayatta her şey gibi yaşanılan her rengin, duyguların, düşüncelerin ve yaşamların da zıtları, zıtlıkları mevcut. Cihangir gibi İstanbul'da sayılı sayılabilecek bir merkez noktada, Ramazan'da içki içilmesine şiddet içeren bir tepki  ile dün yapılmış olan korkunç bir saldırının yankısıyla bocalıyorum. Kendi ülkemde yaşayamaz bir hale gelmekten korkuyorum, nerede yaşamak isterdim diye kafamda hayaller oluşturmaya çalışıyorum ama yine de ülkeme duyduğum derin sevgiyi düşünüyorum. Bir yandan bugün Babalar Günü. Babalarımızın hayatlarımıza olan derin etkisini düşünüyorum, derin hislere kapılıyorum.  Biraz değişik ritmlerle uyandığım bu yeni günde aile evimde öğrendiğim şeyleri, değerleri, gerçekleri düşünüyorum.
Ailemin içindeki dört birey olarak hepimiz birbirimizden tamamiyle farklı yapılarda insanlarız. Elbette benzer  değerlerimiz ve duygularımız olsa da hepimizin tutkularının birbirinden oldukça farklı olduğu bir aile ortamında yetiştim. Babamla yaptığımız fikirsel tartışmaları hatırladıkça ona bugünümde de teşekkür etmeden duramıyorum ve kendisini bir kez daha rahmetle anıyorum.En farklı fikirlerimi bile dinlediği, tamamiyle benden farklı düşünse bile düşüncelerime hoşgörü gösterdiği, saygı duyduğu için.
Babamla konuşamadığımız bir zaman hatırlamıyorum aslında. Bilakis konuştukça daha da derin bir anlayışa açıldığımızı, birbirimizi daha da tanıdığımızı içimdeki tüm sevgimle anımsıyorum. Sonra ablam geliyor aklıma. Birbirinden bu denli farklı iki kızkardeş bir evden nasıl çıktı diye düşünür durursunuz. Elbette uzun sofra sohbetlerini ve tonlarca bardak içilen çay ritüellerini unutmamız hiçbirimiz için mümkün değil. Uzun yıllar şan eğitimi aldığı için müziğe de oldukça duyarlıydı. Hepimiz de öyleydik, müziğe aşıktık. Onun sesini ilk dinleyen kişi de hep ben olurdum. Nasıl oluyor, detone oluyor muyum diye sorup dururdu. Ben de fikrimi söylerdim bilir bir edayla ve ne duyduğumu, ne algıladığımı ona dürüstçe söylerdim ve elbette İstanbul Avrupa Korosu'nda bulunduğu yıllarda Aya İrini'de ve bir çok büyülü mekanda da coşkulu, etkileyici konserlerini de büyük bir sevgiyle izledim. Hey gidi günler!
 Yaşamımda müziğin renklerinden biri de ablam olmuştur. Belki ben de onun için öyle olduğumdan mıdır bilinmez ama muhtemelen bu yüzden yaşamlarımızda, seçimlerimizde, yollarımızda, ifadelerimizde nice şeyler çok çok değişmiş olsa da yine de bir müzik eserini bana yollamayı ve çok sevdiyse illa dinletmeyi çok ister. Çünkü paylaşırız müziği, geçmişte olduğu gibi şimdimizde de notaların sihirli yolculuğuna ve transına kapılırız...
Anneme gelince doğa sevgimi en güzel ve derin soluklarda paylaştığım insanladan biri oldu hayat  boyu. Onun yanında kendini rahat hissedemeyen bir insan olduğuna ihtimal vermem; hiç görmedim. O kadar koşulsuz bir sevgi sunar ki, şaşırır insanlar.  Hiç germez, anlamaya çalışır. Münakaşa sevmez, güzel tatları, lezzetli sofraları, sevgi dolu ifadeleri paylaşmayı sever. Benim yurtdışında olduğum dönemde inanılmaz yağlı boya resimler yapmış ve hepsini geldiğimde birer birer görmüş, gerçek bir şoka uğramıştım. Hem çok şaşırmıştım, hem de çok gururlanmıştım. Yemyeşil gözlerinin derinliklerine bakıp onu içten tebrik etmiştim!
 Sanki resim yeteneği onca yıl o zamanı beklemiş gibi...
Arzu ettiği eğitimi genç yaşlarında istediği oranda yakalayamamış olsa da ilerleyen yaşlarında dışarından iki üniversite bitirerek bir çok  gence iham olmuştur. Hatta arkadaşları arasında çok sayıda genç insan vardır. Babamın şiir yazma ve bunu eşsiz bir ses renginde, duygu yoğunlukta bir tonda paylaşımı da hayat boyu ona dair hatırlayacağım şeylerden biri olmuştur. Zorlu bir Türkiye sürecinde en farklı yanlarımızı da konuşabildiğimiz bir çekirdek aileye sahip olduğum için şanslı olduğumu hayat boyu hissettim. Çünkü fikirlerinden, yaşamlarından, farklılıklarından ötürü kimseye kin gütmediğimi düşünüyorum!!
Cihangir'deki saldırının dinle, inançla ilgisi olmadığı açık. Bu halk arasındaki kinin, nefretin, saygısızlığın, sevgisizliğin, hoşgörüsüzlüğün bir yansıması... Elbette yıllar boyunca gururlandığım bir kültür, sanat merkezi olan şehrim, İstanbul'um ve ona duyduğum aşk yaşadığımız son dönemde bir hayli incindi. Kentimi, ülkemi ve buradaki  insanları tanıyamaz oldum. Cehaletin çirkin saldırısına karşı yoğun bir acı hissediyorum bugün de...
Şimdi bu sabah uyandığım saatleri anımsayınca, yine de ne hoş bir duyguyla uyandığımı anımsıyorum. Çünkü o kadar olağanüstü bir rüyalar bütününün içine dalmışım ki, uyandığımda uzun süre gülümsedim. İşte yaşamımızda sadece "uyanık" olmadığımız "uyur" saatlerde bulunduğumuz zamanlardaki realitelerimiz ve yaşadıklarımız bizi nasıl mı etkiler ...?
Akşam saatlerine kadar beni mutlu edebilen bir etki sadece bunlardan biri. Rüyaların farklı bir yaşam boyutu olduğundan kesinlikle eminim aslında ve o kadar az şey biliyoruz ki rüyaların derinliklerinin hakkında,  Bu nedenle olsa gerek uykuyu bir çok insan kısıtlama uğraşında. Malum iş güç, yoğun şehir yaşamı, yetişmeyen her şey için uykuyu kısmak gerek mantığı...Oysa belki de en büyük mantıksızlık ve eksiklik onun yetersizliği çünkü tüm ruh haliniz, sağlığınız, gücünüz, enerjiniz onun tamlığına ve yeterliliğine de büyük oranda çok bağlı!
Hoş şu hayatta son nefesimize geldiğimiz an neyi yetiştirmiş oluruz o ayrı. Her şeyi yetiştirip de bu diyardan anca öyle göçen bir insan hiç görmedim. Elbette anlar sonsuzdur söylemimi yenilerim. Sen sonsuzluğu seç, yetişmeleri bir yana bırak ve şehrini önceden olduğu gibi yaşama arzularına, rüyalarına dal!
Fikir farklılıklarına saygı duymak bizi olgunlaştıran yegane şey. Her tür duyguyu yaşayıp, üstesinden gelebilmek de bu yaşam yolculuğunda bizleri en çok büyüten şey. Hisler olmadan insanın olgunlaşmasının mümkün olduğunu sanmıyorum ve yaşanmışlıklar olmadan da insanın bir şeyleri gerçekten bilebilmesinin mümkün olduğunu da düşünemiyorum Öğrenim dolu şu yaşamda yine de deneyimlerimiz farkındalığımızı oluşturan en büyük gerçek. Çok gezen mi bilir, çok okuyan mı derler ya.. İkisi de derim, ama çok yaşayan mı bilir, yaşamları sadece gözlemleyen, izleyen mi ya da sadece anlamaya çalışan mı dersek, daima yaşayan derim. Farklılıklara saygı duyan kişi, kişiler,  kendi içlerindeki ritmlerle cesurca  tanışanlar, buluşanlardır. Bu nedenle dünkü saldırı özünde hepimize okkalı bir tokat çarptı! Ülkemizdeki gericiliğin ve faşizmin tüyler ürperten nefesi, bizim nefessizliğimiz haline dönüştü... Elbette daha nice korkunç olay var ama onları yazacak ne sözcük, ne sayfa yeter diye düşünüyorum...
Tangoya gelince, yaşamımda tüm ritmleri deneyimlediğim bir boyut ve yaşam boyu özlemini daima çekeceğim müzikal bir hareket, ifade diye düşünüyorum. Onun vasıtasıyla ruhsal anlamda aldığım yolu, duygu yoğunluğu ile birlikte yoğun muhakeme akışındaki algı genişlemesini belki de hiçbir şeyde yaşamadım. Doğa, deniz, aşk hariç!
Geçmişten günümüze kadar beni ben yapan nice farkındalıklar sağlayan, yoğun deneyimlerle birlikte çok ince frekansları ve zorlu parkurları bile günyüzüne çıkaran bir dünya olmuştur tango yaşamımda. O yüzden hayatım boyunca tangoyu ne oranda yapabilirim  onu bilmek zor ama  hayatımın, kalbimin, ruhumun her zaman içinde, güzel bir köşesinde olacak!
Hal böyle olunca bir süredir gidemediğim milongalara bu hafta güzel bir balıklama dalış yaptım ve Perşembe Günü Para Bailar milongasına katıldım. Academia Stüdyosu'ndan içine girer girmez tangoyu ne denli özlediğimi tüm derinliğiyle yeniden hissettim ve yine ilk abrazomla birlikte en yoğun bulutlara, sınırsız yüksekliklere doğru yükseldiğimi hissettim. İçimdeki duygu çok hoştu ve festival havasındaki bu milongada bir çok farklı dansçıyla dans etmenin keyfini yaşarken özellikle İtalyan dansçı dostumuz ile olan dansımızın his yoğunluklu akışında İstanbul'umun o özlediğim internasyonel milongalarına bir an için yeniden kavuştuğumu hissettim. Performans yapan Marmaris'ten gelen Ali Kemal Özkan & Züleyha Özkan çiftinin sade, his odaklı bir izlenim veren, müziğin yoğunluğunu yakalayabildiğim  danslarını keyifle izledim ve "La Cumparsitta"yı duyar duymaz, Hugo Diaz hayranı olabileceğini düşündüğüm DJ Vassili Notis'in  katılımcılara gülümseyen bakışlarını hissederek geceyi mutlulukla tamamladım.
Bu arada Academia Del Tango stüdyosunun yeni halini de çok beğendiğimi ifade etmeliyim.Mekanı daha da genişlemiş bir his sunan bir dizayna bürünmüş. Havadar atmosferi ile birlikte - klimalar candır-  duvarlarında renkli aksesuarla süslenmiş ve hoş ışıklandırmalarıyla renklenmiş çok keyifli ve konforlu bir hal almış. Bu değişimden kendi adıma çok hoşnut kaldığımı belirtmeliyim. Ellerine sağlık arkadaşlarımızın!
Cuma Günü İstanbul Tango Maraton etkinliği için Innpera'daydım. Büyülü ay manzarası eşliğinde, püfürtülü geniş teras havasının içinde karşılaştığım milonguerolarla keyifle dans ettim. Bir kaçıyla ise gerçekten yoğun tango duygularına eriştim. Yabancı katıımcıların bir hayli eksildiğinin gözlerden kaçmadığı bu etkinlikte ülkemizdeki korkunç politik müdahalelere ve terörün tüyler ürperten şiddetine rağmen internasyonel etkinlikler organize etmeye çalışan tüm dostlara, organizatörlere de  teşekkürlerimi ve saygılarımı sunarım. Ülkenin gidişatından hiç memnun olmasalar da, yaptıkları çalışmalardan vazgeçmedikleri ve bir şeyler üretmeye, oluşturmaya odaklanabildikleri için. Bu dönemde bir çok organizasyonda yabancı dansçıların katılımını sağlamak oldukça zor. Yerli dansçılar bile Taksim'e çıkmaya çekinir olmuşken, yurtdışından  gelecek katılımcılar böyle kaotik bir ülkeye gelmek yerine,ziyaretlerini iptal ediyorlar. Yine de bir çok maraton ve festival programları anons edildi, yapılıyor ve yapılacak. Hepsinin arzu ettikleri başarıyı kazanmalarını yürekten diliyorum ve kentimde olduğum sürece  bir çoğuna katılmayı arzu ediyorum.
Cumartesi Günü yorgunluğa ve ayın büyülü  güzelliğinin üzerindeki etkisine yenik düşerek maratonu pas geçtim. Ortaköy'ümde dingin ama mutlu bir akşam yaşadım.
Pazar Günü Ponte'mizde keyif, dostluk, sevgi dolu bir gece daha yaşadık. Sevdiklerimizle buluştuk, derinlikli, neşeli, renkli danslarla coşkulandık. Dos Ufos olarak Hakkı'yla, Ayşe'mizle, tüm sevdiğimiz dostlarımızla müziği ve tangonun hepimizi birleştiren yolculuğunu doyasıya paylaştık. Bu hoş mekanı bir de dolunay manzarasıyla buluşturan görünümünde dolunayın güzel ışığını seyre daldık, muhabbetlerimizde bu eşsizliği sık sık andık. Doğduğumdan beri aşık olduğum kentime bir kez daha bu ışıltısıyla yeniden baktım ve akşam mekana gelirken tomaların ve bolca polisin İstiklal Caddesini, Beyoğlu'nun ara sokaklarını doldurduğu görüntüsüne tezat bu  süreci neden yaşamak zorunda kaldığımızı düşündüm durdum. Böyle eşsiz güzellikteki bir ülkenin, bu denli büyülü bir şehrin en güzel ritmlerini sunamaz hale gelmesi içimi acıttı Yine de rozemi yudumlarken yine de bulunmaktan çok mutlu olduğum bu tango dünyasında  yaşadığım ve tattığım tüm güzelliklere gece boyunca kapıldım. Milonganın bitişiyle hepimiz evlerimizin ve bizi biz yapan dünyalarımızın yolunu tuttuk...
Herkes yaşamını kendi ışığı, renkliliği, potansiyeli ve ruhunun frekansı oranında yaşar. Hepimiz  kendi potansiyelimiz, cesaretimiz, özgürlüğümüz kadar severiz. Her birimiz esnediğimiz oranda gelişir, yükselir, limitlerimizi seçtiğimiz oranda aşarız. Günün sonunda hepimiz  paylaştığımız oranda  mutlu oluruz. Yaşamı, sevgiyi, müziği, dansı, işi, yolculukları, gezileri, sohbetleri sevgiyle paylaştığımız oranda büyürüz, kendi kendimizi gerçekleştiririz.
 O halde muhteşem, sevgi dolu bir hafta diliyorum hepimize ve adım adım gerçekleştirdiğimiz, bizi biz yapan her sürece, deneyime, yolculuğa selam ediyorum!


30 Mayıs 2016 Pazartesi

Herkes kabı kadar su taşır, kalbinin genişliği kadar sever. Hem kalbini mümkün olduğu kadar sevgiye açıp, genişletirken, hem de kabını yaşam içinde daha da büyütürse insan, yaşamında deneyimlediği her şey ile birlikte algı zenginleşiyor, derinleşiyor. Yani gerçek manada sevmek enerjiyi yükseltiyor ve ruhunuzun yükselmesinden korkmadığınızda ve elbette bu yüksek frekansın düşmesine sebep olmadığınızda, kendinize adım adım daha da yaklaşıyor ve tüm çok boyutlu varlığınıza ulaşıyorsunuz....
Enteresan, coşkulu, hüzünlü, muhakemeli bir hafta geçirdim geçtiğimiz yedi günlük süreçte. Öncelikle çok yakın bir akrabamızı, kuzenim diyebildiğim Banu'yı amansız bir hastalıktan ötürü kaybettik. Yaklaşık bir yıl önce sapasağlamken, minik bir rahatsızlık sonucu gittiği hastanede pat diye kanser teşisi konmuştu kendisine ve aldığı kemoterapi dahil tüm tedaviler yaşamda kalmasına olanak sağlayamadı, 42 yaşında hayata gözlerini yumdu. Bu durumu bir kaç gün öncesinde rüyamda iki kez gördüğüm için sonucu bekliyordum. Yani Banu'nun bir ışık olup bu yaşamsal döngünün ötesine bir yerlere yolculuk edeceğinin farkındaydım!
Öncelikle annesine, babasına, kızkardeşlerine, oğluna, eşine, tüm dostlarına ve sevenlerine başsağlığı diliyorum.Çok acılı ve zorlu bir sürecin içindeler, içindeyiz. En yakınkarını kaybetmenin acısı kolay aşılabilir bir deneyim olmuyor malesef ama zaman ve kabul her şeyi normale yakın akışına ulaştırıyor, hayatı devam ettiriyor....
Cenazesi Çarşamba Günü öğle namazıyla kaldırıldı. Oradayken ölümün, yaşamın farklı bir boyutu olduğunu düşündüm aslında. Sanki aynı zamanın farklı realitelerindeler ve frekanslarındalar gibi...
Banu'cuğumuzun güleryüzlü bir fotoğrafı tüm sevenlerinin hafızalarında onun güzel enerjisini yeniden canlandırdı ve amansız hastalığına rağmen sevgi dolu yüreği, ışık saçan duygu ve düşünceleri anılarımızda ve yaşamlarımızda sonsuza dek saklandı. Elbette çok yakınlarını kaybetmiş insanlar buna benzer bir zorlu süreci ve acı dolu duyguların zorlayıcı etkilerini gayet iyi bilirler. Yaşamın özünde neyin değerli olduğunu düşünür dururlar. Özellikle de kaybın hemen ardından bu çok olağan bir süreçtir...
 Benim yaşamımda tüm kaybettiğim yakınlarımdan sonra farkettiğim şu oldu;
İnsanlar son anlarında temelde bir tek şeyi anımsıyorlar. Kimleri sevdiklerini, onların içten gülümseten şeyleri, sevgi dolu  paylaşımların yoğunluğunu ve sıcaklığını... Sonra da huzurla akıyorlar diğer boyuta ve ritme doğru....Ritmin bittiği yerde başlayan bir ritm mi ki bu bilinmez...
Yani ne göz kamaştırıcı zaferler, ne kocaman başarılar, büyük kazançlar, zorlu mücadeleler, renkli seyahatler, ne de pek meşgul oldukları aktiviteler o son noktada insanın hafızasından yansıyor. Gerçek manada sevdikleri ve kalben yakın oldukları kişiler, en yakınları gözlerinin önüne geliyor.
Yaşamlarında çok yakınlarını kaybetmiş olanlar  buna benzer şeyleri gözlemlemiş ve yaşamış olabilirler. Hiçbir şeye ve en başta da ölüme isyan etmemeyi insan zamanla öğreniyor. Hayatın içinde şok olmamayı, hiçbir şeyin sonsuza dek orada olamayacağını, yaşamın anlarla sonsuz, saatlerde sonlu olduğunu, sevdiklerimizin yaşasalar da yaşamasalar da ömürboyu anılarımızla yaşadıklarını, hayatımıza teması olan her insanın içimizde farklı devreleri harekete geçirdiğini ve sebepsiz olmadığını, üzüntünün, acının bir ötesinin kabul, akışa, yaşama güven olduğunu, dostların acılı anlarda minicik hareketlerinin, iç yatıştırıcı cümlelerinin ne denli mühim olduğunu, bugün yaşarken yarının garanti olmadığını, insanın yaşadığını anlaması için gerçekten çok sevmesi gerektiğini öğreniyor insan. Bunları ruhsal sürecinde yaşamındaki öğrenimlerin en tepesine yerleştirdikten sonra da yaptığı her şeyde en mühim şeylere odaklanıyor. O da benim öğrenimlerimde sevgi oldu!
Yani ölüm yokmuş gibi yaşamak değil ama ölümün hepimizin gerçeği olduğunu bilip ve bunun çok farkında olup sevgi dolu bir yaşam ve paylaşımsal derinlik kurmak tek  önemli  olan şey belki de...
En azından hepimiz bir gün bu dünyadan göç ettiğimizde, geride ne bırakıyoruz dersek,
 kalplere sevgi dolu dokunuşlar ve bazı ürünler dışında pek bir şey değil neticede!
Bu nedenle yaşadığımız yaşamlarımızın en mühim olan ifadelerine odaklanmak uzun zamandır benim en büyük gerçeğim. Hal böyle olunca da, cenazeden dönüp, işlerimi hallettikten sonra Spontan Bir Çarşamba Milongası organizasyonumuz için Ayşe Tünsoy, Hakkı İnce ve bendeniz Ponte'de buluştuk. Üçümüzün müziği ve tangoyu yaşayış ruhunu yansıtan müzik seçkimizle keyifli,derinlikli ve yoğun paylaşımlı bir gece yaşadık. Kalabalık olmasa da güzel insanlarla bütünleşmiş bir gecede, yoğun paylaşımlar, nefis danslar ve eşsiz sohbetler olmaması mümkün olur muydu...
Berkay da  gecenin sonunda seslendirdiği derinlikli şiirlerle sohbetimize renk kattı.Yeni yaşını tekrar kutluyorum. Bol dans, şarap ve kedi hayatından eksik olmasın! ;-)
 Gece yanımızda olan ya da  gelemeseler de kalbi bizimle olan tüm dostlarımıza da ayrıca sonsuz teşekkürler! Onlarla dopdolu olan hayat, bambaşka tınılarını tüm yaşamsal renklerimize sevgi titreşimleriyle harmanlıyor...
Perşembe Günü oldukça yorgun olmama rağmen yine de Point'e gittim ve renkli bir kalabalığın teras havasıyla birleştiği bu hoş ambiyanslı milongada güzel danslarla, ilgi çekici sohbetlerle dolu bir gece daha yaşadım. Dj Serçin Bediroğlu' nun sevdiğim, keyifli tandalarıyla birlikte duygulu ve kaliteli danslarla coşkulu bir şekilde geceyi noktaladım.
Cuma Günü, Büyükçekmece Dalyan Sanat Cafe'deki Milonga Confortable'mizde Dj Ayşe Tünsoy dostumuzun renkli enerjisiyle ve şahane tandalarıyla sevgi dolu, dostluğun, keyifli, renkli dansların, eğlenceli sohbetlerin hakim olduğu muhteşem bir gece yaşadık. Dinamik danslardan terlediğimizde, dışarı çıkıp muhteşem bahçesinde ada hissini solurken, güzel manzarasıyla hoş hissiyatlara kapıldık ve içeceklerimizi yudumladık. Gecenin ilerleyen saatlerine kadar  da herkes bolca dans etti ve hatta milonganın bitmemesi için oldukça uğraş verdi. Bu da keyfimizi arttırdı!
Dolayısıyla milongaya girişin, gidiş- dönüş servislerinin tüm dansçılara, dans gönüllülerine ve meraklılarına ücretsiz olduğu yurdumun bu tek milongasında hafızalarımızdan silinemeyecek mutluluklarla geceyi noktaladık ve Ayşe'ciğimle de İstanbul yolunu tutuk! :-)
Cumartesi Günü herhangi bir milongaya katılamadım, çok yorgundum lakin Brüksel'den gelmiş olan çok sevdiğim dostum Yeliz'ciğimle Beşiktaş'ta bir şeyler içelim dedik. Sonra ne mi yaşadım derseniz, işte özeti:
"Bugün enteresan bir şey yaşadım. Uzun süredir göremediğim çok sevdiğim Yeliz'ciğimle buluşmayı planlarken ve tam ne zaman buluşacağımızı belirleyemediğimiz bir andayken yolda karşılaştık. Sonra Beşiktaş'ta sahilde oturalım da biraz sohbet edelim dedik, lakin ben gördüğüm manzara karşısında oldukça şaşırdım. Ortam çok pisti; yerler çekirdek kabukları, ismarit, bolca bira şişeleri ve her tür çöp doluyken gençler yerlerde oturmuş çekirdek çitliyor, midye dolma yiyor, sohbet ediyor ve bira içiyorlardı. Hatta müzik yapanlar bile vardı. Biraz yaşlandığımız için midir yoksa son dönemlerde özellikle doğayla çok haşır neşir olduğumuzdan mıdır nedir bilmiyorum ama bu çöplük içerisinde insanların birbirleriyle nasıl bir bağlantı kurmak istediklerini düşündüm durdum. Çok sevmeme rağmen arkadaşımı, uzun süre kalamadım orada ve eve de geçmem gerekiyordu o ayrı lakin, en son Kaz Dağları'nda bir bira patlatmıştım denize nazır ve kaliteli bir şarabı da hem orada, hem de dün Dalyan Sanat Cafe'deki milongada güzel bir ambiyansta, ada hissinde ve sohbet içinde içmiştim. Elbette yaz aylarında sahilde, mis gibi ortamlarda da içeceklerimizi alıp içtiğimiz çok olmuştu. Özellikle yıldızlara ya da mehtaba bakarken derin hislere kapıldığımız çok anlar da...
Sonra da dedim ki,
Şehir yaşamı mı sokakları bu denli kirli yapıyor, yoksa insanların kendi değerlerini bu denli az görmeleri mi bu pislik içinde buluşmalarını sağlıyor...?
Yanıt bulmak zor belki, ama bir yanıt hepimizden çıkar eminim!
Sokaklar ne zaman mı temiz olur;
Sanırım en çok da şehrin içinde de doğa olduğunda, ağaç sokak aralarında da yeşerdiğinde ve çiçek kokularının büyüsüne kapıldığımız her avluda...
Beşiktaş'ı oturduğumuz yerdeki eşsiz Köprü ve Boğaz manzarasına rağmen hiç bu denli çirkin görmemiştim.O denli büyülü bir güzellik içinde böylesine bir tezat!
Fikrimce medeniyet en başta, her yerde güzelliklerin hakim olmasıyla da kuruluyor. Estetiklik insan ruhunu da okşuyor, doğayı da bütünlüyor..Yani uzun sözün kısası,
Güzel olalım, doğada bütünde yeşerelim, engin, derin paylaşımlarla yoğunlaşalım, birbirimizi, yaşamlarımızı, müziği ve sanatı sevelim dostlarım. Hepimize büyülü bir Pazar Günü dilerim!:-) " 

Gerçekten de yazmış olduğun gibi huzurlu, dingin ve tatlı bir Pazar Günü yaşadım. Ponte'de güzel arkadaşlarımla buluştum, bir kaç kaliteli dans ettim, doğumgünü kutlamasından arda kalan pastaya yumuluken, Dj koltuğundaki Ayşe Tünsoy'un güzel seçkileriyle coşkulandım ve haftayı keyifle dopdolu tamamladım.Darısı yeni haftamıza olsun!
Son olarak Doğan Cüceloğlu'nun bir sözünü paylaşmak isterim;
"Bir insanın gelebileceği en yüksek mertebe, güvenilir  insan olmaktır."
Buna sevebilir, sevilebilir ve özgürleşebilir insan olabilmeyi de ekliyorum!
Muhteşem bir hafta diliyorum hepimize ve yollarımız, yolculuklarımız, yollarda karşılaştığımız farkındalıklarımız, deneyimlerimiz ve eşsiz insanlar yaşamlarımızdan eksik olmasın!
 Sevgi dolu anlara, nice yoğun, yüksek paylaşımlı frekanslara açılaım. Sevmekten korkmadan ilerleyelim, coşkuyla yaşayalım ve cesurca, tüm derinlikleriyle, koşulsuz, kabuller içinde, yoğun bir şekilde, naiflikle, dürüst olarak ve doğallığın hakimiyetinde gerçekten sevelim. Yaşamlarımızdan geriye kalan tek şey o oluyor çünkü. Sevgimiz, sevdiklerimiz ve sevilme hikayelerimiz...***

 Doğayla buluşmayı çok severim. Yavaş adımlarda ağaçların arasından çiçeklenen toprağa, kuşların cıvıl cıvıl konuşmalarına, arıların güneşle...